Bir Deyim Öğrenelim!
Gökte Ararken Yerde Bulmak:
Çok zor ele geçirebileceğini sandığı şeyi birdenbire ele geçirmek ya da bulamayacağını sandığı kimseyi kısa sürede bulmak. "Birader ya, seni gökte ararken yerde buldum."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Okkanın Altına Gitmek:
Haksız yere eziyet çekmek, zarar ve ceza görmek. "Uyanık ol da okkanın altına gideyim deme, tamam mı?"
Oklava Yutmuş Gibi:
Dimdik duran veya yürüyen kimse. Baston yutmuş gibi. "Her sabah pencerenin önünden, oklava yutmuş gibi yürüyen adam geçer."
Ökse Çubuğu:
Üzerine ökse sürülmüş değnek.
Ökse Otu:
Ökse otugillerden, elma, armut, ıhlamur, kiraz, erik vb. ağaçların dalları üzerinde asalak olarak yaşayan, üzüme benzer yemiş veren, saplarından ökse çıkarılan bitki, burç (II) (Viscum album)
Ökseye Basmak:
Dikkatsizlik ederek zarara uğramak veya yanılmak. "Dolara yatırım yaparak ökseye bastık."
Öksürük Tutmak:
Sürekli ve şiddetli öksürmek. "Sabahtan beri bir öksürük tuttu, doktora mı gitsem acaba?"
Öksürüp Tıksırmak:
Öksürmek. "Yemek masasında öksürüp tıksırman hoş değil."
Öksüz Babası:
Öksüz ve yoksulları koruyan adam. "Öksüz babasıdır, kimseyi boş çevirmez."
Öksüz Kalmak:
1- Anası veya hem anası hem babası ölmüş olmak. "Öksüz kalan çocuklara dedeleri sahip çıktı." 2- Kimsesiz olmak. "Şu gurbet ellerde öksüz kaldık."
Öksüz Sevindiren:
Hediye olarak verilen, değeri az, gösterişi fazla, cicili bicili hediyelik eşya.
Öksüzler Anası, Öksüzler Babası:
Yoksul ve kimsesiz olanları gözeten kadın ya da erkek. "Öksüzler anası kadın, herkese yardıma koşuyor."
Okuldan Ayrılmak:
Öğrenime son vermek. "Maddi durumum nedeniyle okuldan ayrılmak zorunda kaldım."
Okulu Asmak:
Okuldan kaçmak, derslere girmemek. "Okulu asmak için güzel bir gün."
Okulu Kırmak:
Evden okula gitmek için çıkıp başka yere gitmek. "Okulu kırmak hiç hoşuna gitmemişti, ama arkadaşına uymuştu işte."
Okumayı Sökmek:
Okula yeni başlayan öğrenci, verilen eğitim sonrası okumaya başlamak, okuma becerisini kazanmak. "Kardeşleri, okumayı sökmesi için çok uzun saatler boyunca gayret gösteriyorlar."
Okunu Atmış Yayını Asmış Olmak:
Hayatta yapmak istediklerini yapmış, geri kalan ömrü süresince artık yapacak önemli bir işi kalmamış olmak. "Okunu atmış yayını aşmış, daha niye uğraşsın ki."
Okuyup Üflemek:
Dinî inanca göre bir duayı okuduktan sonra, üfleyerek ruhlara yollamak. "Sana bir okuyup üfleyeyim, bir şeyin kalmaz diyordu."
Öküz Altında Buzağı Aramak:
Olmayacak nedenlerle suç ve suçlu bulmaya çabalamak. "Öküz altında buzağı aramaktan vazgeçersen, önemli meseleler konuşacağız."
Öküz Arabası Gibi:
Çok yavaş. "Yollar çok bozuktu, öküz arabası gibi geldik."
Öküz Boyunduruğa Bakar Gibi Bakmak:
İstemeden, mecburen bakmak. "Öküz boyunduruğa bakar gibi bakmak zorunda değilim, ne yaparsan yap."
Öküz Gibi:
Aptal, anlayışsız bir biçimde. "Öküz gibi davranıp beni sinir etme."
Öküz Gibi Bakmak:
Karşısındakini rahatsız edercesine bakmak. "Öküz gibi bakıyorsun, ayı mı oynatıyoruz burada."
Öküz Öldü, Ortaklık Bitti:
Aradaki yakınlık dayanağı kalktı, yakınlık da kalmadı. "Böyle olmasını kimse istemez; ama öküz öldü, ortaklık bitti."
Öküz Öldü, Ortaklık Bozuldu:
Aradaki yakınlık dayanağı kalktı, yakınlık da kalmadı. "Böyle olmasını kimse istemez; ama öküz öldü, ortaklık bozuldu."
Öküz Soğuğu:
Nisan ayında çıkan ve ortalama altı gün süren fırtına, sitteisevir.
Öküze Boynuzu Yok Olmaz:
İnsan kendi yakınlarını ve kendi işlerini yük saymaz.
Öküzün Altında Buzağı Aramak:
Kimi sebepler, bahaneler uydurarak suç ve suçlu bulma çabasında olmak. "Öküzün altında buzağı aramaktan vazgeç, olan olmuş."
Öküzün Trene Baktığı Gibi Bakmak:
Aptalca, hiçbir şey anlamadan bakmak. "Öğretmen ders anlatıyor, o da öküzün trene baktığı gibi bakıyordu."
Okyanus Aşırı:
Okyanus ötesinde. "Okyanus aşırı ülkelere gitmek istiyorum."
Ola ki…:
Belki olur ya, olabilir ki… ”Ola ki bir daha karşılaşırız.”
Olacak Gibi Değil:
Olmayacak gibi görünüyor, olacağa benzemiyor. "Bu iş olacak gibi değil, ama şansını bir kere daha dene."
Olacak O Kadar:
"kabul edilebilir ölçüde" anlamında kullanılan bir söz. "Olacak o kadar, o daha küçük teyzesi."
Olan Biten:
Olup geçenler, olanların hepsi, meydana gelenler. ”Olan bitenden hiç haberim olmadı.”
Olan Oldu:
Artık yapacak bir şey kalmadı, anlamına gelir. "Olan oldu, bundan sonrasını düşün."
Olanak Sağlamak:
Bir işin olmasına elverişli ortamı hazırlamak. "Tüm kız çocuklarının eğitim alabilmelerine olanak sağlamak lazım."
Olanak Tanımak:
Bir işin olmasına elverişli ortamı hazırlamak. "Tüm kız çocuklarının eğitim alabilmelerine olanak tanımak lazım."
Olay Çıkarmak:
Hoş olmayan bir durum yaratmak, hadise çıkarmak. "Buraya olay çıkarmak için gelmedim."
Olay Yapmak:
Bir olayı gereğinden fazla büyütmek, sorun çıkarmak. "Çocuğunuzun küçük hatalarını olay yapmayın."
Olay Yaratmak:
Ortada herhangi bir sebep yokken bir olaya yol açmak. "Şurada adam gibi tartışıyoruz, olay yaratmaya gerek yok."
Olaya Tanık Olmak:
Yaşanan bir olayı görmek, duruma şahit olmak. "Böyle bir alaya tanık olmak istemezdim."
Olayın Üstüne Gitmek:
Olayı etraflıca araştırmak. "Meraklı davranıp, olayın üstüne gitmeye karar verdi."
Ölçü Almak:
1- Bir nesne için yapılacak şeyin uygunluğunu sağlamak amacıyla o nesneyi ölçmek. "Döşemeci, döşeyeceği koltukların ölçüsünü aldı." 2- Herhangi bir şeyin boyutlarını ölçmek. "Dolabın ölçüsünü al bakalım, buraya sığacak mı."
Ölçülü Olmak:
Dikkatli, hassas, düşünceli olmak. "Bu ay harcamalar konusunda ölçülü olmamız lazım."
Ölçüp Biçmek:
Bir konuda çok ayrıntılı düşünmek, inceden inceye düşünmek, değerlendirmek. "Ölçüp biçtikten sonra, son kararınızı söyleyeceğiz."
Ölçüsünü Bildirmek:
Haddini bildirmek, cezasını vermek. "Bu aralar çok şımardı, ölçüsünü bildirmek lazım."
Ölçüyü Kaçırmak:
Uygun derecenin üstüne çıkmak, aşırı gitmek, ”Sofraya her oturuşunda ölçüyü kaçırırdı.”
Oldu Bilmek:
Sorunu çözülmüş bilmek. "Bize bırak, boya badana işini oldu bil."
Oldu Bittiye Getirmek:
Emrivaki yapmak, geri dönülmesi güç ve imkânsız bir durum oluşturmak. ”Oldu bittiye getirerek tarlayı satın aldılar.”
Oldu Olacak:
1- Bir olay gelişti, bir durum meydana çıktı. Bunu kabul etmemiz lazım. "Oldu olacak, bütün paramızı çıkarıp verelim." "Soyadın değişti, oldu olacak adını da değiştirelim de dalga geçmesinler." 2- Hiç olmazsa. "Oldu olacak televizyonu bıraksaydılar bari."
Oldu Olacak Kırıldı Nacak:
“Olanlar oldu, iş işten geçti, olanlar geri dönülemeyecek bir durum aldı, bunu kabul etmek gerek” anlamında kullanılır.
Oldu Olanlar:
"hoş olmayan, kötü birtakım olaylar oldu" anlamında kullanılan bir söz. "Geçmişte oldu olanlar, artık daha dikkatli olmak zorundayız."
Oldu Saymak:
Sorunu çözülmüş bilmek. "Bize bırak, boya badana işini oldu say."
Olduğu Kadar:
1- Kabul edilebilir düzeyde. "Bir saate kadar gelecekler, olduğu kadar bir temizlik yapalım." 2- Beklenilenin altında. "Ödemenin tümünü yapamayacağım, olduğu kadarı ben sana vereyim." "Aramızda olduğu kadar para toplayalım dedik."
Oldum Bittim:
Başından beri, öteden beri, ilk zamandan beri, kendimi bildiğimden beri. ”Oldum bittim kızarım bu adamlara.”
Oldum Olası:
Başından beri, öteden beri, ilk zamandan beri, kendimi bildiğimden beri. "Oldum olası kızarım bu adamlara."
Öleceğim, Sağ Yanım Yere Gelecek:
İnandırmak için söylenir. Yalan söylersem ahret azabından korkarım.
Olmasa Gerek:
Olmayacağını sanıyorum.
Olmayacak Duaya Amin Demek:
Sonuç vermeyecek bir işle uğraşmak ya da buna destek vermek. "Onun seninle evleneceğini düşünüyorsun, ama olmayacak duaya âmin diyorsun."
Olmaz Olmaz:
"olamayacak, imkânsız şey yoktur" anlamında kullanılan bir söz. "Olmaz olmaz deme bir bakarsın bir yerlerden miras gelir."
Ölme Eşeğim Ölme:
Umutsuz bir bekleyişi anlatmak için kullanılır. "Para biriktirip de ev alacağız, ölme eşeğim ölme."
Ölme Eşeğim Ölme Yaza Yonca Bitecek:
Umutsuz bir bekleyişi anlatmak için kullanılır. "Sen okuyup adam olacaksın da, bizi Paris'e gezmeye götüreceksin. Ölme eşeğim ölme, yaza yonca bitecek."
Ölmek Var, Dönmek Yok:
“Neye mal olursa olsun, iş sonuna kadar götürülecektir, yapılmasından kaçınılmayacaktır” anlamında kullanılır. ”Özgürlük yolunda ölmek var, dönmek yok bize.”
Olmuş Armut Gibi Eline Düşmek:
Emek harcamadan, kolaylıkla, yorulmadan elde etmek. "Babasının araba, olmuş armut gibi eline düşünce pek sevindi."
Olmuş Armut Gibi Eline Geçmek:
Emek harcamadan, kolaylıkla, yorulmadan elde etmek. "Babasının televizyonunu, olmuş armut gibi eline geçirince pek sevindi.
Olta Atmak:
1- Balık yakalamak için olta takımını suya atmak. "Olta atmak için biraz yem lazım." "Buraya olta atsak boşa zaman kaybetmiş oluruz." 2- Tuzak kurmak. "Belli ki sana olta atmışlar."
Oltaya Düşmek:
Hileyle karşılaşmak, oyun veya düzen içine girmek. "Oltaya düşmekten son anda kurtulduk."
Oltaya Gelmek:
Aldatılmak. "Oltaya gelecek biri değil, dikkatli ol."
Oltaya Takılmak:
Tuzağa düşmek. "Oltaya takılanlardan epey para götürmüş."
Oltaya Vurmak:
Balık yakalanmak. "O kadar çok bekledik, oltaya bir şey vurmadı."
Oltayı Yutmak:
Aldanmak. "Oltayı yutmuşsun, sen o paranın üstüne bir bardak soğuk su iç."
Ölü Fiyatına:
Yok pahasına, değerinden çok ucuza, az bir para ile. ”Arsaları ölü fiyatına satmak zorunda kaldık.”
Ölü Gibi:
Hiç kımıldamadan, hareketsiz. "Dün gece sabaha kadar işteydi, şimdi ölü gibi yatıyor."
Ölü Gözü Gibi:
Sönük, fersiz ışık. "Ölü gözü gibi, bu ne biçim ampul böyle."
Ölü Gözü Kadar:
Çok az. "Ölü gözü kadar yardımı olsa sevineceğim."
Ölü Gözünden Yaş Ummak:
Hiç olmayacak yerden, mümkün olmayan durumda yardım veya destek beklemek. "Beni sevmeni beklemek, ölü gözünden yaş ummaya benziyor."
Ölü Mevsim:
İşin veya alışverişin az olduğu, durgun geçtiği zaman dilimi. ”Bizim iş en ölü mevsimini yaşıyor.”
Ölüevi Gibi:
Üzüntülü, sessiz. "Çocuklar gidince ölüevi gibi oldu burası."
Oluk Gibi Akmak:
Çok bol ve arası kesilmeden gelmek. "Taşlar arasından oluk gibi akan, buz gibi sudan içtik."
Ölüm Allah'ın Emri:
1- Herkes ölecek, ölüm mukadderdir. "Ölüm Allah'ın emri, ama o zamansız gitti." 2- Kesin karar verme durumunda kullanılır. "Ölüm Allah'ın emri, söz verdik bir kere geleceğiz."
Ölüm Döşeği:
Ölmek üzere olan kişinin yattığı yatak, ölüm yatağı. "Ölüm döşeğinde benimle her şeyi konuştu."
Ölüm Döşeğinde:
Ölmek üzere. "Sen burada ne arıyorsun? Deden ölüm döşeğinde."
Ölüm Döşeğinde Olmak:
Son anlarını yaşamak. "Almanya'dan, ölüm döşeğinde olan babasını görmek için geliyor."
Ölüm Gibi:
Çok büyük sıkıntı, üzüntü. "Senden ayrı yaşamak, ölüm gibi geliyor bana."
Ölüm Kalım Meselesi:
Yok olmamak amacıyla girişilen mücadele. "Bu anlaşma şirketimiz için bir ölüm kalım meselesiydi."
Ölüm Kalım Savaşı Olmak:
Yok olmamak amacıyla mücadeleye girişmek. "İşgal yıllarında bir ölüm kalım savaşı oldu." "Şirketimiz için bu yıl ölüm kalım savaşı olacak."
Ölüm Kalım Savaşı Yapmak:
Yok olmamak amacıyla mücadeleye girişmek. "İşgal yıllarında bir ölüm kalım savaşı yaptık." "Şirketimiz için bu yıl ölüm kalım savaşı yapmalıyız."
Ölüm Korkusu:
Ölme tehlikesiyle yüz yüze gelmekten duyulan korku, can korkusu, can havli. "Bu hastalık yüzünden ölüm korkusu yaşıyor."
Ölüm Sessizliği Çökmek:
Yoğun ve derin bir sessizlik kaplamak. "Kaza haberi gelince, odaya bir ölüm sessizliği çöktü."
Ölüm Yatağı:
Ölmek üzere olan kişinin yattığı yatak, ölüm döşeği. "Ölüm yatağında benimle her şeyi konuştu."
Ölümden Dönmek:
Ölme tehlikesiyle yüz yüze gelmek. "Üç gün önce bir kaza yaşadık, inan hepimiz ölümden döndük."
Ölüme Göz Göre Göre Gitmek:
Sonunda ölüm olduğunu bilerek, bir işi yapmaya kalkışmak.
Ölüme Koşmak:
Kendisini bile bile tehlikeye atmak. "Kahramanlar, ölüme koşmak da tereddüt etmediler."
Ölümle Burun Buruna Gelmek:
Ölümle sonuçlanabilecek çok büyük bir tehlike ile karşılaşmak. "Karadeniz'in azgın sularında ölümle burun buruna geldik."
Ölümle Öç Alınmaz:
Düşmanlarımızın ölümüne memnun olmak insanlığa yakışır bir davranış değildir.
Ölümle Pençeleşmek:
Can çekişmek. "Adam ölümle pençeleşiyor, polis ise bilgi almaya çalışıyordu."
Ölümlü Dünya:
Sonunda öleceğimiz dünya. "Şu ölümlü dünyada biraz gülün, eğlenin."
Ölümü Gör:
Bir konuda karşısındakini ikna etmek için kullanılan yemin sözü. "Akşama davete gelmezsen ölümü gör tamam mı?"
Ölümü Göze Almak:
Yaptığı iş uğruna ölmekten korkmamak, yürekli davranmak. ”Allah yolunda ölümü göze aldı yiğitler.”
Ölümü Öp:
Bir konuda karşısındakini ikna etmek için kullanılan yemin sözü. "Akşama davete gelmezsen ölümü öp tamam mı?"
Ölümün Ötesi Kolay:
Asıl sıkıntılar, yaşadığımız bu dünyadadır, anlamında kullanılır. "Ölümün ötesi kolay da yaşamak zor."