D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Üstüne Titremek:

Pek fazla sevgi, özen göstermek; zarar gelmesin diye itinalı davranmak. ”Öğrencilerinin üstüne böyle titreyen bir öğretmen daha görmedim.”

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Nesilden Nesile:  

Kuşaktan kuşağa, kuşaklar boyunca. "Nesilden nesile aktarılan masalları bir araya topladık."

Nesli Tükenmek:  

Bitmek, tamamen yok olmak, ortadan kalkmak. "Nesli tükenmekte olan canlılar koruma programına alınıyor."

Neşter Vurmak:  

Bir sorunu kesin bir sonuca ulaşmak amacıyla ele almak. "Bu okulda kılık kıyafet olayına, neşter vurma vakti geldi."

Neşvünema Bulmak:  

Gelişmek. "Mehmet Akif'in dizelerinde neşvünema bulan istiklal ruhu milli karakterimizdir."

Netice Vermek:  

Sonuç vermek. "İş başvurusu netice vermeyince, kendi iş yerini yapmaya karar verdi."

Nev-i Şahsına Münhasır:  

Kendine özgü davranış ve karakteri olan kimseler için kullanılır. "Nev-i şahsına münhasır biri olduğu için, burada onu tanımayan yoktur."

Nevaleyi Düzmek:  

1- Gerekli yiyecek ve içeceği sağlamak "Bugün de nevaleyi düzmüşsün, nereden geliyorsun?" 2- Sofrayı hazırlamak. "Siz nevaleyi düzün, ben ekmek alıp geliyorum."

Nevri Dönmek:  

Çok öfkelenmek, sinirlenip kızmak ve bu sebeple rengi değişmek. ”Saygısızca konuşmaya başlayınca nevri döndü, öfkeyle elini kaldırdı.”

Nevri Şaşmak:  

Ne yapacağını bilememek, afallamak, şaşkınlıktan yüzünün rengi değişmek. "Size bir şey söyleyeceğim, nevriniz şaşacak."

Ney Üflemek:  

Ney çalmak. "Ney üflemek için ders almaya başladı."

Ney Üfürmek:  

Ney çalmak. "Ney üfürmek için ders almaya başladı."

Neye Uğradığını Anlamamak:  

Beklenmedik bir durumla karşılaşıp hiçbir şey yapamamak, şaşırıp kalmak. "Ocak birden alev alınca neye uğradığını anlamadı."

Neye Uğradığını Bilememek:  

Beklenmedik bir durumla karşılaşıp hiçbir şey yapamamak, şaşırıp kalmak. ”Ocak birden alev alınca neye uğradığını bilemedi.”

Neye Uğradığını Şaşırmak:  

Beklenmedik bir durumla karşılaşıp hiçbir şey yapamamak, şaşırıp kalmak. "Ocak birden alev alınca neye uğradığını şaşırdı."

Neyin Nesi:  

1- "Kimdir, nasıl bir kişidir?" anlamında kullanılır. "Neyin nesi bu yeni başkan?" 2- Ne olduğu, soyu sopu belirsiz. "Her gün buradan gelip geçen adam neyin nesi?"

Neyin Nesi, Kimin Fesi:  

1- "Kimdir, nasıl bir kişidir?" anlamında kullanılır. "Neyin nesi, kimin fesi bu yeni başkan?" 2- Ne olduğu, soyu sopu belirsiz. "Her gün buradan gelip geçen adam neyin nesi kimin fesi?"

Neyse ki:  

Neyse. "Neyse ki ben orada değildim, yoksa kavga çıkardı."

Neyse Ne:  

Bir yere, bir dereceye kadar. "Bu saray neyse ne ya bahçe de bahçe imiş hani."

Neyzen Bakışlı:  

Boynunu yana çarpıtarak bakan.

Nezaket Göstermek:  

Davranışlarda nazik olmak. "Sevemediği konuklara hiç nezaket göstermezdi."

Nezaket Kesbetmek:  

Nazik bir duruma girmek.

Nezarete Almak:  

Güvenlik kuvvetleri birini belli bir süre, belli bir yerde tutmak, nezarete almak. Gözaltına almak. "Birbirlerinden şikayetçi olunca, hepsini nezarete aldılar."

Nifak Sokmak:  

Ara açmak, bozgunculuk yapmak. "Aramıza nifak sokmak isteyenlerin oyunlarına gelmeyeceğiz."

Nihayet Vermek:  

1- İlişkiyi kesmek, bir işi, alışkanlığı yapmaktan vazgeçmek. "O şirketle ilişkilerimize nihayet vermek zorunda kaldık." 2- Bitirmek, tamamlamak, sonuçlandırmak. "Belgesel film çalışmalarına, kış girmeden nihayet verdik"

Nihayete Ermek:  

Sona varmak, sonuçlanmak, bitmek. "Yeni evimizin inşaatı nihayete erdi."

Nikâh Düşmek:  

Birbiriyle evlenmelerine yasal ya da örf bakımından engel bulunmamak. "Nikâh düştüğü için evlenmelerinin önünde bir engel yoktu."

Nikah Düşmemek:  

Onunla evlenmesi dine yada yasaya aykırı olmak.

Nikâh Kıymak:  

Nikâh memuru kanuna göre çiftlerin karı koca olduklarını bildirmek. "Nikâh memuru kıydığı her nikahtan sonra, yeni çiftlere hediyeler verdi."

Nikâh Koymak:  

Nikâhlamak. "Nikâh koymadan o adamla birlikte yaşamasına izin vermem."

Nikâh Tazelemek:  

1- Boşandığı kişiyle yeniden evlenmek. "Beş yıl sonra eski eşine döndü, dün küçük bir törenle nikâh tazelediler." 2- Bir işe yeniden başlamak. "Komşu ülkelerle nikâh tazelemek gerektiğine inanıyordu."

Nimet Bilmek:  

Bir şeyi lütuf kabul etmek. "Evimize misafir gelmesini nimet bilirdik."

Nimeti Ayağıyla Tepmek:  

Kavuşacağı iyi bir durumu, bir şeyi değerini bilmeyerek istememek. "Şimdi dövünüyor, ama nimeti ayağıyla tepti."

Nimetini Ayağıyla Tepmek:  

Kavuşacağı iyi bir durumu, kıymetini bilmeyerek reddetmek; istememek, değerlendirememek. "Şimdi dövünüyorsun, ama nimetini ayağınla teptin.

Nışadır Ruhu:  

Amonyak gazı.

Nişan Almak:  

1- Bir hedefi vurmak için ateşli silahlara gerekli doğrultuyu vermek, gezlemek. "Otomatik silahını aldı ve nişan almak için öne doğru yürüdü." 2- Kendisine nişan verilmek. "Kendisine verilen nişanı almak için yurt dışına gitti."

Nisan Balığı:  

1 Nisan gününde yapılan şaka.

Nişan Koymak:  

İleride tanıyabilmek veya ölçebilmek için bir şeyin durumunu, onun herhangi bir özelliğini akılda tutmak veya iz bırakmak. "Bahçede fidanların ekileceği yerlere nişan koydular."

Nişan Takmak:  

1- Nişanlanan çiftin nişan yüzüklerini parmaklarına geçirmek. "Aile arasında, bu sonunda nişan takacaklarmış." 2- Göğsüne nişan iliştirmek. "Aldığı nişanı takmadan davetlere gelmezdi."

Nişanı Atmak:  

(Kadın ya da erkek) Nişandan vazgeçmek. "Nişanı attı, ama nedenini bilmiyorum."

Nişanı Bozmak:  

(Kadın ya da erkek) Nişandan vazgeçmek. "Nişanı bozdu, ama nedenini bilmiyorum."

Nişanını Atmak:  

Kadın ya da erkek nişandan vazgeçmek. "Nişanını atmış, ama nedenini bilmiyorum."

Nişanını Bozmak:  

Kadın ya da erkek nişandan vazgeçmek. "Nişanını bozmuş, ama nedenini bilmiyorum."

Nispet Etmek:  

Eşit tutmak, bir gibi tutmak, oranlamak. "Bir suçu, suçu işleyenden başkasına nispet etmek iftiradır."

Nispet Kabul Etmemek:  

Eşit tutmamak, oranlamamak. "Araba fiyatları, buradakiyle nispet kabul etmeyecek kadar ucuz."

Nispet Vermek:  

Karşısındakini kızdıracak, üzecek şekilde gösteriş yapmak. "Ben hastayken, nispet verircesine karşıma geçip dondurma yedi."

Nispet Yapmak:  

Karşısındakini kızdıracak, üzecek şekilde gösteriş yapmak. "Ben hastayken, nispet yaparcasına karşıma geçip dondurma yedi."

Nispeti Olmak:  

İlgisi olmak, bağlantısı olmak. "Bu problemlerin seninle bir nispeti yok."

Niyet Çekmek:  

Niyetçiden niyet adı verilen fal kâğıdı almak. "Yedi kişilik grupta, hepimiz niyet çekmeye karar verdik."

Niyet Etmek:  

Bir şeyi yapmayı zihninde tasarlamak, düşünmek. ”Ona hediye almaya niyet etmişti.”

Niyet Tutmak:  

Fala bakılırken olması istenilen şeyi aklından geçirmek. "Niyet tuttun mu sen de?"

Niyeti Bozuk:  

Kötü bir davranışta bulunması beklenen, kötülük düşündüğü sezilen. ”Niyeti bozuk bunların, sakın ilişmeyin.”

Nizamiye Kapısı:  

Kışlalarda resmi kapı.

Nöbet Beklemek:  

1- Kurum ve kuruluşlarda işlerin aksamadan yürümesi için sıra ile görev yapmak. "Bugün okulda ben nöbet bekliyorum." 2- Asker, polis vb. bir yeri, bir kimseyi, bir aracı gözetlemek, korumak gibi amaçlarla bulunduğu yerden belli bir süre ayrılmamak. "Sıradaki askerler nöbet beklemek için yola çıktılar."

Nöbet Çalmak:  

Belli zamanlarda mızıka çalmak. "Belediye önünde nöbet çalmaya başladı, hepimiz oraya yöneldik."

Nöbet Tutmak:  

1- Kurum ve kuruluşlarda işlerin aksamadan yürümesi için sıra ile görev yapmak. "Bugün okulda ben nöbet tutuyorum." 2- Asker, polis vb. bir yeri, bir kimseyi, bir aracı gözetlemek, korumak gibi amaçlarla bulunduğu yerden belli bir süre ayrılmamak. "Sıradaki askerler nöbet tutmak için yola çıktılar."

Nobran:  

Kaba, sert, kırıcı (kimse) "Nobran herif, yine gelmiş mahalleye."

Nohut Oda, Bakla Sofa:  

Bir evin küçüklüğünü ve darlığını anlatmak için söylenen bir söz. "Nohut oda, bakla sofa da olsa bir ev almaya karar verdik."

Noksan Bulmak:  

Beğenmemek, uygun bulmamak. "Devlet okullarını noksan bulduğu için, çocuğunu özel okul gönderdi."

Nokta Koymak:  

1- Gereken yerde nokta işaretini kullanmak. "Birkaç yerde nokta koymayı unutmuşsun." 2- Bir işi bitirmek, tamamlamak. "Bu ödeve de an itibarıyla nokta koymuş bulunmaktayım." 3- Son noktayı koymak. "Onunla ilişkimize nokta koymak istemiyorum." "Emekli oluyorum ve iş hayatıma nokta koyuyorum."

Noktası Noktasına:  

Tastamam, eksiksiz, tamamen, birbiriyle tıpatıp aynı. ”Noktası noktasına hatırlıyorum o kavgayı.”

Noktasına Virgülüne Dokunmadan:  

1- Olduğu gibi. "Noktasına virgülüne dokunmadan işlerini bırak, buraya gel." 2- Hiçbir müdahale olmadan. "Noktasına virgülüne dokunmadan, bana yazdığı mesajı sana gönderdim."

Nostalji Uyandırmak:  

Özlem duygusu canlandırmak. "Nostalji uyandırmak için, evine garip bir tasarım yapmış."

Not Almak:  

1- Biri konuşurken onun söylediklerini yazmak. "Öğretmenin söylediklerini not aldım." 2- Bir şeyi başlıca noktalarını özetleyerek yazmak. "Tarih dersinde not almak için kalem istedi." "Gazeteciler, Başbakanın konuşmalarından notlar aldılar." 3- Öğrenci, iyi veya kötü numara, derece almak. "Tüm sınavlardan yüksek not alan bir öğrencidir." 4- Bir şeyin niteliğiyle ilgili bir karar verilmek. "Teklif ettiğimiz proje geçer not aldı."

Not Atmak:  

Öğretmen, öğrencinin çalışma durumunu not vererek değerlendirmek. "Sana düşük not atmak istemem, çalışmalarına dikkat et."

Not Düşmek:  

Yazılı metnin bulunduğu sayfanın bir köşesine, konuyla ilgili birkaç cümle yazmak. "Bugünün tarihini de şuraya not düşelim."

Not Etmek:  

Bir konuyu çok kısa olarak yazmak. "Söylenenleri not ettim."

Not Kırmak:  

1- Verilen notu düşürmek, azaltmak. "Türkçe öğretmeni çok not kırmış." 2- Az not vermek. "Sorunun cevabını tam yazmazsanız not kırarım."

Not Tutmak:  

Biri söz söylerken başkası onun söylediklerini yazmak. "Not tutmayı hiç sevmediğimden, dersi dinlemekle yetinir, notları başkalarından alırdım."

Not Vermek:  

1- Bir şeyin değeri üzerinde olumlu veya olumsuz bir kanıya varmak. "Bu peynirin de notunu verdim, bize yaramaz." 2- Öğrencinin bilgisini bir sayı veya derece ile belirlemek. "Sınava iyi çalışın, kimseye düşük not vermek istemiyorum."

Notunu Vermek:  

Kıymetini tespit etmek, ne nitelikte bir kişi olduğu konusunda kanıya varmak. ”Hâlâ notunu veremedin mi o adamın?”

Nüfusunu Çıkarmak:  

Nüfus kütüğüne kayıt yaptırarak nüfus cüzdanı almak. "Çocuğunun nüfusunu çıkarmak için kasabaya gitti."

Nüfuz Etmek:  

1- Bir şeyin içine işlemek, geçmek. "Hastalık tüm parmaklarınıza nüfuz etmeden, tedbir almalıyız." 2- İnceliğine varmak, anlamak. "Benim duygu ve düşüncelerimi nüfuz etmen çok zor." 3- Etkili olmak. "Bakışları kalbimin en derinliklerine kadar nüfuz etti."

Nüfuz Ticareti:  

Bir kimsenin bulunduğu konumun erkine dayanarak kimi işlere karışıp kendine çıkar sağlaması.

Nüfuzlu Adam:  

İtibar sahibi, sözü geçen, sayılan kimse.

Nüfuzlu Bir Mevki:  

İnsanı itibarlı, sözü geçer yapan yüksek makam.

Nüfuzu Altında Tutmak:  

Söz geçirme gücünü üstün kılmak, egemenliği altında bulundurmak. "ABD'nin nüfuzu altında tutmaya çalıştığı bölgelere dikkat etmek lazım."

Nuh Der Peygamber Demez:  

Son derece inatçıdır, düşüncelerini bir türlü değiştirmez, söylediklerinde ve inançlarında direnir. "Nuh deyip, peygamber demez, teklifimizi kabul edeceğini sanmıyorum."

Nuh Deyip, Peygamber Dememek:  

Düşüncelerini kolay kolay değiştirmeyip söylediklerinde direnmek. "Nuh deyip, peygamber demediği için kaybediyor zaten."

Nuh Gemisi:  

Her çeşit insanın toplandığı yer. "Miting alanı Nuh gemisi gibi, ne tip ararsan var."

Nuh Nebi'den Kalma:  

Çok eski modası geçmiş, köhnemiş (eşya, bina). "Nuh Nebi'den kalma bir koltukta oturuyordu."

Nuh Nebi`den Kalma:  

Çok eski modası geçmiş, köhnemiş (eşya, bina). ”Nuh Nebi`den kalma bir koltukta oturuyordu.”

Nuh Tufanı Gibi:  

Bol ve sürekli yağışlar.

Nükleer Silah:  

Etkisi atomun parçalanması temeline dayanan, nükleer enerji ile yıkım gücü sağlayan silah. "Nükleer silahlar tüm dünyada yasaklanmalıdır."

Nükte Yapmak:  

Nükteli söz söylemek. "Nasreddin Hoca nükte yapmak konusunda çok başarılıdır."

Nüktedan:  

Nükte ile süslenmiş, nüktesi olan, esprili. "Nüktedan kişiliği ile çevresinde çok sevilirdi." Nükte: 1- İnce anlamlı, düşündürücü ve şakalı söz, espri. 2- Yazıda, resimde, sözde ve davranışta ince, derin anlam, espri.

Numara Çevirmek:  

Hile yapmak, dalavereyle iş bitirmek. "Sorumluluktan kurtulmak için numara çevirmeye çalışma."

Numara Yapmak:  

Bir hareketi yalandan yapmak, bir şeyi gerçekmiş gibi söyleyerek karşısındakini aldatmak. ”Ona öyle bir numara yapacağım ki şaşkına dönecek.”

Numarasını Vermek:  

Kıymetini tespit etmek, ne nitelikte bir kişi olduğu konusunda kanıya varmak. "Bu yemeğin numarasını vermek gerekirse on üzerinden yedi."

Nur Akmak:  

Çok parlak olmak.

Nur Gibi:  

Parlak, pırıl pırıl. "Hacı teyzemin nur gibi yüzü vardı."

Nur İçinde Yatsın:  

Sevgiyle anılan ölüler için söylenen bir söz. "Nur içinde yatsın rahmetli dedem yıllar önce bu işi kurmuş."

Nur İnmek:  

Kutsal bir yere gökten ilahî ışık yağmak. "Bu mübarek gecede, sabaha kadar yeryüzüne nur inmeye devam eder."

Nur Ol:  

Beğenildiği belirtilmek istendiğinde kullanılan bir söz. "Sağol evladım, var ol, nur ol!"

Nur Topu:  

Gürbüz, sağlıklı, çok güzel ve temiz çocuklar için söylenir. "Evliliklerinin üçüncü yılında, nur topu gibi bir çocukları oldu." "Nur topu gibi bir torunu oldu, bir aydır kızında duruyor."

Nur Topu Gibi:  

Sağlıklı, çok güzel ve temiz çocuk. "Evliliklerinin üçüncü yılında, nur topu gibi bir çocukları oldu." , "Nur topu gibi bir torunu oldu, bir aydır kızında duruyor."

Nur Yüzlü:  

Temiz yüzlü kimse. "Az önce gelen nur yüzlü amca kim?"

Nutku Tutulmak:  

Korkudan, üzüntüden, heyecandan konuşamaz olmak. ”Katili karşısında görünce nutku tutuldu.”

Nutuk Atmak:  

Önemli bir içeriği olmayan, uzun ve sıkıcı bir konuşma yapmak. "Nutuk atmaya başlayınca, bir bahane uydurup oradan ayrıldım."

Nutuk Çekmek:  

Önemli bir içeriği olmayan, uzun ve sıkıcı bir konuşma yapmak. "Nutuk çekmeye başlayınca bir bahane uydurup oradan ayrıldım."

Nutuk Vermek:  

Bir konuda özel olarak hazırlanıp konuşmak. "Nutuk vermek için, kürsüye doğru yürüyordu."

WhatsApp