D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Eteklerini İndirmek:

Üzerine düşen görevi yerine getirmek.

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Pabuçlarını Çevirmek:  

1- Konuk ayakkabılarını gidiş yönüne doğru düzgün bir biçimde sıralamak. 2- Bazı davranışlarla konuğu gitmeye zorlamak.

Pabuçtan Aşağı:  

Hor, aşağılık.

Pabucu Büyüğe Okutmak:  

Akılsızca davrananlar için alaylı bir öğüt olarak kullanılır.

Pabucu Dama Atılmak:  

Kendisinden üstün birinin çıkmasıyla gözden düşmek, değer ve itibarını kaybetmek. ”Yeni bir elektrikçi aldılar, desene Murat`ın pabucu dama atıldı.”

Pabucuna Kum Dolmak:  

1- Ortaya çıkan durum karşısında tedirgin olmak. "Bizim olayı öğrenmemizle pabucuna kum doldu, ondan biraz çekiniyor." 2- Engelle karşılaşmak. "Pabucuna kum dolmasın diye acele davranıyor."

Pabucuna Taş Kaçmak:  

1- Ortaya çıkan durum karşısında tedirgin olmak. "Bizim olayı öğrenmemizle pabucuna taş kaçtı, ondan biraz çekiniyor." 2- Engelle karşılaşmak. "Pabucuna taş kaçmasın diye aceleci davranıyor."

Pabucunu Dama Atmak:  

Kendinden üstün birini gözden düşürmek. "Yeni gelen öğrenci çok başarılı, sınıf birincisinin pabucunu dama attı."

Pabucunu Eline Vermek:  

Dolaylı olarak kovmak. "Pabucunu eline vermişler, hiç konuşmadan çıktı gitti."

Pabucunu Ters Giydirmek:  

Güç bir duruma düşürerek telâşlandırmak, bu telâşla kaçmasına sebep olmak. ”El oğlu bu, adama pabucunu ters giydirir, tetikte olmalı insan.”

Pabucunun Teki Bir Yerde Kalmak :  

Bir yere çok fazla gidip gelmek.

Paça Günü:  

Düğünün ertesi günü.

Paçaları Sıvamak:  

Bir işi yapmak için hazırlanmak. ”Bir an önce paçaları sıvayıp işe başlamak istiyordu.”

Paçaları Tutuşmak:  

Telaşlanmak, endişelenmek. "Misafir geleceğini öğrenince, evdekilerin paçaları tutuştu."

Paçalarından Akmak:  

1- Gizlenmek istenen şeyin bütünüyle meydanda olduğunu anlatmak için kullanılır. "Yalancılığın paçalarından akıyor." 2- Pislik ve kir çok olmak. "Git bir duş al, pislik paçalarından akıyor."

Paçalarından Kibarlık Akmak:  

Aşırı derecede kibar davranmak. "Akşamki davette senin oğlanın paçalarından kibarlık akıyordu."

Paçalı Tavuk:  

Ayaklarında tüyler bulunan tavuk.

Paçası Düşük:  

Giyimine, kılık kıyafetine pek dikkat etmeyen, sünepe. "Paçası düşük adamları çağırmasan olmaz."

Paçası Tutuşmak:  

Telaşlanmak, endişelenmek. "Misafirlerin geleceğini öğrenince, herkesin paçası tutuştu."

Paçasından Tutup Atmak:  

Hakaretle kovmak. "İleri geri konuşunca, paçasından tutup atmaktan başka çare kalmadı."

Paçasını Çekecek Hâli Olmamak:  

Güçsüz, beceriksiz olmak. "Paçasını çekecek hâli yok, bir de evlenmeyi planlıyormuş."

Paçasını Kaptırmak:  

Giriştiği, ama sonradan vazgeçmek istediği bir işten kendini kurtaramamak. "Bankalara paçasını kaptırmış, artık ne kadar faiz öder bilemem."

Paçasını Kurtarmak:  

Giriştiğine pişman olduğu, vazgeçmek istediği bir işten kendini kurtarmak. "Şu işten bir türlü paçasını kurtaramadı."

Paçasını Toplayacak Hâli Olmamak:  

Güçsüz, beceriksiz olmak. "Paçasını toplayacak hâli yok, bir de evlenmeyi planlıyormuş."

Paçavra Gibi:  

Değersiz kimse veya şey. "Paçavra gibi kenara atılacak biri değilim."

Paçavrasını Çıkarmak:  

Çok hırpalamak, sağlam yerini koymamak, işe yaramaz bir duruma getirmek. ”Beş kişiydiler, adamın paçavrasını çıkardılar.”

Paçavraya Çevirmek:  

Çok hırpalamak, dağınık, bozuk ya da berbat bir duruma getirmek. "Bir hafta kullansın diye verdik, arabayı paçavraya çevirmiş."

Paçayı Kaptırmak:  

1- Yakalanmak, ele geçmek. 2- Giriştiği işten vazgeçmek istediği hâlde kendini kurtaramamak. 3- Dilediği gibi davranamamak. ”Paçayı kaptırdık bir kere, yakamızı kurtaramıyoruz.”

Paçayı Kurtarmak:  

Bir ilişkiden veya önce girişip sonra pişman olduğu bir işten yakasını sıyırmak. ”Çok şükür şu belâlı işten paçayı kurtardık.”

Paçayı Sıyırmak:  

Bir ilişkiden veya önce girişip sonra pişman olduğu bir işten yakasını kurtarmak. "Çok şükür şu belalı işten de paçayı sıyırdık."

Paha Biçilmez:  

Çok pahalı, kıymeti ölçülemeyecek kadar yüksek. ”Paha biçilemez tablolar sergilenmişti.”

Paha Biçmek:  

Değerini belirlemek. "Yaptığın bu iyiliğe gerçekten paha biçilemez."

Pahalıya Gelmek:  

Yüksek fiyattan almak, masraflı olmak. "Almak zorunda kaldık, ama bize biraz pahalıya geldi."

Pahalıya Mal Olmak:  

Kolay elde edilememek; para, özveri ve emek gerektirmek; zarara ve sıkıntıya yol açmak. ”Bu ev size pahalıya mal olsa gerek.”

Pahalıya Oturmak:  

1- Çok para, özveri, emek gerektirmek. "Bu iş yerini açmak bize epey pahalıya oturdu." 2- Kolay elde edilememek. "Bazen aşırı derecede kuşkulu davranıyorsak, bize çok pahalıya oturan hürriyetimizi kaybetmek konusundaki korkumuzdandır. Mustafa Kemal Atatürk (29.10.1923) " 3- Zarara, sıkıntıya yol açmak. "Geç saate gezme düşüncen, bize pahalıya oturdu."

Pahalıya Patlamak:  

1- Çok para, özveri, emek gerektirmek. "Bu iş yerini açmak bize epey pahalıya oturdu." 2- Kolay elde edilememek. "Bazen aşırı derecede kuşkulu davranıyorsak, bize çok pahalıya oturan hürriyetimizi kaybetmek konusundaki korkumuzdandır. Mustafa Kemal Atatürk (29.10.1923) " 3- Zarara, sıkıntıya yol açmak. "Geç saate gezme düşüncen, bize pahalıya oturdu."

Pahaya Çıkmak:  

Pahalanmak, pahalılaşmak. "Turşuluklar pahaya çıkmadan, pazara çıkıp bir şeyler alalım."

Pahaya Geçmek:  

Değerli bir şeymiş gibi esirgenmek. "Pahaya geçti diye bal da mı yemeyelim."

Paket Program:  

Televizyon ve radyoda banda alınıp gerektiğinde yayınlanmak üzere hazırlanan program. "Bu canlı yayın değil, bir paket program."

Pala Çalmak:  

Uğraşmak, didinmek, çabalamak. "Yıllardır şoförlük işinde, pala çalmaya devam ediyor."

Pala Çekmek:  

Palayı belinden çıkarıp vurmak. "Kendisini tehdit edenlere, pala çekerek karşı koydu."

Pala Sallamak:  

Uğraşmak, didinmek, çabalamak. "Yıllardır şoförlük işinde, pala sallamaya devam ediyor."

Pala Sürtmek:  

Çabalamak, uğraşmak. "Gençliğimizde biz de az pala sürtmedik yani."

Palamarı Çözmek:  

Kaçmak, sıvışmak. "Palamarı çözüp gitti, akşama kadar göremedik."

Palamarı Koparmak:  

Kaçmak, sıvışmak. "Palamarı koparıp gitti, akşama kadar göremedik."

Palan Vurmak:  

Palanı hayvanın sırtına koyup bağlamak. "Palan vurmak için çok uğraştım, ama başarılı olamadım."

Palas Pandıras:  

Acele olarak, hazırlanmaya zaman bulamadan. ”Palas pandıras evden çıkmak zorunda kaldık.”

Palavra Atmak:  

1- Abartarak söylemek, olmayacak şeylerden söz etmek. "Senin ablan da çok palavra atıyor ki." 2- Uydurma, asılsız bir söz veya haberi gerçekmiş gibi ortaya atmak, yalan söylemek. "Takdir belgesi alıyorum diyordu, ama palavra atıyormuş, bir şey alamadı."

Palavra Savurmak:  

1- Abartarak söylemek, olmayacak şeylerden söz etmek. "Senin ablan da çok palavra savuruyor ki." 2- Uydurma, asılsız bir söz veya haberi gerçekmiş gibi ortaya atmak, yalan söylemek. "Takdir belgesi alıyorum diyordu, ama palavra savuruyormuş, bir şey alamadı."

Palavra Sıkmak:  

1- Abartarak söylemek, olmayacak şeylerden söz etmek. "Senin ablan da çok palavra sıkıyor ki." 2- Uydurma, asılsız bir söz veya haberi gerçekmiş gibi ortaya atmak, yalan söylemek. "Takdir belgesi alıyorum diyordu, ama palavra sıkıyormuş, bir şey alamadı."

Paldımı Aşmak:  

Başaramayacağı bir işe girişmek. "Paldımı aşmayacaktın, başaramazsın diye kaç kez söyledim sana."

Paldır Küldür:  

1- Büyük bir gürültü ile. 2- Ansızın ve kurallara uymaksızın. ”Paldır küldür merdivenlerden inmeye başladılar.”

Palet Vurmak:  

Dipte yüzerken yükselme amacıyla paletlerle suyu dövmek. "Palet vurup hızla su yüzeyine çıktı."

Paluze Gibi:  

Beyaz, dolgun ve titrek. (ten)

Palyaço Gibi:  

Gülünç olacak derecede acayip kılıklı. "Bu kıyafetleri nereden aldın? Palyaço gibi olmuşsun."

Pamuk Atmak:  

Yay ve tokmakla pamuğu ditmek. "Yaşlı kadın içeride pamuk atmakla uğraşıyordu."

Pamuk Gibi:  

1- Çok yumuşak. "Pamuk gibi yanakların var." 2- İyi huylu, munis. "Pamuk gibi insan, nasıl olur da böyle bir şey yapar."

Pamuk İpliği İle Bağlamak:  

Etkisi az sürecek, köksüz, geçici bir çözüm yolu bulmak. "Bu işi pamuk ipliği ile bağladık, ancak bir çözüm bulmalıyız." , "Onların dostluğu pamuk ipliği ile bağlı, yarın ne olur bilinmez

Pamuk İpliğine Bağlı Olmak:  

Etkisi uzun sürmeyecek bir çare ile geçiştirmek. "Bu günlerde ilişkimiz pamuk ipliğine bağlı, her an bir şey olabilir."

Pamuk İpliğiyle Bağlamak:  

Etkisi uzun sürmeyecek bir çare ile geçiştirmek. "Bu işi pamuk ipliğiyle bağladık, ancak bir çözüm bulmalıyız."

Pamuk İpliğiyle Bağlı Olmak:  

Etkisi uzun sürmeyecek bir çare ile geçiştirmek. "Bu günlerde ilişkimiz pamuk ipliğiyle bağlı, her an bir şey olabilir."

Pamuk Prenses:  

Masallarda geçen bir prensesin adı olup, çok beyaz, terbiyeli, sevimli kız çocukları için kullanılır.

Panayır Yeri Gibi:  

Çok kalabalık yer. "Bizim ev bugün panayır yeri gibi."

Panayır Yerine Dönmek:  

Kalabalıklaşmak. "Burası da panayır yerine döndü."

Pancar Gibi:  

Kıpkırmızı. "Yüzü pancar gibi oldu."

Pancar Gibi Olmak:  

Yüzüne kan hücum edip çok kızarmak. "Acı baldan birkaç kaşık aldı, ama pancar gibi oldu garibim"

Pancar Kesilmek:  

Mahcup olup kızarmak. "Sevdiği kız yanına oturunca, pancar kesildi."

Pandik Atmak:  

Elle sarkıntılık etmek. "Arkadaşlarına el şakası yapma, pandik atmak filan çok yanlış şeyler."

Pandik Yemek:  

Elle sarkıntılığa uğramak. "O kalabalıktan pandik yemeden kurtulduk sonunda."

Pandomim Kopmak:  

İzleyenler için eğlendirici bir kavga çıkmak. "Pandomim kopmuş, ortalık şenlik yerine dönmüştü."

Pandomima Kopmak:  

Seyredenleri eğlendiren bir kavga çıkmak.

Paniğe Kapılmak:  

Çok korkmak, telâşa sürüklenmek. ”Çocuklar paniğe kapılacaklar diye endişeleniyorum.”

Paniğe Vermek:  

Büyük bir dehşete düşürmek, çok korkutmak. "Ufak bir olay olsun, ortalığı paniğe vermekte üstüne yok."

Panik Vermek:  

Ürkütüp karışıklık, şaşkınlık yaratmak.

Panik Yaratmak:  

Korku, dehşet uyandırmak. "Sınıfa giren köpek, öğrenciler arasında panik yarattı."

Papağan Gibi Ezberlemek:  

Anlamını bilmeden ezberlemek. "Bu konuyu papağan gibi ezberlemişsin."

Papağan Gibi Tekrarlamak:  

Peş peşe, art arda söylemek. "Söylediklerimi papağan gibi tekrarlamaktan vazgeç."

Papara Yemek:  

Çok azarlanmak. ”Çabuk olun, annemden papara yemek istemiyorum.”

Paparasını Yemek:  

Çok azarlanmak. "Çabuk olun, annemin paparasını yemek istemiyorum." , "Gelir gelmez müdürün paparasını yedik."

Paparayı Yemek:  

Paylanmak, azar işitmek. "Akşama paparayı yemek istemiyorum, işi bitirmeden gitmeyeceğiz."

Papatya Falı:  

Niyet tutup "olacak, olmayacak" diye papatyanın yapraklarını birer birer kopararak bakılan fal.

Papatya Falı Bakmak:  

Birinin sevgisinden emin olamamak. "Papatya falı bakmayı bırak, çık karşısına açıkça konuş."

Papaz Gibi:  

Saçı, sakalı uzayıp birbirine karışmış kimse. "Sen bir kuaföre gitsen iyi olur, papaz gibi olmuşsun."

Papaz Her Gün Pilav Yemez:  

1- İnsan her zaman aynı nitelikte ve uygun bir durumla karşılaşmaz. "Bugün zarar ettik, papaz her gün pilav yemez." 2- Bir insanı hep aynı hileyle kandıramazsın. "Bu kez benden beş kuruş çıkmaz, papaz her gün pilav yemez." 3- İnsan zaman zaman değişiklik ister. "Papaz her gün pilav yemez ya, bugün döner yemeye gidiyoruz."

Papaz Kaçtı:  

Bir çeşit iskambil oyunu.

Papaz Olmak:  

Bir kimseyle çok kötü kavga etmek. Aralarındaki işi-ilişkiyi bozmak. "En yakın arkadaşımla senin yüzünden papaz oldum."

Papaz Uçurmak:  

İçkili eğlence düzenlemek. "Papaz uçurmak için hafta sonu anlaştılar."

Papaz Yahnisi:  

Soğanlı, sirkeli bir çeşit et yemeği.

Papaza Dönmek:  

Saçı ve sakalı uzamak, darmadağın olmak. "Sen bir berbere gitsen iyi olur, iyice papaza dönmüşsün."

Papaza Kızıp Oruç Bozmak:  

Başkasına kızıp kendisine zarar verecek eylemde bulunmak. "Papaza kızıp oruç bozmak doğru olmaz, gitsin babasına ödetsin. Zararı neden biz ödeyeceğiz?"

Papaza Kızıp Perhiz Bozmak:  

Başkasına kızıp kendisine zarar verecek eylemde bulunmak. "Papaza kızıp perhiz bozmak doğru olmaz, gitsin babasına ödetsin. Zararı neden biz ödeyeceğiz?"

Papazı Bulmak:  

Beklemediği kötü bir sonuçla karşılaşmak, belasını bulmak. "Bu yola girmeyelim dedim, papazı bulduk işte."

Papazlık Etmek:  

Ders vermek, ikna edici sözlerle kandırmak. "Kuş beyninle bana papazlık etmeye kalkışma."

Par Par Yanmak:  

Yüksek ateşi olmak; bir yanıp bir sönmek; ışıl ışıl parlamak. "Orman içinde par par yanmakta olan şeyin ne olduğunu çok merak ettik."

Para Ağacı:  

Enayi, aptal, deneyimsizliği yüzünden başkalarına para kaptıran kimse. "Seni para ağacı yerine koyuyorlar, daha dikkatli ol."

Para Akıtmak:  

Çok para harcamak. "Sen okuyup adam ol diye az para akıtmadım."

Para Aslanın Ağzında:  

Para bin bir zorluklarla kazanılmaktadır.

Para Babası:  

Çok zengin, parası bol olan. "Para babası adam, o harcamasın da ben mi harcayayım?"

Para Basmak:  

1- Darphanede, basımevinde metali veya kâğıdı para durumuna getirmek. "Para basmak için yasal izinler darphaneye verilmiştir." 2- Kumarda ortaya para koymak. "O kadar para basıp riske girmesi saçma bir şey." 3- Çok kazanmak. "Bugün akşama kadar resmen para bastık." 4- Çok kazandırmak. "Bu iş yeri para basıyor."

Para Bayılmak:  

Çok pahalıya almak. "Kıyafetime laf söyletmem, ben buna az para bayılmadım."

Para Bozmak:  

Büyük parayı küçük paralarla değiştirmek. "Lütfen şu parayı bozar mısınız?"

WhatsApp