Bir Deyim Öğrenelim!
Başa Kakmak:
Yapılan iyiliği yüzüne vurarak birisini üzmek, incitmek. "Yaptığın iyiliği neden başa kakıyorsun?" , "Üç kuruş verdin, üç gün geçmeden başa kakıyorsun."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Pişmiş Armut Gibi Birinin Eline Düşmek:
Emeksiz ve zahmetsizce eline geçmek. "Pişmiş armut gibi babasının eline düştü, bakalım ne ceza alacak."
Pişmiş Armut Gibi Eline Düşmek:
Emeksiz ve zahmetsizce eline geçmek. "Pişmiş armut gibi babasının eline düştü, bakalım ne ceza alacak."
Pişmiş Aşa Soğuk Su Katmak:
Sorunsuzca yapılmakta olan bir işi bozmak. "Pişmiş aşa soğuk su katmanın bir anlamı yok, git kendi işinle uğraş."
Pişmiş Aşa Su Katmak:
Yoluna girmiş, bitmek üzere olan bir işi bozmak ya da aksatmak. ”Pişmiş aşa su katabilir, onu buraya sokmayın.”
Pişmiş Kelle Gibi Sırıtmak:
Anlamsız, çirkin, yersiz, dişlerini göstererek gülmek. ”Pişmiş kelle gibi gülmeyi bırak da işine bak.”
Pişmiş Tavuğun Başına Gelmemek:
Her türlü zarara, kötülüğe, felakete uğramak, çok sıkıntı çekmek. "Bir haftada adamın başına gelenler, pişmiş tavuğun başına gelmemiştir."
Pışt Demek:
Rahatsız edici bir söz söylemek. "Bugüne kadar kimseye pışt demedik."
Pişti Omak:
1- Bir ortamda birbirinden habersiz olarak aynı giyim kuşam içinde karşılaşmak. "Baloda farklı bir kıyafet bulmalıyım, arkadaşlarla pişti olmak istemem." 2- İstenmeyen birisiyle aynı ortamda karşılaşmak. "Okulda gördüğüm yetmiyormuş gibi, burada da pişti olduk şu suratsızla."
Pıt Pıt Atmak:
Korku, heyecan vb. bir sebeple kalbi fazla çarpmak. "Eve yaklaştıkça kalbim pıt pıt atmaya başladı."
Pıtrak Gibi:
1- Üzerinde çok sayıda meyve bulunan ağaç ve dal. "Erikler o kadar çok ki, pıtrak gibi yayılmış." 2- Çok sayıda, tanecikli. "Yüzümde sivilceler pıtrak gibi çıkmaya başladı."
Piyango Çekmek:
Talih oyunu için hazırlanmış kâğıtlardan birini bulunduğu yerden almak. "Piyango çekmek konusunda fazla şansım yoktur."
Piyango Çıkmak:
1- Piyangoda ikramiye kazanmak. "Bize hiç piyango çıkmaz ne hikmetse." 2- Beklenmedik bir yerden büyük kazanç sağlamak. "Dededen mirasa konmuşsun, iyi piyango çıkmış."
Piyango Vurmak:
1- Piyangoda ikramiye kazanmak. "Bize hiç piyango vurmaz ne hikmetse." 2- Beklenmedik bir yerden büyük kazanç sağlamak. "Dededen mirasa konmuşsun, iyi piyango vurmuş."
Piyasa Etmek:
Keyif için aşağı yukarı dolaşmak. "Piyasa etmek için bu saatte çıkılmaz."
Piyasaya Almamak:
Önem vermemek, değersiz görmek. "Senin gibi ikiyüzlü insanı kimse piyasaya almaz, biraz dürüst ol."
Piyasaya Çıkmak:
1- Bir ürün satışa sunulmak. "Piyasaya çıkmadan ürünler toplatılmış." 2- Fuhuş yapmak üzere müşteri aramak. "Piyasaya çıkmak için geç saatleri bekliyorlar."
Piyasaya Düşmek:
1- Çok bulunur olmak. "Piyasaya düşmüş, gidip istediğin kadar alabilirsin." 2- Orta malı olmak. "Seni piyasaya düşmekten kurtardık."
Plan Kurmak:
1- Bir amacı gerçekleştirecek şeyleri düşünmek, tasarlamak. "Sağlam bir plan kurmadan bu işi halledemeyiz." 2- Bir düzen hazırlamak. "Bizi piyasadan silmek için plan kuruyorlar."
Pof Diye:
Pof sesi çıkararak. "Balonlar tek tek pof diye sönmeye başladı."
Poker Çevirmek:
Poker oynamak. "Poker çevirmekten hiç anlamam."
Polat Gibi:
Çelik gibi, güçlü kuvvetli. "Polat gibi birkaç adam lazım."
Polemiğe Girişmek:
Siyasi, bilimsel veya edebî konularda sert tartışmalar yapmak. "Seninle polemiğe girişmek istemiyorum, ben sadece düşüncelerimi söyledim."
Polemiğe Girmek:
Siyasi, bilimsel veya edebî konularda sert tartışmalar yapmak. "Seninle polemiğe girmek istemiyorum, ben sadece düşüncelerimi söyledim."
Polemiğe Kaçmak:
Konudan uzaklaşıp dalaşmak. "Polemiğe kaçmadan sorulara cevap verin lütfen."
Poliçe Çekmek:
Bir müşteriye ödeme yapması için bildiride bulunmak. "Poliçe çektik, bugün yüklü miktarda ödeme bekliyoruz. "
Polis Hafiyesi:
Suç sayılan bir işi veya bu işi yapanı meydana çıkarmakla görevli kimse, dedektif.
Politik Davranmak:
Belli bir amaca ulaşmak için uzlaşmaya, iyi geçinmeye önem vererek hareket etmek. "Politik davranırsanız sorunları çözme konusunda anlaşabiliriz."
Politika Gütmek:
Politika izlemek. "Yaşadığımız sorunların nedeni, ekonomiyle ilgili yanlış politika gütmeniz."
Politika Yapmak:
Bir işi çözümlemek için politika yolunu kullanmak. "Yanlış politika yapıyorsun, politikanı değiştir."
Popülarite Kazanmak:
Halk tarafından sevilmek, tutulmak. "Popülarite kazanmış biri olduğunuz için, sizinle bir reklam çekimi yapmak isteriz."
Popüler Olmak:
Tanınmış, bilinir, ünlü olmak. "Bu şarkı geçen yaz çok popülerdi."
Pos Bıyıklı:
Pos bıyığı olan, gür ve uzun bıyıklı.
Posasını Çıkarmak:
1- Birini çok dövmek. 2- Bir kişi veya şeyi sonuna kadar sömürmek. ”Ülkenin posasını çıkardılar, biz hâlâ seyrediyoruz.”
Post Elden Gitmek:
1- Öldürülmek. 2- Bulunduğu yüksek makamdan ayrılmak zorunda kalmak. ”Post elden gidince kahretti adam.”
Post Kavgası:
Bir makamı, işi ya da iktidarı ele geçirme çekişmesi. ”Seçimler yaklaştı, post kavgası da başladı.”
Post Vermek:
Canını vermek, ölmek. "Bu amaç uğruna post vermek de var."
Posta Atmak:
Birini korkutmak, gözdağı vermek, tehdit etmek. "Bana posta atacak adam daha anasından doğmadı."
Posta Etmek:
1- Görevliler, birini resmî bir daireye götürmek. "Seni, emniyete posta etmeye gelmişler." 2- Birini, gönlü olmasa da bir kimseye teslim edip bir yere göndermek. "Babasıyla iş yerine posta etmek zorunda kaldım."
posta geçmek:
Posta (oturmak): Şeyh olmak, şeyhlik makāmına oturmak.
Posta Güvercini:
Eskiden haberleşme işlerinde kullanılan güvercin.
Posta Koymak:
Birini korkutmak, gözdağı vermek, tehdit etmek. ”Bana posta koyacak adam daha anasından doğmadı.”
posta oturmak:
Şeyh olmak, şeyhlik makāmına oturmak.
Posta Yapmak:
Bir yere gidip gelmek, sefer yapmak. "Belediye otobüsleri köye günde iki posta yapar."
Postal:
Düşkün kadın. "Postal gibi biri kapıyı çalıp gitti."
Postaya Atmak:
Mektup, gazete, paket vb.ni gideceği yere ulaşması için posta kuruluşuna vermek, postalamak. "Sen mektupları ne zaman postaya attın?"
Postaya Vermek:
Mektup, gazete, paket vb.ni gideceği yere ulaşması için posta kuruluşuna vermek, postalamak. "Sen mektupları ne zaman postaya verdin?"
Postayı Kesmek:
İlişkiyi kesmek, gidip gelişi sona erdirmek. "Yaşım ilerledi, çok yerle postayı kesmek zorunda kaldım."
Pösteki Saydırmak:
İçinden çıkılmaz bir iş yükleyip uğraştırmak. "Odan alt üst olmuş, akşama kadar pösteki saydırdın bana."
Pösteki Saymak:
İçinden çıkılması zor ve anlamsız bir işle uğraşmak. ”Ne mi yapıyorlar? Pösteki sayıp duruyorlar.”
Pöstekisini Çıkarmak:
Öldürmek, yok etmek. "Aramızı bozanların pöstekisini çıkarasım geliyor."
Pöstekisini Sermek:
Döverek kımıldamayacak duruma getirmek, pestilini çıkarmak. "Çok kabadayılık taslıyordu, akşam pöstekisini sermişler."
Pöstekiyi Kurtarmak:
Hoş olmayan bir durumdan kurtulmak. "İki gündür uğraşıyoruz, bugün pöstekiyi kurtarabildik."
Postu Deldirmek:
Silah ya da bıçakla yaralanmak. "Dikkatli olalım, durduk yere postu deldirmeyelim."
Postu Kurtarmak:
Can tehlikesini atlatmak, öldürülme tehlikesi olan yerden kaçıp kurtulmak. ”Postu kurtardık çok şükür.”
Postu Pul Değmez Olmak:
Çok eziyet çekmek, çok hırpalanmak.
Postu Sermek:
Kısa bir süre için gittiği yerde, saygısızca ve sorumsuzca uzun süre kalmak. "Gelip postu serdiler, bir şey diyemedim."
postu vermek:
Post (Postu) vermek: Ölmek, canını vermek: Anlıyorsun ya, ya bu kafanın içindeki dünya hakîkat olacak ya ben postu vereceğim (Reşat N. Güntekin).
Postun Elden Gitmesi:
1- Öldürülmek. "Abi dikkat et, Postun elden gitmesin" 2- Bulunduğu yüksek makamdan ayrılmak zorunda kalmak. "Duyduğumuza göre, postun elden gidiyormuş."
Postuna Saman Doldurmak:
Öldürmek. "Postuna saman doldurmak isteyenler olabilir."
Postundan Olmak:
Bulunduğu makamı yitirmek. "Oklu haberlere çıktı, müdür postundan oldu."
Postunu Çıkarmak:
Derisini yüzmek.
Postunu deldirmek:
Postu (Postunu) deldirmek: argo. Vurulmak, yaralanmak: Tüküreyim senin efeliğine! Ali! Al tüfeklerini şu şaşkolozların elinden. Yoksa postunu deldirir bu ayı (Bekir Büyükarkın).
Pot Gelmek:
İş ters gelmek.
Pot Kırmak:
Gaf yapmak, farkında olmayarak karşısındakini kıracak, incitecek söz söylemek. ”Dikkatli ol, bir pot kırma sakın.”
Pot Yapmak:
Dikişte kabarıklık veya büzülme olmak. "Sol omuzu biraz pot yapmışsın sanki."
Poz Kesmek:
Çalım atmak, afili görüntü vermek. "Yeni elemanlar geldi diye, poz kesmeye başladı."
Poz Vermek:
Resim yaptırmak veya fotoğraf çektirmek için durum almak. "Poz vermek için güzel bir yer arıyordu."
Poz Yapmak:
Çalım atmak, afili görüntü vermek. "Yeni elemanlar geldi diye, poz yapmaya başladı."
Pozitif Bilimler:
Deney sonucunda doğruluğu kabul edilmiş bilimler.
Pranga Kaçağı:
Azılı haydut.
Prangaya Vurmak:
Zincire vurmak, ayağına pranga bağlamak. ”Prangaya vurulu olarak yıllarca kaldı o hapishanede.”
Pratik Düşünmek:
Sorunlara kolay ve hızlı çözüm getirecek fikirler üretmek. "Soruyu pratik düşünerek çözebilirsiniz."
Pres Yapmak:
Karşı takımın oyun kurmasını baskı yaparak engellemek. "Oyuncular ilk yarı hiç pres yapmadı."
Problem Çıkarmak:
Sorun çıkarmak. "Size problem çıkarmam, kenarda sessizce otururum."
Problem Etmek:
Dert etmek. "Sadece küçük bir çizik, problem etmene gerek yok."
Problem Olmak:
Dert olmak. "Ödevlerini sık sık aksatman, problem olmaya başladı."
Projeksiyon Tutmak:
Bir konuyu aydınlatmak, açıklığa kavuşturmak. "Bu sayfada yazanlar bize bir projeksiyon tutuyor aslında."
Projektör Işığında Olmak:
Göz önünde bulunmak, ortada olmak. "İnsan projektör ışığında olunca, her şeyi göze çarpıyor."
Protesto Çekmek:
Yasal sebeplerle bildirim göndermek, protesto çekmek. "Altı aylık kirayı ödemediği için protesto çektik."
Protesto Etmek:
1- İtiraz etmek, reddetmek. "Öğrenciler okul müdürünü protesto etti." 2- Yasal sebeplerle bildirim göndermek, protesto yollamak. "Altı aylık kirayı ödemediği için protesto ettik."
Protesto Yollamak:
Yasal sebeplerle bildirim göndermek, protesto çekmek. "Altı aylık kirayı ödemediği için protesto yolladık."
Protokole Dahil:
Diplomatik işlerde, resmi törenlerde yeri olan kimse.
Puan Almak:
1- Spor karşılaşmalarında sayı kazanmak. 2- Bir test imtihanında herhangi bir puan elde etmek. ”Şu sorulardan hiç puan alamayacağımı sanıyordum.”
Puan Kazanmak:
1- Spor karşılaşmalarında başarılı bir oyun çıkararak kendine sayı sağlamak. "Berabere kaldıkları için her iki takımda birer puan kazandı." 2- Genellikle test biçimindeki sınavda herhangi bir puan elde etmek. "Şu sorulardan hiç puan kazanamayacağımı sanıyordum." 3- İtibar kazanmak, takdir edilmek. "Bu şekilde hareketler sana puan kazandırır."
Puan Toplamak:
1- Puan kazanmak. "Ligde en fazla puan toplayan şampiyon olur." 2- Saygınlık sağlamak. "Puan toplamak için göstermelik hareketler yapma."
Puan Tutturmak:
Gereken sayıda puan kazanmak. ”Bu sene puan tutturup da üniversiteye girecek miyim bilmiyorum!”
Puan Vermek:
1- Değer biçmek, not vermek. "Bu boş kağıda puan vermek imkansız." 2- Boksta ve güreşte başarısız duruma düşmek. "Rakibine sürekli puan veriyor, bu gidişle mağlup olacak."
Puanını Vermek:
Kıymetini tespit etmek, ne nitelikte bir kişi olduğu konusunda kanıya varmak. "Hâlâ puanını veremedin mi o adamın?"
Püf Desen Uçacak:
Çok zayıf kimseler için söylenir. "Ne olmuş ona böyle, püf desen uçacak."
Püf Noktası:
Bir işin en ince, en önemli yeri. "Bence işin püf noktası, limon katmak." , "Sözlükte aradığını bulmanın püf noktası, deyimi doğru yazmak."
Pufla Gibi:
Çok yumuşak ve kabarık "Pufla gibi yastıklar aldım."
Pul Pul:
Üstünde yuvarlak ve irice benekleri olan şeyler için kullanılır. "Ellerinin derisi pul pul olmuş."
Pul Tutmak:
Para kazanmaya başlamak. "Askerden geldi, pul tutmaya başladı artık."
Pula Dönmek:
Değersizleşmek. "Benim için altın gibi kıymetliydin, ama artık pula döndün."
Pulat Gibi:
Çelik gibi, güçlü, kuvvetli.
Punduna Getirmek:
Bir şeyi yapmak için uygun şartları elde etmek, fırsat kollamak. ”Punduna getirir getirmez patlattı yumruğunu.”
Pundunu Bulmak:
Bir şeyi yapmak için uygun şartları elde etmek, fırsat kollamak. "Pundunu bulur bulmaz patlattı yumruğu."
Pupa Yelken:
1- Alabildiğince, hiçbir şeye bağımlı olmadan. 2- Yelkenler, arkadan esen rüzgârla şişmiş olarak, tam yolla. ”Pupa yelken açıldık denize.”
Pupa Yelken Gitmek:
1- Yelkenler, arkadan esen rüzgârla şişmiş olarak, tam yolla ilerlemek. "Pupa yelken gitmek var uzak diyarlara." 2- Alabildiğince, hiçbir şeye bağımlı olmadan yol almak. "Pupa yelken giden teknoloji, bize de bir iş kapısı açtı."
Pupa Yelken İlerlemek:
1- Yelkenler, arkadan esen rüzgârla şişmiş olarak, tam yolla gitmek. "Pupa yelken ilerlemek var uzak diyarlara." 2- Alabildiğince, hiçbir şeye bağımlı olmadan yol almak. "Pupa yelken ilerleyen teknoloji, bize de bir iş kapısı açtı."