D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Sağa Sola:

Rastgele yerlere. "Sağa sola uğramadan doğruca eve gel."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Ne Münasebet:  

Öyle şey olmaz, hiç ilgisi yok. "Ne münasebet, ben yoktum orada!"

Ne O:  

Ne var, ne oluyor? "Ne o? Beş kafadar köşede toplanmışsınız."

Ne Od Var Ne Ocak:  

Aşırı yoksulluğu, geçim darlığını anlatmak için kullanılır. "Ne od var ne ocak, bu soğukta ne yapacak bu insanlar."

Ne Olacak:  

Önemi yok. "Ne olacak! Benim bisikletimi al."

Ne Olduğumu Bilemedim:  

Şaşırdım, aklım başımdan gitti.

Ne Olduğunu Bilememek:  

Şaşırmak, aklı başından gitmek. "Dışarıdan sesler geliyor, ama ne olduğunu bilemiyorum."

Ne Oldum Delisi Olmak:  

Beklemediği bir duruma yükselip şımarmak, ölçüsüz hareketler yapmak. ”Dikkat et, ne oldum delisi olan insanlar gibi olma.”

Ne Olur:  

“Yalvarırım, rica ederim, lütfen” anlamında kullanılır. ”Ne olur beni de götürün köye!”

Ne Olur Ne Olmaz:  

Her ihtimale karşı, ne olacağı belli değil. ”Şemsiyeni al, ne olur ne olmaz, yağmura yakalanabilirsin.”

Ne Olursa Olsun:  

"Her durumda, olumlu veya olumsuz bütün şartlarda" anlamında kullanılan bir söz. "Ne olursa olsun, bir daha kapına asla gelmem."

Ne Olursun:  

"Yalvarırım, rica ederim, lütfen" anlamında kullanılır. "Ne olursun, halamlara beni de götür."

Ne Olursunuz:  

"Yalvarırım, rica ederim, lütfen" anlamında kullanılır. "Ne olursunuz, beni de götürün maça."

Ne Oluyor:  

Ne gereği var veya ne karışıyor? "Buranın muhtarı sen misin ki, sana ne oluyor?"

Ne Pahasına Olursa Olsun:  

Her türlü sıkıntı ve tehlikeyi göze alarak, ne kadar büyük fedakârlık isterse istesin. ”Ne pahasına olursa olsun ben bu işi bitireceğim.”

Ne Sakala Minnet, Ne Bıyığa:  

Birinin, başkalarının yardımını dilemekten vazgeçerek işini kendi olanaklarıyla yapmaya karar verdiğini anlatır.

Ne Şam'ın Şekeri Ne Arap'ın Yüzü:  

Yararı olsa bile istenmeyen kişiler için söylenir. "O gelmesin, ne Şam'ın şekeri ne Arap'ın yüzü lazım değil bize."

Ne Şam'ın Şekeri Ne Arap'ın Zekeri:  

Yararı olsa bile istenmeyen kişiler için söylenir. "O gelmesin, ne Şam'ın şekeri ne Arap'ın zekeri lazım değil bize."

Ne Şap Oldu Ne Şeker:  

Sürüncemede kalmak.

Ne Selam, Ne Sabah:  

İki dost arasındaki ilişkinin kesilmesi durumunu belirtmek için kullanılır. "O günden beri ne selam, ne sabah."

Ne Sihirdir Ne Keramet, El Çabukluğu Marifet:  

Çabucak, hile de karıştırılarak yapılan işler için söylenir. "Bu iş ne sihirdir ne keramet, el çabukluğu marifet."

Ne Şiş Yansın Ne Kebap:  

“İki taraf da korunsun, gücendirilmesin, ikisinin de zarar görmeyeceği bir yol bulunsun” anlamında kullanılır.

Ne Söylüyorsun:  

1- "Söylediğine dikkat ediyor musun?" anlamında kullanılan bir söz. "Sen ne söylüyorsun? Alakası olmayan insana iftira atma." 2- "Gerçek mi? doğru mu?" anlamında kullanılan bir söz. "Ne söylüyorsun, gerçekten nişanlanmışlar mı?"

Ne Sularda:  

Ne halde, ne merkezde.

Ne Tadı Var Ne Tuzu:  

Hoşa gidecek, zevk alınacak, beğenilecek bir şey değil.”Ne tadı var ne tuzu yaptığım işin.”

Ne Var ki:  

Aralarında aykırılık bulunan cümleleri bağlamaya yarayan bir söz, ama, ancak, fakat, lakin, gelgelelim. "Çok çabalıyor, ne var ki başarılı olamıyor."

Ne Var Ne Yok:  

1- Ne gibi haberler var? "Sizde ne var ne yok?" 2- Olanların bütünü. "Çatıda ne var ne yok, hepsini alt kata indirin."

Ne Yaparsın ki:  

Çaresi yok, elden bir şey gelmez. Ne çare ki. "Aile dağılmasın diye barıştırmaya çalışıyorlar, ne yaparsın ki kadın asla istemiyor."

Ne Yapıp Edip:  

Bir çözüm yolu bularak, anlamında söylenir. "Ne yapıp edip onunla barışacaksın."

Ne Yapıp Yapıp:  

Bir çözüm yolu bularak, anlamında söylenir. "Ne yapıp yapıp onunla barışacaksın."

Ne Yapmalı ki:  

Çaresi yok, elden bir şey gelmez. Ne çare ki. "Aile dağılmasın diye barıştırmaya çalışıyorlar, ne yapmalı ki kadın asla istemiyor."

Ne Yaptığını Bilmemek:  

Aklı başında olmadığından bilinçsizce davranmak. "İyice yaşlandı, artık ne yaptığını da bilmiyor."

Ne Yardan Geçer Ne Serden:  

İstediği şey fedakârlığı gerektirdiği hâlde, fedakârlığa yanaşmayan ama istediğinden de vazgeçmeyen kimseler için kullanılır.

Ne Yardan Geçer, Ne de Serden:  

İstediği şey fedakârlığı gerektirdiği hâlde, fedakârlığa yanaşmayan ama istediğinden de vazgeçmeyen kimseler için kullanılır. "O da ne yardan geçiyor, ne de serden. Bir türlü karar veremedi."

Ne Yazar:  

Ne önemi var? Neye yarar? Ne değeri var? "Bu saatten sonra gelmesin, ne yazar!"

Ne Yazık ki:  

Üzülerek belirtelim ki. "Ne yazık ki insanların düşünceleri değişmiyor."

Ne Yer Ne Yedirir:  

Kimsenin yararlanmasını istemez, kendi de yararlanmaz. "Ne yer ne yedirir, bir yudum ekmeğini yemek nasip olmadı daha."

Ne Yüzle:  

Hiç utanmadan, sıkılmadan, ne cesaretle anlamında. "Ne yüzle hala bana mesaj atabiliyorsun?"

Necat Bulmak:  

Kurtulmak. "Günahtan tamamen kurtulmak; necat bulmak mümkün müdür?"

Neci Oluyor:  

Ne karışıyor anlamında. "Sende neci oluyorsun, git otur yerine!"

Nedamet Duymak:  

Pişman olmak. "İnsanları dolandırmışsınız, nedamet duymuyor musunuz?"

Nedamet Getirmek:  

Pişman olmak. "İnsanları dolandırmışsınız, nedamet getirmiyor musunuz?"

Neden Olmak:  

Bir şeyin olmasına veya ortaya çıkmasına yol açmak, sebep olmak. "Kazaya neden olduğu için çok üzgündü."

Neden Sonra:  

Bir süre geçince, her şey olup bittikten sonra, çok zaman sonra. ”Neden sonra babam da geldi.”

Nedensellik İlkesi:  

"Hiçbir şey nedensiz olamaz" yolunda anlatılan felsefe ilkesi.

Nedir ki:  

1- Şu var ki. "Nedir ki annesi kadar, babasının sözünü dinlenmez." 2- Hangi nedenle? "Onu böyle sitemli konuşmaya iten nedir ki." 3- Önemsiz, değersiz. "Bir kilo baklava nedir ki."

Nefes Aldırmamak:  

Dinlenmesine fırsat vermemek, sıkıştırmak, rahat bırakmamak. ”Nefes aldırmadı bize, sabaha kadar çalıştırdı.”

Nefes Almak:  

1- Havayı ciğerlerine çekmek, soluk almak. "Sigara içenler soluk almak zorlanır." 2- Dinlenmek. "Gel şurada biraz nefes alalım, sonra devam ederiz." 3- Ferahlamak, rahatlamak. "Nefes almak için sınav sonuçlarının açıklanmasını bekliyorum." 4- Mutlu bir biçimde yaşamak. "Evlerimizin tapularımızın verilsin, bizde nefes alalım artık."

Nefes Çekmek:  

1- Sigara veya başka bir şeyin dumanını içine çekmek. "Yanan sigaradan bir nefes çekmek bile aklına gelmemişti." 2- Esrar içmek. "Etkilerin ortaya çıkabilmesi için 1-2 nefes çekmek yeterlidir."

Nefes Darlığı Çekmek:  

Solumada sıkıntı yaşamak. "Nefes darlığı çektiği için, yanından ilaçlarını eksik etmezdi."

Nefes Etmek:  

İnanışa göre, hastalığı geçirmek veya nazarı etkisizleştirmek için okuyup üflemek. "Nefes etsin diye kasabadaki hocaya götürmüşler."

Nefes Nefese:  

Sık sık soluyarak. "Nefes nefese içeri girdi."

Nefes Nefese Gelmek:  

Koşarak, sık sık soluyarak, heyecanlı ve yorulmuş bir şekilde (gelmek). ”Kapıdan içeri nefes nefese girdi.”

Nefes Nefese Kalmak:  

Soluğu tıkanacak gibi olmak. "Derse yetişebilmek için, nefes nefese kalmıştı."

Nefes Tüketmek:  

Bir şeyi anlatmaktan çok yorulmak. ”Boşuna nefes tüketiyorsun, baksana anlamıyor.”

Nefesi Daralmak:  

1- Güç soluk alacak duruma gelmek veya soluğu büsbütün durmak. "Bir yumrukta adamın nefesi daraldı." 2- Etkilenmek, hayran olmak. "Resmin güzelliği karşısında nefesi daraldı."

Nefesi Durmak:  

1- Ölmek. "Nefesi durmuş, doktorlar müdahale ediyorlar." 2- Şaşkınlık içinde kalmak. "Beni görünce nefesin durdu, hiç beklemiyordun galiba."

Nefesi Kesilmek:  

Güç soluk alacak duruma gelmek veya soluğu büsbütün durmak. ”Bir yumrukta nefesini kesti adamın.”

Nefesi Keskin:  

Okuyup üflediğinde bir hastalığı iyileştirip, sıkıntıyı giderdiğine inanılan kişi. "Kadın, çocuğunu götürmek için nefesi keskin birini arıyordu."

Nefesi Keskin Olmak:  

Okuyup üfleyenin bir hastalığı iyileştirip, sıkıntıyı giderdiğine inanılmak. "Kadın, çocuğunu götürmek için nefesi keskin olan birini arıyordu."

Nefesi Kokmak:  

Bitkin ve aç bir hâlde olmak. "Geçen yıl nefesi kokan adamdı, parayı bulunca selam da vermez oldu."

Nefesi Kuvvetli:  

Okuyup üflediğinde bir hastalığı iyileştirip, sıkıntıyı giderdiğine inanılan kişi. "Kadın, çocuğunu götürmek için nefesi kuvvetli birini arıyordu."

Nefesi Kuvvetli Olmak:  

Okuyup üfleyenin bir hastalığı iyileştirip, sıkıntıyı giderdiğine inanılmak. "Kadın, çocuğunu götürmek için nefesi kuvvetli olan birini arıyordu."

Nefesi Tıkanmak:  

1- Güç soluk alacak duruma gelmek veya soluğu büsbütün durmak. "Bir yumrukta adamın nefesini tıkadı." 2- Etkilenmek, hayran olmak. "Resmin güzelliği karşısında nefesi tıkandı."

Nefesi Tükenmek:  

Güç soluk alacak duruma gelmek veya soluğu büsbütün durmak. "Sekizinci kata merdivenlerden çıktım, nefesim tükendi."

Nefesi Tutulmak:  

1- Güç soluk alacak duruma gelmek veya soluğu büsbütün durmak. "Bir yumrukta adamın nefesi tutuldu." 2- Etkilenmek, hayran olmak. "Resmin güzelliği karşısında nefesi tutuldu."

Nefesini Tutup Beklemek:  

Heyecan, merak veya endişeyle sonucu izlemek. "Tüm adaylar nefesini tutmuş, açıklanacak atama sonuçlarını bekliyorlardı."

Nefret Duymak:  

Birinden tiksinmek, hoşlanmamak, iğrenmek. "Gol atamadı diye futbolcuya nefret duymak da neymiş."

Nefret Etmek:  

1- Birine veya bir şeye karşı nefret duygusuyla dolu olmak. "Senden nefret ediyorum, bir daha gözüme görünme."

Nefret Uyandırmak:  

Nefret etmesine sebep olmak. "Yasalarımıza göre; halkta kin ve nefret uyandırmak suçtur."

Nefsine Uymak:  

Bedenin isteklerine uymak, günah işlemek. "Nefsine uyup yapmış bir hata, o da şimdi çok pişman."

Nefsine Yedirememek:  

Kendine yakıştıramamak, o şeyi yapmayı kendisi için onur kırıcı, ağır bulmak. ”İki yüzlülüğü bir türlü nefsine yediremiyordu.”

Nefsini Köreltmek:  

Beden isteklerinden herhangi birini üstünkörü gidermek, nefsini yatıştırmak. "Nefsimi köreltmek için, ucundan iki lokma kopardım."

Nefsini Körletmek:  

Birtakım yollarla iştah duygusunu dindirmek. ”Nefsini körletmeden iyi bir kul olamazsın.”

Nefsini Yenmek:  

Arzularının, ihtiraslarının önüne geçebilmek. "Yenilmemenin tek sırrı vardır; nefsini yenmek!

Nefsiyle Mücadele Etmek:  

Bedeni isteklerini yok etmeye çalışmak.

Neler:  

Çok ve çeşitli şeyler. "Sergide neler var bir görsen."

Neler de Neler, Maydanozlu Köfteler:  

Akla gelmedik şaşılası şeyler, anlamında söylenir. "İçeriyi de görmelisin. Neler de neler, maydanozlu köfteler!"

Neme Gerek:  

1- Bu işle ilgilenmem, karışmam. "Neme gerek böyle külüstür bir araba." 2- Doğrusunu isterseniz, doğrusunu söylemek gerekirse. "Neme gerek, başıma iş açılabilir."

Neme Lazım:  

1- Bu işle ilgilenmem, karışmam. "Neme lazım böyle külüstür bir araba." 2- Doğrusunu isterseniz, doğrusunu söylemek gerekirse. "Neme lazım, başıma iş açılabilir."

Nerde Tırak, Orda Bırak:  

Biten şeyleri zorlamamak, uzatmamak gerektiğini anlatmak için kullanılır. "Nerde tırak, orda bırak, uğraşman zaman kaybıdır."

Nerede Akşam Orada Sabah:  

“Gece kalacağı bir yeri yok, neresi rast gelirse orada kalıp yatar” anlamında kullanılır.

Nerede Bu Bolluk:  

Bu işi yapmak o denli kolay değil, anlamında söylenir. "Olur mu hiç, nerede bu bolluk?"

Nerede Bu Yoğurdun Bolluğu:  

Bu işi yapmak sanıldığı kadar kolay değil.

Nerede Hareket, Orada Bereket:  

Hareket olan yerde bolluk olur.

Nerede İse:  

Olmak üzere. "Nerede ise gelir."

Nerede Kaldı:  

Ne yararı oldu? "Senin uzmanlığın nerede kaldı?"

Nerede Kaldı ki:  

Olacak gibi görülmeyen bir düşünceyi anlatan ifadenin başına getirilen bir söz. "Onun matematik zayıf, nerede kaldı ki sana ders anlatsın."

Nereden Esti:  

Nereden aklına geldi? "Bu düşünce nereden esti?"

Nereden Nereye:  

1- Uzak, dolaylı bir ilişki ile. 2- Şaşılacak şey, olacak gibi değil! ”Nereden nereye, kim derdi ki biz karşılaşacağız!”

Nesebi Gayrı Sahih:  

Gayrimeşru bir ilişki sonunda doğan çocuk.

Nesebi Sahih:  

Kanuna uygun bir evlenme sonunda doğan çocuk.

Neşesi Kaçmak:  

Neşeli hali kalmamak, keyfi ve morali bozulmak. "Faturayı görünce babamın neşesi kaçtı."

Neşesi Sönmek:  

Neşeli hali kalmamak, morali bozulmak, keyfi kaçmak. "Faturayı görünce babamın neşesi söndü."

Neşesi Yerine Gelmek:  

Eski neşeli haline kavuşmak. "Bir film izledik, neşemiz yerine geldi."

Neşesini Bulmak:  

Neşelenmek, morali düzelmek. "Akşama doğru ancak neşesini bulmaya başladı."

Neşesini Kaybetmek:  

Neşeli hali kalmamak, keyfi ve morali bozulmak. "Faturayı görünce babam neşesini kaybetti."

Neşesini Yitirmek:  

Neşeli hali kalmamak, keyfi ve morali bozulmak. "Faturayı görünce babam neşesini yitirdi."

Neşet Etmek:  

Kaynağını bir yerden almak, doğmak. "Bu hikaye bizim oralardan neşet etmiş."

Nesi Var:  

1- "Çok iyi, çok güzel" anlamında kullanılan bir söz. "Nesi varmış benim kızımın, sen kendi kızına bak." 2- Hastanın durumunu öğrenmek amacıyla kullanılan bir söz. "Kardeşinin nesi var? - Grip olmuş."

Nesi Var Nesi Yok:  

Bütün serveti, her şeyi. "Şirketin nesi var nesi yok, hepsine devlet ol koymuş." "Adamın nesi var nesi yok, hepsi kızına kaldı."

WhatsApp