D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Mercimeği Fırına Vermek:

Kadınla erkek gizlice aşk ilişkisi kurmak. "Bunlar çoktan mercimeği fırına vermişler."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Pupa Yelken Yol Almak:  

1- Yelkenler, arkadan esen rüzgârla şişmiş olarak, tam yolla ilerlemek. "Pupa yelken yol almak var uzak diyarlara." 2- Alabildiğince, hiçbir şeye bağımlı olmadan ilerlemek. "Pupa yelken yol alan teknoloji, bize de bir iş kapısı açtı."

Pürdikkat Kesilmek:  

Çok dikkat etmek. "Pürdikkat kesildik, yarışmayı kimin kazandığını merak ediyorduk."

Pürüz Çıkarmak:  

Engel çıkarmak. "Annem pürüz çıkarmazsa, dil kursuna gideceğim."

Püsküllü Belâ:  

Kendisinden kurtulunması bir türlü mümkün olmayan, büyük sıkıntı, zarar veren kimse veya şey. ”Başıma püsküllü belâ kesildi bu çocuk.”

Puşt Olmak:  

1- Birinin ilencine uğrayıp kötüleşmek, mahvolmak. "Güzelim şirket iki ayda puşt oldu." 2- Bir işin uzmanı olmak. "Kapıda pazarlama işinde iyice puşt oldun."

Pusu Kurmak:  

Birine saldırmak için, bir yere gizlenip beklemek. ”Düşmanlarımızın pusu kurduğundan tam zamanında haberdar olmuştuk.”

Pusuda Beklemek:  

Gizlenerek saldırıya hazır durumda olmak. "Pusuda bekleyen köpek birden kediyi kovalamaya başladı."

Pusudan Çıkmak:  

1- Kurulan pusudan kurtulmak. "Pusudan biz çıktık, ama bir arkadaşımızı şehit verdik." 2- Kuracağı pusudan vazgeçmek. "Pusudan çıkıp eve dönmeye karar verdik."

Pusulasını Şaşırmak:  

1- Ne yapacağını bilemez duruma düşmek. "İyice pusulasını şaşırmadan uyarmalıyız onu." 2- Doğru tutum ve davranıştan ayrılmak. "Şu yaptıklarına bak, iyice pusulasını şaşırmış."

Pusulayı Şaşırmak:  

1- Ne yapacağını bilemez duruma düşmek. 2- Doğru tutum ve davranıştan ayrılmak. ”İyice pusulayı şaşırmadan uyarmalıyız onu.”

Pusuya Düşmek:  

Pusu kuran kimsenin saldırı alanı içine girmek. ”Eyvah, pusuya düşürdüler bizi!”

Pusuya Düşürmek:  

Yolunu gizlice bekleyip kötülük etmek. "Pusuya düşürmek için çok beklediler, ama gelene giden olmadı."

Pusuya Yatmak:  

Pusuda beklemek. "Arkadaşım pusuya yatmış bizi izliyordu."

Put Gibi:  

Kımıltısız, sessiz, anlamsız bir bakışla. Put kesilmek: Sessiz, kımıltısız bir durumda kalmak. ”Onun bağırmasıyla herkes bir anda put kesildi!”

Put Kesilmek:  

Sessiz ve hareketsiz bir durumda kalmak. "Onun bağırmasıyla herkes bir anda put kesildi!"

Rabbena Hakkı İçin:  

Ant içerken inandırmak için kullanılan bir söz. "Rabbena hakkı için söylüyorum, gerçekten çok üzülüyor."

Rabbim Esirgesin:  

Allah'ım korusun.

Rabbime Emanet:  

Herhangi bir şeyin, kimsenin korumasını Allah'a bırakmak. "Rabbime emanet ol yavrum, hayırlı yolculuklar."

Rabbin Keskin Kılıcına Gelmek:  

Allah'ın büyük gazabına uğramak.

Racon Kesilmek:  

Kabadayılar arasındaki bir meseleyi sonuca bağlamak üzere toplantı tertip edilmek.

Racon Kesmek:  

1- Görünüşe göre hüküm vermek. "Hoca seninle ilgili raconu kesmiş, yakında öğrenirsin." 2- Gösteriş yapmak. "Bu mekanda racon kesmek senin haddine değil!"

Raddelerinde:  

Sularında. "Saat on bir raddelerinde."

Rafa Kaldırmak:  

Bir iş üzerinde artık durmamak, o işi kenara itmek, ihmal etmek. ”Bizim dosyayı yine rafa kaldırmışlar.”

Rafa Koymak:  

Bir iş üzerinde artık durmamak, o işi kenara itmek, ihmal etmek. "Bizim teklifimizi yine rafa koymuşlar."

Rafta Kurabiye Var Ama Size Göre Değil:  

İşinize yaramaz anlamında. "Takıma iyi bir golcü lazım, rafta kurabiye var ama size göre değil."

Rağbet Etmek:  

İstemek, beğenmek, istekle karşılamak. "Sırf reklamı çıkıyor diye, insanların bir şeye rağbet etmelerine şaşıyorum."

Rağbet Görmek:  

İstenilmek, beğenilmek, istekle karşılanmak. "İki yıllık bir firma olmamıza rağmen, çok iyi rağbet görüyoruz."

Rağbet Görmemek:  

Alıcısı, taliplisi, isteyeni fazla olmamak, istenmemek.

Rağbet Göstermek:  

İstemek, beğenmek, istekle karşılamak. "Sırf reklamı çıkıyor diye, insanların bir şeye rağbet göstermelerine şaşıyorum."

Rağbet Kazanmak:  

İstenilmek, beğenilmek, istekle karşılanmak. "İki yıllık bir firma olmamıza rağmen, çok rağbet kazanıyoruz."

Rahat Batmak:  

Rahat olan yaşantısını olmayacak nedenlerle bırakmak, yaşantısını zora sokmak. "Evden ayrılıp tek başına yaşamak istiyor. Rahat battı galiba!"

Rahat Bırakmak:  

Daha rahat ve huzurlu oturmayı sağlamak. "Beni rahat bırakırsanız, odamda kitap okuyacağım."

Rahat Bırakmamak:  

Tedirgin etmek, rahatsızlık vermek. "Kardeşi evde hiç rahat bırakmıyor."

Rahat Durmak:  

Yaramazlık etmemek veya kımıldamamak. "Benim biraz işim var, burada rahat durursan sana bir dondurma alırım."

Rahat Durmamak:  

Yaramazlık etmek, kımıldayıp durmak. ”Rahat durmadın, beni zor durumda bıraktın.”

Rahat Etmek:  

Sıkıntısız durumda olmak, ferahlanmak, dinlenmek. "Yaşlılıkta rahat etmek isteyen, gençliğinde çok çalışsın."

Rahat Kıçına Batmak:  

Bulunduğu rahat durumun kıymetini bilmemek. "Kış günü evde rahat kıçına batmış, habersiz çıkıp gitmiş."

Rahat Olmak:  

Üzüntülü, sıkıntılı veya tedirgin durumda olmamak. "Evine hırsız girmiş, bu kadar rahat olmana anlam veremiyorum."

Rahat Vermemek:  

Tedirgin etmek, rahatsızlık vermek. "Kardeşi evde hiç rahat vermiyor."

Rahat Yüzü Görmemek:  

Huzur, bolluk, hiç rahatlık görmemek; sürekli sıkıntı, darlık içinde bulunmak. ”Şu yaşıma geldim, hiç rahat yüzü görmedim desem yeridir.”

Rahat Yüzüne Hasret Kaldı:  

Huzursuz olmak, rahat edememek. "Şirketi iflas etti, bir yıldır rahat yüzüne hasret kaldılar."

Rahata Ermek:  

Rahatlamak. "Emekli olunca, rahata erdi kadıncağız."

Rahata Kavuşmak:  

Rahatlamak. "Sınavları atlatıp, rahata kavuşmak istiyorum."

Rahatı Kaçmak:  

Tedirgin olmak, üzülmek. "Komşusu yüzünden rahatı kaçıyordu."

Rahatına Bakmak:  

Hiçbir şeye aldırış etmeden rahatını sağlamaya çalışmak. ”Boş ver, rahatına bak, sen mi düzelteceksin diyenlerden nefret ederim.”

Rahatlık Batmak:  

Rahat, iyi bir yerdeyken o yeri olmayacak nedenlerden ötürü terk eden insanlar için sitem biçiminde söylenir.

Rahatsızlık Duymak:  

Tedirgin olmak, huzurunun ve rahatının kaçtığını hissetmek. "Ödevini yapmadığı için rahatsızlık duyması normal."

Rahatsızlık Vermek:  

Rahatını bozmak, rahatını, keyfini kaçırmak. "Size rahatsızlık vermek istemem, ben gideyim dilerseniz."

Rahleitedrisinden Geçmek:  

Birinden eğitim almak. "Ünlü ekonomi profesörünün rahleitedrisinden geçmiş biriydi.

Rahmet Dilemek:  

Ölmüş birini iyilikle anmak.

Rahmet Okumak:  

Allah'ın merhamet ve bağışlaması için dua etmek. "Annenin, babanın o kadar emeği var, onlara her gün rahmet oku."

Rahmet Okumamak:  

İyiliğine çalışmamak. "Düşman düşmana rahmet okumaz ya!"

Rahmet Okutmak:  

Biri, kötü bir kimseden daha kötü çıkmak. "Yeni okul müdürü, eski müdürümüze rahmet okutuyor."

Rahmet Olsun Canına:  

"Allah rahmet eylesin" anlamında ölüler anılırken kullanılan bir iyi dilek sözü. "Bu villada dedenin çok emeği var, rahmet olsun canına."

Rahmetli Olmak:  

Vefat etmek, ölmek. "Dedesi ağır hastaydı, rahmetli olmuş."

Rahmetlik Olmak:  

Vefat etmek, ölmek. "Dedesi ağır hastaydı, dün rahmetlik olmuş."

Ram Etmek:  

Boyun eğdirmek.

Ram Olmak:  

Kendini onun emrine bırakmak. Boyun eğmek. "Senin gibi vicdansıza ram olmayı kabullenemem."

Ramak Kalmak:  

Bir şeyin olmasına çok az kalmak” anlamında kullanılır. "Makinenin elime değmesine ramak kalmıştı ki güçlükle kendimi geri attım.”

Ramazan Keyfi:  

Oruç tutanlardaki sinirlilik hali. "Söylediklerini pek önemseme, Ramazan keyfi onunki."

Ramp Işığına Çıkarmak:  

Bir oyunu sahnelemek. "Son oyunlarını ramp ışığına çıkarmak için çok çalışıyorlar."

Rampa Etmek:  

1- Taşıt bir yere, bir şeye veya bir başka taşıta yanaşmak. "Arızalı otomobili çekiciye rampa etmeye çalışıyorlar." 2- Birinin içki masasına çağrılmadığı hâlde oturmak. "Arkadaşını gördüğünde yanına rampa etmekte sakınca görmedi."

Randevu Almak:  

Bir kimseden belli bir saat ve yerde buluşmak için söz almak, gün almak. "Muayene için randevu almak gerekiyormuş."

Randevu Vermek:  

Belli bir saatte, belli bir yerde biriyle buluşmak için söz vermek. "Belediye Başkanı bize randevu vermek istemedi."

Randevusu Olmak:  

Belli bir saatte, belli bir yerde buluşmak için biriyle sözleşmiş olmak. "Hastanede randevusu olduğu için geç gelecek."

Rap Diye:  

Ansızın. "Rap diye sınıfa girmek biraz saygısızlık değil mi?"

Rapor Almak:  

1- Hasta olup olmadığını belirlemek amacıyla herhangi bir sağlık kuruluşundan belge almak. "Kursa katılmak için sağlık raporu almak gerekiyormuş." 2- Sorumluluğu altındakilerden herhangi bir konuda bilgi almak. "Satış raporlarını almak için iş yerine uğramam lazım."

Rapor Etmek:  

Herhangi bir konuda yapılan inceleme, araştırma sonucu düşünce veya gözlemleri bildirmek. "Şirketinizdeki eksiklikleri rapor etmek zorundayım."

Rapor Vermek:  

Herhangi bir konuda yapılan inceleme, araştırma sonucu düşünce veya gözlemleri bildirmek. "Kendi kafama göre hareket edemem, ben de her gün patronuma karşı rapor vermek zorundayım."

Raspa Etmek:  

Demir ve tahtaların üzerindeki boyaları, uygun bir aletle sıyırmak.

Raspa Taşı:  

Gemi güvertelerini temizlemek için kullanılan sünger taşı.

Rast Gele:  

"işiniz rast gitsin" anlamında kullanılan bir söz. "Rast gele! Allah bol müşteriler versin."

Rast Gelmek:  

1- Düşünmediği, beklemediği bir anda biriyle karşılaşmak. 2- Düşünmediği veya düşünülmediği hâlde payına düşmek. ”Desenli parça bana rast geldi.” 3- Hedefi bulmak. 4- Bulmak. ”Pazarda kardeşimi çok aradım ama rast gelmedim.”

Rast Getirmek:  

1- Bir şeyi ya da bir kimseyi umulmadık bir zamanda ve yerde bulmak. "Allah rast getirdi, ben de sizi arıyordum." 2- Allah, uygun bir durum sağlamak, başarılı kılmak. "Allah işlerinizi rast getirsin." 3- İsabet etmesini sağlamak. "Beş penaltının ikisini kaleciye rast getirdi. 4- Kollamak, seçmek. "Keyifli bir anına rast getirip 1000 Lira para istedim, hemen çıkarıp verdi."

Rast Gitmek:  

Bir iş istenilen biçimde gelişmek. "Bu hafta işleri rast gitti, tüm borçları ödedik."

Rastık Çekmek:  

Rastık sürmek. "Rastık çekmekten vazgeçtim."

Raydan Çıkmak:  

Düzeni bozulmak, altüst olmak. "Ekonomik durum iyice raydan çıkmaya başladı."

Rayına Girmek:  

İstenilen biçimi almak, gerekli olan şekilde gelişmek. "Son altı aydır işler rayına girdi, çok şükür borçları ödedik."

Rayına Oturmak:  

Bozulmuş, düzensiz hâle gelmiş bir işi yoluna koymak, iyi duruma getirmek. "Son altı aydır işler rayına oturdu, çok şükür borçları ödedik."

Rayına Oturtmak:  

Bir işi yoluna, yöntemine koymak, düzgün işler duruma getirmek. "Okula gelen yeni müdür, işleri rayına oturtmaya çalışıyor."

Rayına Sokmak:  

Bir işi yoluna, yöntemine koymak, düzgün işler duruma getirmek. "Okula gelen yeni müdür, işleri rayına sokmaya çalışıyor."

Rayından Çıkmak:  

Düzeni bozulmak, altüst olmak. "Ekonomik durum iyice rayından çıkmaya başladı."

Reçete Gibi:  

1- Okunaksız yazı. "Yazdığı ders notları reçete gibi, okumaya çalışıyorum." 2- Kesin yargı ve çözüm bildiren. "Reçete gibi bir karışım tarifi vereceğim sana."

Reçete Yaptırmak:  

Reçetede yazılı olan ilaçları hazırlatmak veya satın almak. "Reçete yaptırmaya aşağıdaki eczaneye kadar gitti."

Refakat Etmek:  

Yanında gitmek, beraber olmak.

Referans Göstermek:  

1- Kaynak göstermek. "Söylediğiniz bu bilgi için referans göstermeniz daha doğru olur." 2- İş tecrübesini ispatlamak için daha önce çalıştığı iş yeri bilgilerini vermek. "Sizi işe alabilmemiz için, öncelikle referanslarınızı göstermeniz gerekir." 3- Kendisini destekleyen, tavsiye eden kişiyi belirtmek. "Dayısı referans olunca, ona da belediyede bir koltuk ayarladılar."

Rehavet Basmak:  

Gevşeklik, ağırlık duymak ve uyumak istemek. "Bugün çok yoruldum, yemeği de yiyince iyice rehavet bastı."

Rehavet Çökmek:  

Gevşeklik, ağırlık duymak ve uyumak istemek. "Bugün çok yoruldum, yemeği de yiyince iyice rehavet çöktü."

Rehber Edinmek:  

Doğruyu bulmak için bir kimseyi ya da şeyi yol gösterici olarak örnek almak, kılavuz kabul etmek. "Ben babamın çalışmalarını rehber edinmek istedim."

Rehber Öğretmen:  

Öğrencilerin özel durumlarıyla yakından ilgilenen ve öğrenciye, zorluklar karşısında yardımcı olan öğretmen.

Rehin Almak:  

Bir anlaşma, sözleşme veya isteğin yerine getirilmesini sağlamak için bir kimseyi veya bir şeyi alıkoymak. "İşten çıkarıldığı için Müdürü rehin almış, pazarlık yapıyordu."

Rehin Etmek:  

Rehin olarak vermek. "Kredi çekip, evi rehin etmişler."

Rehin Vermek:  

Ödünç para almak için değerli bir şeyi rehin olarak vermek. "Beş bin lira aldık, ama arabayı rehin verdik."

Rehine Koymak:  

Ödünç para almak için değerli bir şeyi rehin olarak vermek. "Rehine koyduğumuz her şeyi geri aldık."

Rehine Vermek:  

Ödünç para almak için değerli bir şeyi rehin olarak vermek. "Rehine verdiğimiz her şeyi geri aldık."

Rekabet Etmek:  

Yarışmak, üstünlük elde etmeye çalışmak. "Böyle bir projeyle rekabet edemeyiz."

Reklam Etmek:  

Herhangi bir kimseyi veya olayı, durumu açığa vurmak, ilan etmek, afişe etmek, ifşa etmek. "Çok kazanıyorum diye reklam etmene gerek yok."

Reklam Yapmak:  

Her türlü aracı kullanarak bir şeyi halka tanıtmak, ünlenmesini sağlamak. "Reklamı yapılan her ürün kalitelidir demek yanlıştır."

Rekor Kırmak:  

Eski rekoru aşıp yeni, üstün bir sonuç elde etmek. ”Koşuda yeni bir rekor kırılması bekleniyor.”

Remil Atmak:  

Kumda birtakım çizgiler çizerek fala bakmak. "Remil atmak konusunda bir şeyler öğrenmeye çalışıyor."

WhatsApp