Bir Deyim Öğrenelim!
Peşi Sıra:
Arkasından. "Abimin peşi sıra ben de eve girdim."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Narçiçeği:
(nar çiçeği) 1- Parlak kırmızı renk. "Narçiçeği bu duvara yakışmadı." 2- Bu renkte olan. "Narçiçeği renkli tişörtümü giyeceğim." Doğrusu narçiçeği şeklindedir, deyim değil isimdir.
Nargile Suyu:
Tatsız içecek. "Nargile suyu gibi bu gazoz, bir daha bu markadan alma."
Narh Koymak:
İhtiyaç maddeleri için değişmez fiyat belirlemek. "Et fiyatları artınca, devlet narh koymak zorunda kaldı."
Nârına Yanmak:
1- Bir kimse yüzünden zarara uğramak. Ateşine yanmak. "Arkadaşın nârına yandık, bu işe bu kadar para yatırdık." 2- Birinin sevdasından sefil olmak. "Senin nârına yanmış biri, ben bir şey diyemem."
Nârına Yanmış:
1- Bir kimse yüzünden zarara uğramış. Ateşine yanmış. "Arkadaşının nârına yanmış, bu işe çok kadar para yatırmış." 2- Birinin sevdasından sefil olmuş. "Senin nârına yanmış biri, ben bir şey diyemem."
Narkoz Vermek:
İlaç vermek suretiyle hastayı şuursuz ve ağrı duymaz hale getirmek.
Nasibini Almak:
Güzel, hoşa giden bir şeyden kısa bir süre de olsa yararlanmak, sebeplenmek. "Açılışta pasta dağıtıldı, bize de nasibimizi az da olsa aldık."
Nasihat Almak:
Yapması veya yapmaması gereken şeyler için yol gösterilmek, öğüt almak. "Senden nasihat alacak değilim, neyin ne olduğunu iyi biliyorum."
Nasihat Etmek:
Bir kimseye yapması veya yapmaması gereken şeyler için yol göstermek, öğüt vermek, öğütte bulunmak. "Okul başarısı için bana nasihat etti."
Nasihat Vermek:
Bir kimseye yapması veya yapmaması gereken şeyler için yol göstermek, öğüt vermek, öğütte bulunmak. "Okul başarısı için bana nasihat verdi."
Nasihatte Bulunmak:
Nasihat etmek. "Yine bana nasihatte bulunmaya başladı."
Nasıl ki:
İki cümle arasındaki anlam ilişkisini "olduğu gibi" anlamıyla bağlayan bir söz. "Nasıl ki siz konuşurken ben dinliyorum, siz de ben konuşurken dinleyeceksiniz."
Nasıl Olmuşsa:
Her nasılsa. "Nasıl olmuşsa, yağmur suları içeri kadar girmiş."
Nasıl Olsa:
er durumda, er geç. "Nasıl olsa akşama eve geleceksin, o zaman hesaplaşırız."
Nasip Almak:
1- Bektaşilikte tarikata girme töreni yapılmak. "Hiç nasip alma töreninde bulunmadım." 2- Yararlanmak, kısmetine düşeni elde etmek. "Kuşlarda, tarlada kalan yemlerden nasiplerini aldılar."
Nasip Etmek:
1- Fırsat vermek. 2- Eriştirmek.
Nasip Olmak:
1- Fırsat düşmek, elvermek, kısmet olmak. 2- Mutluluk veren güzel şeylere erişmek, ulaşmak, kavuşmak.
Nasır Bağlamak:
1- Nasırlanmak. "İnşaatta çalışmaktan parmakları nasır bağlamış." 2- Duygusuzlaşmak, duyarlığını yitirmek. "Ev sahibinin kalbi nasır bağlamış ki, bu kış günü evi boşalt diyor."
Nasır Tutmak:
1- Nasırlanmak. "İnşaatta çalışmaktan parmakları nasır tutmuş." 2- Duygusuzlaşmak, duyarlığını yitirmek. "Ev sahibinin kalbi nasır tutmuş ki, bu kış günü evi boşalt diyor."
Nasırına Basmak:
Bir kimsenin en hassas olduğu noktaya temas etmek. Birisinin zaafını ortaya dökmek. "Konuşurken, nasırına basmamaya dikkat ettim."
Nasırlaşmış Yürek:
Duygusuzlaşmış, duyarlığını yitirmiş. (kişi) "Nasırlaşmış yürekler feryatlarımızı duymuyor."
Nasrettin Hocanın Türbesi Gibi:
Kapalı gibi durduğu halde her tarafı açık olmak, muhafazalı olmamak.
Nato Kafa Nato Mermer:
“Söz anlamaz, söz dinlemez taş gibi kafa” anlamında kullanılır. "Nato kafa nato mermer biri olduğu için baş beladan kurtulmuyor."
Naz Etmek:
1- Hemen gönlü olmamak, ısrar beklemek. "Naz etmeyi bırak da, gel beraber gidelim." 2- İsteksizce davranmak. "Çocuğu yemek yememek için naz ediyor."
Naz Yapmak:
1- Hemen gönlü olmamak, ısrar beklemek. "Naz yapmayı bırak da, gel beraber gidelim." 2- İsteksizce davranmak. "Çocuğu yemek yememek için naz yapıyor."
Naza Çekmek:
Kendini ağır satmak, bir isteği yerine getirmekte yapmacıklı davranışlarla isteksiz gibi davranmak. ”Kendini naza çekmeye bayılır bizim kız.”
Nazar Boncuğu:
Göz değmesin diye takılan mavi boncuk veya bunun yerini tutan başka şey.
Nazar Boncuğu Gibi:
Her yerde görünür, dikkat çeker durumda olmak.
Nazar Değmek:
Kıskançlık ya da hayranlıkla bakmaktan dolayı bir şeye çöken uğursuzluk. "Çocuğa nazar değdi galiba, akşam bir şeyi yoktu sabah hastalanmış."
Nazara Gelmek:
Kıskançlık ya da hayranlıkla bakmaktan dolayı bir şeye çöken uğursuzluk. "Bizim kız nazara geldi galiba, ses seda yok."
Nazarı Değmek:
Uğursuzluk, kötülük getirdiğine inanılan kıskanç veya hayran bakışlar dolayısıyla kötü bir duruma düşürmek. "Kıskananların nazarı değmesin diye dua ediyor."
Nazarıdikkate Almak:
1- Dikkatle inceleyerek değerlendirmek. "Sarraf, tüm takıları nazarıdikkate alarak bir fiyat verdi." 2- Göz önünde bulundurmak. "İşe alımlarda mezun olduğu okulu da nazarıdikkate almalıyız."
Nazarıdikkatini Çekmek:
İlgisini çekmek. "Bahçedeki şu siyah gül, nazarıdikkatimi çekti."
Nazarıitibara Almak:
Dikkat etmek, dikkate almak. "Yarınki hava durumunu da nazarıitibara alarak bir karar vermeliyiz."
Nazarıyla Bakmak:
Ona öyle imiş gibi, o gözle bakmak. "Bana düşman nazarıyla bakma, benim hiç suçum yok."
Nazı Geçmek:
İstediklerini yaptıracak kadar hatırı sayılır olmak. ”Babası, kasabada oldukça nazı geçen bir insandı.”
Nazına Katlanmak:
İstenen her şeyi hangi durumda olursa olsun yerine getirmek. "Kimsenin nazına katlanmak zorunda değilim."
Nazını Çekmek:
Sevdiği birinin her istediğini yerine getirmek. "Senin nazını çekmekten bıktım artık."
Nazire Yapmak:
Bir söze, bir davranışa benzeriyle karşılık vermek. "Bize nazire yaparcasına, karşımıza geçip hep birlikte şarkı söylediler."
Ne Akar Ne Kokar:
Kimseye ne faydası ne de zararı dokunan pısırık, çekingen kimseler için kullanılır. "İşine gider gelir, ne akar ne kokar biri işte."
Ne Alâ Memleket:
Uygunsuz yapılan işleri kınamak için "diyecek yok, ne güzel!" anlamında kullanılır. "Biz eşya taşıyalım, sen burada keyif yap, oh ne âlâ memleket."
Ne Alandan Ne Satandan Olmamak:
Hiçbir tarafla ilişkisi olmamak.
Ne Aldı Ne Verdi:
Soluğu kesilerek ölmek.
Ne âlem:
Yadırganan ancak kızılmayan davranışları olan kimseler için kullanılan bir söz. "Muhittin, ne âlem adamsın! Nereden aklına geliyor bu laflar?"
Ne Alemde:
Nasıl? "Bana ne âlemde? Epeydir görmüyoruz."
Ne Alıp Veremiyor:
Niçin böyle sürekli rahatsız ediyor, ne istiyor? anlamında söylenir. "Açık açık söylesin. Ne alıp veremiyor?"
Ne Altını Bırakmak Ne Üstünü:
Bir şeyin veya yerin her tarafını karıştırmak, dolaşmak vb. "İki gün gezip dolaştık, şehrin ne altını bıraktık ne üstünü."
Ne Arar:
Onda yoktur. "Onda o kadar akıl ne arar!"
Ne Arıyor:
Neden oraya gitmiş? anlamını taşır. "Ne arıyor orada?"
Ne Baş Belli Ne Ayak:
Her şey birbirine girmiş, karışık durumda. Kimin ne olduğu, ne yaptığı belli değil.
Ne Biçim:
Nasıl? "Bu yemek ne biçim böyle?" "Benimle ne biçim konuşuyorsun?"
Ne Buyrulur:
"Onun nasıl bir şey olduğunu gördünüz, buna ne diyorsunuz?" anlamında kullanılan bir söz. "Bu havaların soğukluğuna ne buyrulur?"
Ne Çare:
Çaresi yok, elden bir şey gelmez. ”Ne çare ki onu durdurmamız mümkün değil.”
Ne Çiçektir, Biliriz:
"Ne denli yeteneksiz, niteliksiz olduğunu biliriz" anlamında kullanılan bir söz. "Bahsettiğin öğrenci ne çiçektir, çok iyi biliriz hocam."
Ne Çıkar:
1- Ne zararı var? 2- Bir sonuç vermez. 3- Ne fayda, ne zarar umulur. ”Biraz sert konuşmuşsam, ne çıkar bundan?”
Ne Dağda Bağım Var, Ne Çakaldan Davam:
Tuttuğum bir taraf yok ki ona saldıranların karşısında olayım, anlamında. "Ne dağda bağım var, ne çakaldan davam, ben işten eve, evden işe giden biriyim."
Ne De Olsa:
Ne denli eksiği, kusuru olursa olsun; böyle olmakla birlikte. "Ne de olsa o benim babam yani.
Ne Dedim de:
Yapılan bir şeyden duyulan pişmanlığı belirten bir söz. "Ne dedim de çekip gitti anlamadım, yanlı bir şey mi dedim?"
Ne Demek:
1- Hiç öyle şey olur mu, o nasıl şey? anlamını taşır. "Ne demek? Beni maça çağırmamak, görüşürüz onlarla." 2- "Tabii ki, elbette, lafı mı olur?" anlamında kullanılan bir söz. "Ne demek? Sabah erkenden kapında olurum."
Ne Demek Olsun:
1- Hiç öyle şey olur mu, o nasıl şey? anlamını taşır. "Ne demek olsun, beni maça çağırmamak, görüşürüz onlarla." 2- "Tabii ki, elbette, lafı mı olur?" anlamında kullanılan bir söz. "Ne demek olsun, sabah erkenden kapında olurum."
Ne Demeye:
1- Ne diye, nasıl bir düşünceyle, hangi maksatla, niçin? "Ne demeye benim kapıma gelmiş o kadın?" 2- Hangi anlama? "Ne demeye çalışıyorsun? Daha açık konuşur musun."
Ne Denir:
Bir konuda söyleyecek söz kalmadığını anlatan bir söz. "Bu saatten sonra ne denir, yapmış işte bir cahillik."
Ne Denli:
Ne kadar "Ne denli kötü biri olsa da, o benim abim." "Saçlarıma ne denli önem verdiğimi bilirsin."
Ne Dersin:
Bir konuda söyleyecek söz kalmadığını anlatan bir söz. "Bu saatten sonra ne dersin, yapmış işte bir cahillik."
Ne Dese Beğenirsin?:
“Nasıl, beklenmeyen bir söz söyledi biliyor musun?” anlamında kullanılır.
Ne Etliye Karışır, Ne Sütlüye:
İçinde yaşadığı toplumun neşesine de kederine de katılmaz. Toplumda bulunup bulunmadığı belli olmayan.
Ne Fayda:
Artık neye yarar. "Sen malı ona satmışsın, ne fayda." , "Hırsızların gözü dönmüş, alarm taktırsan ne fayda.
Ne Gam:
Üzülmeye gerek yok. "Ne gam, ne de keder, bu günlerde geçecek Allah'ın izniyle."
Ne Gezer:
Yok, bulunma anlamına gelir. "Para bizde ne gezer?"
Ne Gibi:
Nasıl, ne türlü? "Ne gibi bir dedikodu duydunuz?"
Ne Gözle Bakmak:
1- Düşüncesini belirtir biçimde bakmak. "Ona ne gözle baktığını çok merak ediyorum." 2- Değerlendirmek. "Sizi istemeyen insanlara ne gözle bakıyorsunuz?"
Ne Güne Duruyor?:
“Şimdi yapmazsa, ne zaman yapacak” anlamında kullanılır. ”Gitsin istesin kızı, daha ne güne duruyor?”
Ne Günlere Kaldık:
“Eskiden daha iyiydi, zaman değişti, düzen ve usuller başkalaştı, çok kötü günler geçiriyoruz” anlamında kullanılır.
Ne Haber:
1- Herhangi bir bilgi var mı? "Şu çalınan paradan ne haber?" 2- Ne var ne yok. "Köydeki akrabalardan ne haber?" 3- "Senin hiçbir şeyden haberin yok" anlamında kullanılan bir söz. "O kız nişanlanmış, ne haber?"
Ne Hacet:
Gereksiz, gerek yok. "Arabaya ne hacet, biz yürüyerek gideriz."
Ne Haddine:
Ona mı düşmüş, ona mı kalmış, ona düşmez. "Böyle bir mesaj göndermek, onun ne haddine!"
Ne Hâlde:
Hangi durumda? "Köydeki eski evimiz, kim bilir şimdi ne hâlde?"
Ne Hâli Varsa Görsün:
Uyarılara, öğütlere kulak asmayan insanlar için “ne yaparsa yapsın, beni ilgilendirmiyor” anlamında kullanılır.
Ne Hesaba Gelmek Ne de Kantara:
Elle tutulur olmamak, tutarlı ve sağlam görünmemek. "Sizin önerileriniz ne hesaba gelir ne de kantara."
Ne Hikmetse:
1- Bilmezlikten gelinen durumlarda kullanılan bir söz. "Ne hikmetse bu elektrikler sürekli kesiliyor." 2- Bilinmeyen bir sebepten ötürü. "Ne hikmetse, bugün de gelmekten vazgeçti."
Ne Hikmettir:
1- Bilmezlikten gelinen durumlarda kullanılan bir söz. "Ne hikmettir bu elektrikler sürekli kesiliyor." 2- Bilinmeyen bir sebepten ötürü. "Ne hikmettir, bugün de gelmekten vazgeçti."
Ne İdiği Belirsiz:
Ne olduğu, niteliği, soyu sopu, nereli olduğu bilinmeyen. ”Ne idiği belirsiz bir yığın insan hükümette yer almış.”
Ne İdüğü Belirsiz:
Ne olduğu, niteliği, soyu sopu, nereli olduğu bilinmeyen. "Ne idüğü belirsiz bir yığın insan partiyi ele geçirmiş."
Ne İmiş:
Ne değeri var? "Para pul da ne imiş? Senin sevgin, bir gülüşün yeter."
Ne İstediğini Bilmek:
Amacını kesin ve kararlı bir biçimde belirlemek. "Ne istediğini bilmek, başarının ilk adımıdır."
Ne İyi:
Mutluluk ve beğenme anlatan bir söz. "Oh ne iyi! Güzel bir tatil yapmışsınız."
Ne Kadar:
1- Nicelik bakımından miktar, ölçü, fiyat, zaman anlamlarıyla soru bildiren bir söz. "Bu araba ne kadar eder?" 2- Çok, oldukça. "Ne kadar zengin bir aileymiş." 3- Ne ölçüde. "Size ne kadar para lazım?"
Ne Kadar Olsa:
Ne de olsa, sonuçta. "Ne kadar olsa bizim memleketin çocuğu, ondan iyisini mi bulacaktık."
Ne Kadar Varsa:
Hepsi, tamamı. "Depoda ne kadar varsa, hepsini buraya getir."
Ne Karın Ağrısı İse:
Sevilmeyen, sıkıntı veren şey ya da kişi.
Ne Kızı Verir, Ne Dünürü Gücendirir:
Karşısındakini kırmak istemiyor, onun isteğini de yapmak istemiyor. Bu nedenle olumsuz düşüncesini karşısındakini gücendirmeyecek şekilde söylüyor. "Halil Abi biraz anlayış göster; ne kızı verir, ne dünürü gücendirir hesabı davranma."
Ne Kızı Verir, Ne Dünürü Küstürür:
Karşısındakini kırmak istemiyor, onun isteğini de yapmak istemiyor. Bu nedenle olumsuz düşüncesini karşısındakini gücendirmeyecek şekilde söylüyor. "Halil Abi biraz anlayış göster; ne kızı verir, ne dünürü küstürür hesabı davranma."
Ne Kokar Ne Bulaşır:
(İyilik yapacak durumda olmakla birlikte) kimseye iyiliği de dokunmaz, kötülüğü de. "Onu sen de tanırsın; ne kokar, ne bulaşır."
Ne Lazım:
Niçin ilgileniyorsun, ilgilenme. "Ne lazım bırak şunu, zaman kaybediyoruz."
Ne Mal Olduğunu Anlamak:
Asıl niteliğini, işe yaramaz oluşunu, kötü niyet beslediğini anlamak. ”Onun ne mal olduğunu şimdi anlarız.”
Ne Mal Olduğunu Biliriz:
Onun işe yaramaz, hatta kötü bir kişi olduğunu biliriz. "Biz onun ne mal olduğunu biliriz."
Ne Mal Olduğunu Bilmek:
Birinin nasıl bir nitelikte, yetenekte ve yaradılışta olduğunu bilmek, kestirmek. "Onun ne mal olduğunu bilememişim, tüm birikimimi çalıp kaçmış."
Ne Mene:
Ne türlü, nasıl, ne çeşit? "Ne mene işler peşindesin bilmiyorum, ama bir şikayet olursa bozuşuruz."
Ne Menem:
Ne türlü, nasıl, ne çeşit? "Ne menem işler peşindesin bilmiyorum, ama bir şikayet olursa bozuşuruz."
Ne Mümkün:
Olacak şey değil, imkânsız. "Bu şartlar altında onunla görüşebilmek ne mümkün."