D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Taş Bebek Gibi:

Çok güzel fakat genellikle soğuk ve donuk kadın. "Mahallede taş bebek Jale olarak bilinir."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Ölümün Soluğunu Ensesinde Duymak:  

Her an öleceğini beklemek, ölüm korkusu ile dolu olmak. "O karlı dağlarda mahsur kaldık, bir ara ölümün soluğunu ensemizde duyduk."

Ölümün Soluğunu Ensesinde Hissetmek:  

Her an öleceğini beklemek, ölüm korkusu ile dolu olmak. "O karlı dağlarda mahsur kaldık, bir ara ölümün soluğunu ensemizde hissettik."

Ölümüne Atılmak:  

Her türlü olumsuzluğu göze alarak var gücüyle saldırmak. "Tüm askerler ölümüne atılmak için hazır bekliyordu."

Ölümüne Susamak:  

Yapmakta olduğu tehlikeli işte ölümü kendi üzerine çekecek davranışta bulunmak. ”Ölümüne mi susadın, çekil şu arabanın önünden!”

Ölünün Körü:  

Şu soruları kes artık, ağzımdan kötü bir şey çıkacak şimdi, anlamında kullanılır. "Ölünün körü! Sus artık."

Olup Bittiye Getirmek:  

Emrivaki yapmak, geri dönülmesi güç ve imkânsız bir durum oluşturmak. "Olupbittiye getirerek tarlayı satın aldılar."

Olup Olacağı:  

1- En son olabilecek şey. "Olup olacağı düşük not verebilir, kesecek değil." 2- Hepsi. "Olup olacağı beş kilogram geliyor."

Ölüp Ölüp Dirilmek:  

1- Çok ağır bir hastalıktan kurtulmak. "Hiç umudumuz kalmamıştı, ölüp ölüp dirildik, ama çok şükür atlattı." 2- Ard arda gelen sıkıntılı, acı veren durumlara düşmek. "Arka arkaya sarsıntı olunca ölüp ölüp dirildik."

Olupbittiye Getirmek:  

Emrivaki yapmak, geri dönülmesi güç ve imkânsız bir durum oluşturmak. "Olupbittiye getirerek tarlayı satın aldılar."

Olur a:  

Geniş zaman kipinden sonra gelerek belirsizlik, olasılık anlamı katan bir söz. "Olur a! Bir gün kapıma gelirsen, seninle o zaman hesaplaşırız."

Olur Almak:  

Yetkili makamdan bir uygulamayı yapabilmek için yazılı izin almak. "Olur almak için iki gündür haber bekliyoruz."

Olur İş Değil:  

"olamaz veya gerçekleşmesi beklenmez" anlamında kullanılan bir söz. "Olur iş değil, ayakkabılarımı kapı önünden çalmışlar."

Ölür Müsün, Öldürür Müsün?:  

“Öyle ters bir iş yaptı ki ona mı ceza vermeliyim kendime mi?” anlamında kullanılır. "Gece yarısı oldu hala gelmedi. Ölür müsün, öldürür müsün?

Olur Olmaz:  

1- Meydana gelmesinden hemen sonra. "Olay olur olmaz ambulans olay yerindeydi." 2- Rast gele, sıradan. "Olur olmaz insanlarla arkadaşlık yapmamalısın." 3- Gerekli gereksiz, yerli yersiz, önemli önemsiz durumu gözetilmeden yapılan (iş) ya da söylenen (söz). "Olur olmaz sözler söyleyip de sinirimi bozma."

Olur Şey Değil:  

Olabileceği düşünülemeyen şey, iş, anlamında kullanılır. "İstifa mı ettin? Olur şey değil."

Olur Vermek:  

Yetkili makam bir uygulamanın yapılabilmesi için yazılı izin vermek. "Valilik, görevlendirmeyle ilgili olur vermiş."

Olursa Çat Pat, Olmazsa Aç Yat:  

Olursa hiç düşünmeden emeklerimizle biriktirdiklerimizi harcıyoruz, elimizde olanlar gidince aç olabiliyoruz. Yani elimizde olmasada yaşayabiliyoruz.

Oluruna Bağlamak:  

Bir işin yapılabildiği, olabildiği kadarıyla yetinmek, müdahale etmeden bekleyip sonucuna ne olursa olsun razı olmak. "Artık oluruna bağladık işi."

Oluruna Bırakmak:  

Bir işin yapılabildiği, olabildiği kadarıyla yetinmek, müdahale etmeden bekleyip sonucuna ne olursa olsun razı olmak. ”Artık oluruna bıraktık işi.”

Oluruyla Yetinmek:  

Elde olanları yeterli bulmak, kanaat etmek. "Bu az fazla kazanamadık, oluruyla yetinmeye çalışalım."

Ölüsünü Öp:  

Eğer bunu yapmazsan, (çok sevdiğin biri) ölsün, anlamında kullanılır. "Gelmezsen annenin ölüsünü öp."

Ömre Bedel:  

Bir ömre değecek kadar (iyi, güzel, değerli). "Seninle beraber geçen günlerim, bir ömre bedel."

Ömrü Billah:  

Hiçbir zaman, ya da şimdiye kadar. ”Ömrü billah yalan söylememiştir o.”

Ömrü Hesap Kitapla Geçmek:  

Ömrünü okuyup yazmakla, tasarılar kurmakla tüketmek.

Ömrü Oldukça:  

Yaşadıkça.

Ömrü Uzamak:  

1- Uzun süre yaşamak. "İnsan böyle doğa içinde yaşarsa ömrü uzar." 2- Çok dayanmak. "Arabayı dikkatli kullan ki ömrü uzasın."

Ömrü Vefa Etmemek:  

Bir şeye kavuşamadan, bir sonuca ulaşamadan ölmek. ”Okulunu bitirip doktor olacaktı ama ömrü vefa etmedi.”

Ömrümün Varı:  

Gözümün nuru. "Canımın içi, ömrümün varı, güzel kızım; söyle bakalım ne istiyorsun?"

Ömründe:  

Hiçbir zaman.

Ömrüne Bereket:  

“Var ol, sağ ol, ömrün uzun olsun” anlamında kullanılır. "Yardımın için teşekkür ederim. Ömrüne bereket!"

Ömrüne Ömür Katmak:  

Sevinmesine, mutlu olmasına sebep olmak. "Bu yeni eve taşınmamız, ömrüme ömür kattı."

Ömrünü Adamak:  

Bir şeye bütün varlığıyla bağlanmak, başka şeylerle ilgisini kesip yalnızca onunla ilgilenmek, bir şeyi tüm gücüyle yapmaya çalışmak. "Kadın ömrünü çocuklarına adamış."

Ömrünü Harcamak:  

Hayatını bir şeye adamak. "Şirketi bugünlere getirmek için ömrümü harcadım."

Ömrünü Tüketmek:  

1- Hayatının sonuna yaklaşmak. "Şu eski sarı handa ömrümü tüketmiş babam." 2- Zorlu ve çileli bir hayat geçirmek. "İki serseri oğlu, adamın ömrünü tüketti."

Ömrünü Vermek:  

Hayatını bir şeye adamak. "Şirketi bugünlere getirmek için ömrümü verdim."

Ömür Adam:  

Beğenilen, çok hoşa giden, değişik düşünceleri olan adam. "Benim dayım ömür adamdır, tanışsan gerçekten seversin."

Ömür Adamak:  

Bir şeye bütün varlığıyla bağlanmak, başka şeylerle ilgisini kesip yalnızca onunla ilgilenmek, bir şeyi tüm gücüyle yapmaya çalışmak. "Kadın iki çocuğuna ömür adamıştı."

Ömür Boyu:  

Sağ kalındığı, yaşandığı sürece, ömür boyunca, yaşam boyu, yaşam boyunca, hayat boyu. "Size ömür boyu mutluluklar dilerim."

Ömür Çürütmek:  

Uzun süre bir şey için emek vermiş olmak, ya da boşuna zaman harcamış olmak. ”Bu ev için bir ömür çürüttüm ben.”

Ömür Geçirmek:  

Yaşamak. "Bu yaştan sonra, bu sahil kasabasında ömür geçirmek istiyorum."

Ömür Sürmek:  

İyi ve rahat yaşamış olmak. ”Uzun bir ömür sürdü dedem.”

Ömür Törpüsü:  

İnsanı yıpratan, yoran, sıkıntıya sokan, uzun ve yorucu iş. "Uzun yol şoförlüğü de bir ömür törpüsü."

Ömür Tüketmek:  

1- Hayatının sonuna yaklaşmak. "Babam, karşıdaki eski sarı handa ömür tüketmiş." 2- Zorlu ve çileli bir hayat geçirmek. "İki serseri oğlu, inan ömür tüketir."

Ömürler Olsun:  

Eli öpülenin öpene "çok yaşa" anlamında söylediği bir söz. "Ömürler olsun evladım, zahmet edip geldiniz."

Ömürsün:  

1- Beklenilmeyen iyi davranışlar karşısında kullanılan bir söz. "Ömürsün Kadir Amca, ne gereği vardı bu kadar şey almanın." 2- "neşeli, hoşsohbet, komik, eğlendiren birisin" anlamında kullanılan bir söz. "Ömürsün kız Hatice Abla, sen bizi güldürdün, Allah da seni güldürsün."

Omuz Kaldırmak:  

1- Bilmez gibi davranmak. "Öğretmenin nerede olduğunu sordum, bana omuz kaldırdı." 2- Kabul etmemek, geri çevirmek. "Omuz kaldırmadan önce söyleyeceklerimi dinlesen."

Omuz Omuza:  

1- Birbirine destek vererek, dayanışarak. 2- Yan yana, çok sıkışık. ”Omuz omuza vererek bu zorluğun altından kalkmamız mümkün.”

Omuz Öpüşmek:  

Eşit derecede olmak. "Kardeşinle başarı durumunda omuz öpüşüyorsunuz."

Omuz Silkmek:  

Aldırmamak, önem vermemek, benimsememek. ”Sana bunu alacağım dedim ama o, omuz silkti.”

Omuz Vermek:  

1- Omuzuyla dayanmak. "Bi omuz versene şuradan çıkayım." 2- Destek olmak. "Sana biraz omuz verelim de akşam olmadan bitsin bu iş."

Omuzda Taşımak:  

Çok saygı göstermek, yüceltmek, övmek. "Bir zamanlar omuzda taşınan insanlardı."

Omuzları Çökmek:  

Bitkin, perişan ve yıkılmış bir durumda olmak. "Yangından sonra ilk kez gördüm, omuzları çökmüş kadının."

Omzuna Atmak:  

Ceket vb. şeyleri tam olarak giymeden sırtına koymak. "Hava soğumaya başladı, şu battaniyeyi omzuna at."

Omzuna Binmek:  

Yük olmak, ağırlık vermek. "Biraz beri gel, dolap senin de omzuna binsin."

Omzuna Yüklenmek:  

Bir işin yapılması kendisinin üstünde kalmak.

Ön Ayak Olmak:  

Bir işin yapılmasında ilk başlayan olup herkesi arkasından sürüklemek. ”Haydi ön ayak olda koşsunlar biraz.”

On Paralık Etmek:  

Birine hakarette bulunmak, birini kötü duruma düşürmek. "Çarşının ortasında adamı on paralık etti."

On Paraya On Takla (Taklak) Atmak:  

Küçük çıkar sağlamak için her türlü onur kırıcı işe katlanmak. "On paraya on taklak atmış biri, sana mı sadık kalacak."

On Parmağında On Hüner Olmak:  

Elinden her iş gelmek, çok becerikli olmak. "On parmağında on hüner var, bu kızı kaçırma İsmet."

On Parmağında On Kara:  

İnsanlara leke sürmeyi, kara çalmayı, iftira atmayı huy edinmiş (kimse). "Çevresinde kimsesi kalmadı, on parmağında on kara olunca normal."

On Parmağında On Marifet:  

Çok hünerli, becerikli, ustalığı çok, elinden her iş gelir. "Bu ne güzel bir sofra anneciğim! On parmağında on marifet var maşallah."

Ona Buna Dil Uzatmak:  

Herkes için ileri geri konuşmak, sözleriyle birilerini kötülemek. "Ona buna dil uzatacağına, kendi çocuklarına bak."

Ona Göre Hava Hoş:  

Bu durum onu yakından ilgilendirmiyor, onun için hepsi bir, öyle de olsa böyle de olsa onun için fark etmez, anlamında söyleriz. "Sınav bizim sınavımız, ona göre hava hoş."

Ona Kalırsa:  

1- Herhangi birinin kanısınca. "Ona kalırsa bizim yaptığımızı yapardı." 2- Elinden gelse, elinde olsa. "Ona kalırsa bizi eve sokmaz."

Ona Kalsa:  

1- Herhangi birinin kanısınca. "Ona kalsa bizim yaptığımızı yapardı." 2- Elinden gelse, elinde olsa. "Ona kalsa bizi eve sokmaz."

Onarım Görmek:  

Onarılmak. "Elektrik tesisatının onarım görmesi gerekiyor."

Önayak Olmak:  

Toplu hâlde yapılacak bir işin başlatıcısı ve yol göstericisi olup herkesi arkasından sürüklemek. "O işe ben önayak olmuştum."

Öncü Olmak:  

Diğerlerine örnek olmak ve cesaretlendirmek için ilgili konuda ilk adımı atmak. "Bu bölgede yatırımlarımızla hep öncü olduk."

Öncülük Etmek:  

Diğerlerine örnek olmak ve cesaretlendirmek için bir işe ilk önce başlamak. "Bu bölgede yatırımlarımızla hep öncülük ettik."

Onda ... Ne Gezer:  

Onda yoktur. "Onda para ne gezer!"

Öne Almak:  

Bir şey veya bir kimseye öncelik tanımak. "Teyze sizden önce geldi, öne almak zorundayım."

Öne Atılmak:  

1- İleri doğru çıkmak. "Biz üç arkadaş görev için öne atıldık." 2- Bir işte öncü durumunda kendini ileri sürmek. "Şef kim diye sorulunca, ben öne atıldım."

Öne Çıkmak:  

Diğerlerinden daha iyi olmasından dolayı dikkat çekmek. "Sınıfta genellikle dört beş öğrenci öne çıkıyor."

Öne Düşmek:  

1- Önderlik ya da kılavuzluk etmek. "Sen öne düşersen bu işi de başarabiliriz." 2- En önde yürümek. "Haydi! Sen öne düş biz geliyoruz."

Öne Sermek:  

Ortaya koymak, meydana çıkarmak, göstermek. "Sakladığı paraların tümünü getirip önümüze sermişti."

Öne Sürmek:  

1- Bir kimseyi ilk önce eyleme geçmesi için önermek. "Bu iş için onu öne sürmüşlerdi." 2- Üzerinde görüşülmek, tartışılmak üzere bir düşünce belirtmek. "Yeni bir görüş öne sürdü."

Önem Vermek:  

Değer vermek, önemsemek, ciddiye almak. "Sınavlarına önem vermezsen başarılı olamazsın."

Önem Vermemek:  

Değer vermemek, önemsememek, umursamamak, ciddiye almamak. "Sınavlarına önem vermemeye devam edersen sınıfta kalacaksın."

Önemini Yitirmek:  

Önemi kalmamak, değeri yok olmak. "Yaptığımız çalışma önemini yitirmeye başladı."

Önerge Vermek:  

Meclis veya kurultay gibi toplantılarda, herhangi bir mesele üzerine bir önermede bulunmak için, üyelerden biri veya birkaçı tarafından başkanlığa yazılı kağıt vermek.

Öneride Bulunmak:  

Önermek, teklif etmek. "Harun Bey, siz bir öneride bulunmayacak mısınız?"

Onlara Kalırsa:  

1- Herhangi birilerinin kanısınca. "Onlara kalırsa burada beklemeyi düşünürlerdi." 2- Ellerinden gelse, ellerinde olsa. "Onlara kalırsa bu iş bir haftada bitmez."

Onlara Kalsa:  

1- Herhangi birilerinin kanısınca. "Onlara kalsa burada beklemeyi düşünürlerdi." 2- Ellerinden gelse, ellerinde olsa. "Onlara kalsa bu iş bir haftada bitmez."

Önlem Almak:  

İstenmeyen bir şeyin gerçekleşmesini engellemek veya ortadan kaldırmak için gerekli yollara başvurmak, tedbir almak. "Devlet, harcamaların azaltılması için önlem almak zorundadır."

Önü Alınmak:  

Önlenmek. "Altyapı çalışmaları tamamlandı, sel baskınlarının önü alındı."

Onu Benim Külahıma Anlat:  

Söylediklerine hiç inanmıyorum.

Onu Bunu Bırak:  

"Bahane arama, mazeret ileri sürme" anlamında kullanılan bir söz. "Sen onu bunu bırak, burada ne işin var?"

Önü Sıra Gitmek:  

Önünde, kısa bir aralıkla gitmek. "Kardeşim önüm sıra gidiyordu."

Onun İpi İle Kuyuya İnilmez:  

Ona güvenilmez, umulmayan yerde insanı yalnız bırakabilir.

Onun İpiyle Kuyuya İnilmez:  

Güven olmaz anlamında. "Onun ipiyle kuyuya inilmez, paran boşa gider."

Önünde Ardında Gidilmez:  

Arkadaşlığına güvenilmez. "Ona bir şey söylemedim, önünde ardında gidilecek insan değil.

Önünde Perende Atamamak:  

1- Herhangi bir konuda birinden aşağı, beceriksiz olmak. "Şoförlük konusunda senin önünde perende atamam." 2- Oyun çevirememek, aldatamamak, aldatılır gibi olmamak. "Bu yaştan sonra kimsenin önünde perende atamam.”

Önünde Perende Atılmamak:  

1- Herhangi bir konuda birinden aşağı, beceriksiz olmak. "Şoförlük konusunda senin önünde perende atılmaz." 2- Oyun çevirememek, aldatamamak, aldatılır gibi olmamak. "Bu yaştan sonra kimsenin önünde perende atılmaz.”

Önüne Arkasına Bakmadan:  

İyi hesap etmeden, düşüncesizce. "Çok heyecan yapma, önüne arkana bakmadan da sakın yola çıkma."

Önüne Bakma Sonuna Bak:  

Bir işin başlangıcında bazı pürüzler olabilir. Bunlar işi yapanın moralini bozmamalıdır.

Önüne Bakmak:  

1- Utanmak, mahcup olmak. "O sözlerden sonra çocuk önüne baktı kaldı" 2- Dikkatli ve tedbirli olmak. "Bu karanlıkta önüne bakarak ilerle bence."

Önüne Bir Kemik Atmak:  

Bir kimseyi küçük bir çıkarla susturmak. "Önüne bir kemik atarız, ondan bir şey çıkmaz."

Önüne Çıkmak:  

1- Bir kişiyi veya şeyi ansızın karşısında görüvermek. "Gelirken dayım önüme çıktı, çok selamı var." 2- Bir duruma karşı olduğunu göstermek veya bu duruma engel olmak amacıyla davranışta bulunmak. "Sen önüne çıkmasan, kim bilir ne delilik yapacaktı." 3- İlk defa görmek, yüz yüze gelmek. "Sürekli bu yoldan gider gelirim, önüme hiç tavşan çıkmadı."

Önüne Dikilmek:  

1- Gelip karşısında durmak; karşısına dikilmek. "Önümde dikilip durmayın, geçin yerinize oturun." 2- Karşısındakine engel olmak istediğini söz ya da davranışıyla göstermek. "Önüne dikildim ve gidersen bir daha bu eve giremezsin diye tehdit ettim."

Önüne Düşmek:  

1- Bir kimseye yol göstermek amacıyla kılavuzluk etmek. "Önüne düşüp onu istediği yere götürdüm." 2- Birinin önünden yürümek. "Babamın önüne düştüm, doğruca eve geldik."

WhatsApp