Bir Deyim Öğrenelim!
Pusuya Düşürmek:
Yolunu gizlice bekleyip kötülük etmek. "Pusuya düşürmek için çok beklediler, ama gelene giden olmadı."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Osuruktan Tayyare, Selam Verdim O Yare:
Lüzumsuz ve anlamsız bulunan şeylerle alay etmek için kullanılır. "Gömü bulup zengin olacakmış da, osuruktan tayyare, selam verdim o yare."
Ot Yoldurmak:
Çok güçlük çıkarmak, zor bir iş gördürmek, çok uğraştırmak. "Yemek yedirirken, annesine ot yolduruyor bu çocuk."
Öte Beri:
Önemsiz, ufak tefek çeşitli şeyler. "Yanımıza biraz öteberi alalım."
Öte Gün:
Geçen gün, yakın günlerden birinde.
Öteberi:
Önemsiz, ufak tefek çeşitli şeyler. "Yanımıza biraz öteberi alalım."
Öteberi Almak:
Maddi değeri çok olmayan ufak tefek şeyler almak. "Pazardan biraz öteberi almaya gitti."
Ötede Beride:
Çeşitli yerlerde. "Ötede beride hakkımda dedikodu yapıyormuş."
Öteden Beri:
Oldukça uzun zamandan beri, eskiden beri. ”Öteden beri sevmem ben onu.”
Öteden Beriden:
Şundan bundan. Şuradan buradan.
Öteki Beriki:
Olur olmaz kimseler. "Öteki beriki de lafa karışınca iş sarpa sardı."
Öteki Dünya:
Öldükten sonra ruhun yaşayacağına inanılan dünya, ahiret. "Öteki dünyada inşallah yüzümüz güler."
Ötesi Çıkmaz Sokak:
“Takip edilen yol yanlıştır, bu yolla bir yere gidilemez, sonuç alınamaz, bir yere kadar gidilir ama daha fazla gidilemez” anlamında kullanılır.
Ötesi Var mı:
Bundan daha kötü bir olasılık düşünülemez, anlamında söylenir. "Tek liramız kalmadı. Ötesi var mı?"
Ötesi Yok:
"diyecek daha bir şey yok" anlamında kullanılan bir söz. "Seni istemediğini, sevmediğini söyledi, bundan ötesi yok işte, ne bekliyorsun ki."
Ötesini Beri Etmek:
Bir işi sonuca bağlamak.
Ötesinin Önemi Yok:
Bundan sonrası önemli değil. "Ben duyacağımı duydum, ötesinin önemi yok."
Öteye Beriye:
Türlü yerlere.
Ötmek:
Durmadan anlamlı, anlamsız konuşmak. "Bir saattir telefonda ötüyorsun, kapat artık şunu."
Otomatiğe Almak:
Kendi kendine yeniden düzene sokmak. "Fotoğraf makinesini otomatiğe alıp fotoğraf çektik."
Otomatiğe Bağlamak:
Kendi kendine yeniden düzene sokmak. "Fiyatları dolar üzerinden otomatiğe bağlamışlar."
Otomatiğe Geçmek:
Otomatik olarak çalışmaya başlamak. "Klima otomatiğe geçince sorunsuz çalışıyordu."
Otorite Sağlamak:
Yetki kurmak veya yetki sahibi olmak. "Öğretmen, sınıfta kısa sürede otorite sağlamıştı."
Otorite Temin Etmek:
Yetki kurmak veya yetki sahibi olmak. "Öğretmen, sınıfta kısa sürede otorite temin etmişti."
Oturduğu Dalı Kesmek:
Kendisi için gerekli ve yararlı olan şeyi kendi eliyle yok etmek. "Geçimini sağladığın o tarlayı sakın satma, yoksa oturduğun dalı kesmiş olursun."
Oturduğu Yerde Ot Bitmez:
Gittiği yere uğursuzluk götürür, gittiği yerin bereketini kurutur. "Oturduğu yerde ot bitmez diye benimle alay eder oldular."
Oturup Kalkmak:
Hareket etmek. "Kimlerle oturup kalktığına dikkat et."
Otuz İki Dişe Keman Çaldırmak:
İçecek çok soğuk olmak. "Dolaptan bir bardak su içeyim dedim, otuz iki dişime keman çaldırdı."
Otuz İki Dişi Mızıka Çalmak:
İçtiği içecek dişleri sızlatacak derecede soğuk olmak. "Dolaptan bir bardak su içeyim dedim, otuz iki dişim mızıka çaldı."
Otuz İki Dişini Göstermek:
Ağzı açık şekilde yüksek sesle gülmek. "Dedem, erkek adam otuz iki dişini göstermeyecek derdi."
Otuzbir Çekmek:
Cinsel yönden kendi kendini tatmin etme, onanizm, mastürbasyon.
Öve Öve Bitirememek:
Beğenilen bir şeyden çok söz etmek. "İspanya turuna gitmiş, öve öve bitiremiyor."
Öve Öve Göklere Çıkarmak:
Çok övmek. "Öve öve göklere çıkardığınız kişinin, gerçek yüzünü öğrenin işte."
Övünç Duymak:
İftihar etmek, kıvanmak. "Çocuklarıyla hep övünç duymuştur."
Övünmek Gibi Olmasın:
Övünmeyi hoş göstermek ya da alçak gönüllü görünmek için "Amacım övünmek değil, bir gerçeği belirtmek için kendimle ilgili güzel bir durumu anlatmak istiyorum." anlamında söylenir. "Övünmek gibi olmasın, ama ben çok kitap okurum."
Oy Birliği:
Bir toplantıya katılan, bir meseleyi konuşan kimselerin aynı düşüncede olup aynı yönde oy kullanmaları. ”Sınıf başkanını oy birliği ile seçtik.”
Oya Gibi:
İnce, güzel, zarif. "Oya gibi işlenmiş kaldırım taşları dikkatimi çekmişti."
Oya Koymak:
Bir işin sonucunu belirlemek üzere oy verilmesini istemek, oylama yoluyla bir topluluğun görüşünü almak. ”Bu görüşü oya koymayı teklif ediyorum, kabul edenler el kaldırsınlar.”
Oya Sunmak:
Bir işin sonucunu belirlemek üzere oy verilmesini istemek, oylama yoluyla bir topluluğun görüşünü almak. "Bu görüşü oya sunmayı teklif ediyorum, kabul edenler el kaldırsınlar."
Oydaş Olmak:
Aynı düşüncede, aynı inançta olmak. "Seninle oydaş olmaktan dolayı sevinçliyim."
Oylamaya Geçmek:
Oy verme işlemine başvurmak. "Görüşmeler sona erince oylamaya geçildi."
Oylamaya Koymak:
Bir toplantıdaki oy sayısını belirlemek, oy verilmesini istemek, oya sunmak. "En doğrusu bu maddeleri oylamaya koymak."
Öyle Başa Böyle Traş:
Alakasız durumları belirtir. "Takımı bu kadroyla sahaya çıkarırsan, golleri yersin. Öyle başa böyle traş hesabı."
Öyle Gelmek:
Sanmak, zannetmek. "Bana öyle geliyor ki gittiği yerden geri dönmeyecek."
Öyle İse:
Durum bu ise. "Öyle ise biz de size katılırız."
Öyle Olsun:
Peki. "Öyle olsun, önce parka gidelim."
Öyle Şey Yok:
Senin dediğin gibi, o biçimde olmaz. "Öyle şey yok diyorum ama anlamamazlıktan geliyorsun."
Öyle Veya Böyle:
Ne olursa olsun, her hâlde, bu durumda. "Öyle veya böyle bir gün o bu kapıya gelecek."
Öyle Ya:
Kuşkusuz, doğal olarak. "Öyle ya, seni unutmamalıyız."
Öyle Yağma Yok:
"öyle bir şey olmaz, öyle bir şey yapılmamalı" anlamında kullanılan bir söz. "Öyle (yağma) yok! akşam yemeğinin hep beraber burada yiyeceğiz."
Öylece Kalakalmak:
1- Bir şey veya durum karşısında şaşırmak. "Bana hiç beklemediğim bir anda sarılınca öylece kalakaldım." 2- Güç durumda kalmak. "Babaları onları terk ettiklerinde öylece kalakaldılar."
Öyleyse:
Durum bu ise. "Öyleyse biz de size katılırız."
Oynak:
Hafif meşrep kadın. "Oynaklık yapmadan yolunda yürü."
Oyun Almak:
Oyunda kazanmak, sayı sahibi olmak. "Bizden oyun almak kolay değildir."
Oyun Bağlamak:
Güreşte rakibe bir oyun uygulayıp onu sonuçlandırmadan beklemek. "Oyun bağlamak için çok çabaladı."
Oyun Bozanlık Etmek:
Mızıkçılık etmek, birlikte yapılması gereken işten tek taraflı vazgeçmek. "Oyunbozanlık etme de gel birlikte eğlenelim."
Oyun Bozmak:
1- Tasarlanmış bir işi yersiz ve vakitsiz olarak karıştırmak, planları altüst etmek. "Hırsıza pusu kurduk, ışıkları yakıp oyunumuzu bozdun." 2- Mızıkçılık etmek. "Oyun bozanlık yaparsan bir daha seninle oynamam."
Oyun Çıkarmak:
1- Oyun oynamak "Her iki takım da güzel bir oyun çıkardı." "Haydi evlatlarım size güveniyorum, güzel bir oyun çıkarın." 2- Yeni bir oyun bulmak, programlamak. "Yeni bir bilgisayar oyunu çıkarmışlar."
Oyun Dışı Kalmak:
1- Sakatlanma, ceza alma vb. sebeplerle oyundan çıkmak. "Ünlü futbolcu sakatlığı nedeniyle son on dakika oyun dışı kaldı." 2- Saf dışı bırakılmak. "Şirketimizi belediye ihalesinde oyun dışı kaldı."
Oyun Etmek:
Aldatmak, kurnazlıkla birini tuzağa düşürmek. ”Bana kötü bir oyun ettiler.”
Oyun Kurmak:
1- Bir yarışmayı kazanmak için belirli bir taktik uygulamak. "Takım ilk yarıda oyun kurmakta zorlandı." 2- Hile yapmak. "Boş yere bana oyun kurmaya çalışma."
Oyun Oynamak:
1- Birini aldatmak, kandırmak. "Çocuğa öğretmen çağırıyor diye oyun oynadılar, o gerçek sandı." 2- Hile yapmak. "Ticarette oyun oynamak ahlaksızlıktır."
Oyun Vermek:
Oyunda kaybetmek. "Artık daha dikkatli oynayacağım, oyun vermek istemiyorum."
Oyun Yapmak:
1- Güreşte rakibe oyun uygulamak. "Akıllıca bir oyun yaparak rakibini yenmeyi başardı." 2- Hile yapmak. "Bana oyun yapma, ben senin içini bilirim."
Oyuna Çıkmak:
Oyun için sahneye çıkmak. "Oyuna çıkmak için herkes yerini almıştı."
Oyuna Gelmek:
Aldatılmak, tuzağa düşürülmek. ”Onların oyununa gelmemeye çalış, dikkatli ol.”
Oyuna Getirmek:
Birini tuzağa düşürmek, aldatmak. "Kardeşin beni oyuna getirdi, beş yüz liramı aldı."
Oyuna Kurban Gitmek:
Bir hile, düzen sonunda zarara, iftiraya uğramak. "Oyuna kurban gitti, adamı görevden aldılar."
Oyunbozanlık Etmek:
Mızıkçılık etmek, birlikte yapılması gereken işten tek taraflı vazgeçmek. ”Oyunbozanlık etme de gel birlikte eğlenelim.”
Oyuncak Etmek:
Eğlence, alay konusu yapmak. "Bak şimdi de bebeği oyuncak etmişler."
Oyuncak Olmak:
Başkasının yönettiği bir duruma düşmek. "Arkadaşının oyuncağı oldun."
Oyunda Ütülmek:
Oyunda yenilmek, kaybetmek. "Oyunda ütülmekten son anda kurtuldun."
Oyunu Almak:
Oyunu kazanmak. "Oyunu almak için tüm kozlarını oynuyor."
Oyunun Kurallarını Bilmek:
Yapılan işlerin nasıl, kimler tarafından ve hangi ilişkilerle sonuçlandırıldığına ilişkin bilgisi olmak. "Oyunun kurallarını bilmiyorsan, masaya oturmayacaksın."
Oyunun Sakalı Bitmek:
Bitmiş olayları anlatan bu deyim, genellikle Karagöz oyunlarının sonunda kullanılır. "Bakalım bu oyunun sakalı ne zaman bitecek."
Öz Kardeş:
Ana babaları bir olan kardeşlerden her biri.
Öz Saygı:
İnsanın kendine duyduğu saygı, onur, haysiyet, izzetinefis.
Özek Demiri:
Özek ağacını arabaya bağlayan demir.
Özel Ad:
Bir kişiye, benzerlerinden farklı özellik taşıyan varlığa veya topluluğa verilen ad, özel isim: Ali, Ankara, Kızılırmak, Özbek, Türkçe gibi.
Özel Girişim:
Özel sektör, şahsi teşebbüs.
Özen Göstermek:
Bir şeyi, elden gelen çabayı göstererek yapmak. "Giyimine özen gösterirdi."
Özene Bezene:
Özenli bir biçimde, titizlikle, itina ile. "Özene bezene bir kahvaltı hazırlamış."
Özene Bezene Yapmak:
Özenli bir biçimde, titizlikle, itina ile yapmak. "Ödevimi özene bezene yaptım, umarım beğenirsiniz."
Özenip Bezenmek:
Çok özen gösterip titizlikle, ayrıntılarına varıncaya değin ele almak. "Yeni evini özenip bezenerek döşetmişti."
Özgü Olmak:
1- Birine, bir şeye ait olmak. "Bu tatlı bu bölgeye özgü." 2- Belli bir kimsede, şeyde veya türde bulunmak. "Su altında uzun süre kalabilmek sadece balıklara özgü değil." 3- Aynı cinsten başka hiçbir türde veya bireyde rastlanılmamak. "Sıra dışı insanlara özgü özellikler hep ilgimi çekmiştir."
Özlemini Çekmek:
Arzulamak, çok özlemek, hasretini çekmek. "Bir haftadır sıcak ve temiz bir yatak özlemini çekiyorum."
Özlemini Duymak:
Yürekten istemek, arzu etmek. "Daha ilk günde, yanında olmak özlemini duymaya başladım."
Özlü Buğday:
Nişastası çokça olan buğday.
Özlü Çamur:
Yapışkan çamur.
Özlü Söz:
Bir konuda en çok bilinmesi gereken şeyi az kelime ile anlatan söz, vecize.
Özlü Toprak:
Verimli toprak.
Özrü Kabahatinden Büyük:
Bir kabahat için özür dilerken daha büyük bir kabahat işleyen kimse için söylenir.
Özü Sözü Bir:
Düşünceleri, söyledikleri ve yaptıkları bir olan, ne düşünüyorsa onu söyleyen, içi dışı bir olan kimse. ”Özü sözü bir olan insanlara rastlamak gittikçe zorlaşıyor.”
Özür Dilemek:
1- Yaptığı bir yanlıştan ötürü affedilmesini istemek. 2- Özrünü ileri sürerek yapılması kendinden istenen işi yapmamak, bundan bağışlanmasını istemek. ”Özür dilerim, ben o kovayı taşıyamayacağım.”
Özveride Bulunmak:
Bir amaç uğruna veya gerçekleştirilmesi istenen herhangi bir şey için kendi çıkarlarından vazgeçmek, fedakarlık yapmak. "Her aile biraz özveride bulunsa sorun çözülür."
Pabuç Bırakmamak:
Yılmamak, korkmayıp yapacağından vazgeçmemek. ”Ben öyle olur olmaz insanlara pabuç bırakmam.”
Pabuç Eskitmek:
Bir iş için bir yere çok gidip gelmek, işi takip etmek. "Şu okul yolunda az pabuç eskitmedim."
Pabuç Kadar Dili Olmak:
Bir şeyi kaba ve terbiyesiz bir şekilde cevaplam
Pabuç Kadar Dili Var:
Hemen her söze cevap yetiştirir, büyüklerine karşı saygısızca karşılıklar verir. "Pabuç kadar dili var, bu çocuk kimin çocuğu?"
Pabuç Pahalı:
Girişilen işin tehlikeli olduğunu anlatmak için kullanılır. ”Baktı ki pabuç pahalı, hemen geri döndü.”
Pabuç Paralamak:
Bir iş için bir yere çok gidip gelmek, işi takip etmek. "Şu okul yolunda az pabuç paralamadım."