Bir Deyim Öğrenelim!
Çıplak Toprak:
Üzerinde bitki bulunmayan toprak.
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Minnettar Kalmak:
Birinden görülen iyiliğe karşı teşekkür duygusu beslemek "Yaptığı hizmetlere minnettar kalan o kadar çok insan var ki."
Mır Mır Etmek:
1- Mırıldanma sesi çıkarmak. "Mır mır etmeden durmuyor şu kediler de." 2- Kendi kendine söylenip durmak. "Mır mır edip durma, dizi izliyorum burada."
Miraç Gecesi:
Hazreti Muhammed'in göğe çıktığı gece.
Miras Yemek:
1- Kendine miras kalmak. "Sırf miras yemek için, son zamanlarında yanından ayrılmadılar." 2- Kendine kalan mirası tüketmek. "Şu hayatta, miras yemekten başka ne işi yaparsın?"
Mirasa Konmak:
Bir kimseye önemlice bir kalıt kalmak. "Genç yaşta büyük bir mirasa konmuş, boşa harcayıp tüketmese bari."
Mirasyedi:
1- Kendisine önemli bir miras kalan, mirasa konan kimse. 2- Çok savurgan kimse.
Mırın Kırın Etmek:
Bir isteği yerine getirmemek için çeşitli bahaneler ileri sürüp nazlanmak. ”Mırın kırın etmeyi bırak da yak şu sobayı.”
Mis Gibi:
1- Çok iyi, elverişli. "Yakaladığı mis gibi pozisyonda, topu kaleye atamadı." 2- Çok güzel, temiz kokulu. "Yeni nevresim takımım mis gibi ve rengarenk." "Bugün, mis gibi bir hava var." 3. Elbette. "Buraya gelemezsin diyor, mis gibi de gelirim."
Mis Gibi Burnunda Tütmek:
Çok özlemek. "Dün yediğimiz döner mis gibi burnumda tütüyor."
Misafir Ağırlamak:
Konuğa gerekli ilgiyi göstermek, ikramda bulunmak. "Çok rahatsızım, bu hafta misafir ağırlamak istemiyorum."
Misafir Basmak:
Misafir Gibi Oturmak:
1- Bulunduğu yerden her an ayrılacakmış gibi eğreti, üstünkörü oturmak; "Burası da senin evin, misafir gibi oturma kapı ağzında." 2- Hiç iş yapmamak. "Misafir gibi oturma, gel şu bulaşıkları toplayalım."
Misafir Kalmak:
Bir yerde yiyip içmek, yatmak ve konuk olarak ilgi görmek. "Dayım bu gece, misafir kalmak için bize geliyormuş."
Misal Göstermek:
Örnek vermek. "Çocukların başarısı için, arkadaşlarını misal göstermek yanlış bir davranıştır."
Mışıl Mışıl Uyumak:
Rahat, sessiz ve derin soluk alarak uyumak. "Yavrum sütünü içti, şimdi mışıl mışıl uyuyor."
Mısır Püskülü Gibi:
Seyrek, ince ve cansız saç. "Mısır püskülü gibi saçların var, hangi şampuanı kullanıyorsun?"
Mısır'daki Sağır Sultan Bile Duydu:
Duymayan kalmadı anlamında. "Kızım ilde birinci oldu, Mısır'daki sağır sultan bile duydu, sen niye duymadın?"
Misk Gibi:
1- Çok iyi, elverişli. "Yakaladığı misk gibi pozisyonda, topu kaleye atamadı." 2- Çok güzel, temiz kokulu. "Yeni nevresim takımım misk gibi ve rengarenk."
Miskinler Tekkesi:
İşsiz ve tembellerin toplandığı yer. "Bu kahve, miskinler tekkesine dönmüş."
Miskinler Teknesi:
İşsiz ve tembellerin toplandığı yer. "Bu kahve, miskinler teknesine dönmüş."
Misli Menendi Yok:
Benzeri, eşi yok. "Karadeniz'in misli menendi yok."
Mitili Atmak:
Uzun süre kalmak için bir yere yerleşmek. "Bu yaz Antalya'ya mitili atacağım."
Mitralyöz Gibi:
Durmadan, ara vermeden konuşma. "Mitralyöz gibi ders anlatıyor."
Mizahi Eser:
Fikirleri, olayları nüktelerle, şakalarla anlatan eser.
Mızıkçılık Etmek:
Bir oyunu ya da birlikte yapılan bir işi çeşitli bahaneler ileri sürerek bozmaya çalışmak, razı olmamak. "Mızıkçılık etmesen de oyunumuzu bitirsek iyi olur."
Mızıkçılık Yapmak:
Bir oyunu ya da birlikte yapılan bir işi çeşitli bahaneler ileri sürerek bozmaya çalışmak, razı olmamak, oyunbozanlık etmek, mızıklanmak, mızıkçılık etmek. "Ayşe ip atlama oynarken hep mızıkçılık yaptı."
Mızmız:
1- Tembel, uyuşuk olan. "Haydi! Mızmızlanma da eve gidelim." 2- Memnun olmayan, kusur bulan. "Her aldığıma mızmızlanmak zorunda mısın?" Deyim değildir.
Mızrağı Çuvala Sığdıramamak:
Gerçeğin asla saklanamayacağı anlamında kullanılır. "Yaptığın yolsuzluklar ortada, mızrağı çuvala sığdıramıyorsun."
Mızrak Çuvala Girmez:
Gizli tutulması olanaklı olmayan durumlar karşısında söylenir.
Moda Olmak:
Yaygın duruma gelmek, gözde olmak, beğenilir ve arzu edilir olduğu için yapılır olmak. ”Saçları kısa kestirmek bu yıl moda oldu.”
Modası Geçmek:
Yaygın olmaktan çıkmak, önemini yitirmek. ”Bu elbisenin modası geçti artık.”
Model Çıkarmak:
1- Kumaş kesiminden önce kağıt vb. malzeme üzerine parçanın örneğini hazırlamak. "Odasında, dikeceği gömlek için model çıkarıyor." 2- Bir şeyi vurarak izini çıkarmak. "Demir parayı koluna bastırıp, modelini çıkarmış." 3- Daha da geliştirilmiş yeni bir model piyasaya sürmek. "Telefon üreticileri her yıl yeni bir model çıkarmak zorun mı?"
Mola Almak:
Voleybol ve basketbolda taktik alışverişi yapmak için bir süre ara istemek. "Bayan basket takımında hocanın en iyi yaptığı şey mola almak."
Mola Vermek:
Bir süre ara vermek; uzun süren yolculuğun, çalışmanın, yürüyüşün yorucu etkisini atmak için bir süre dinlenmek. ”Yarım saat sonra mola verecekler, onlara mola yerinde yetişebiliriz.”
Molla Kasım:
Kendi bildiği ve düşündüğü şeyin tek geçek olduğunu savunan, bunun dışındaki yaklaşımlara eleştiriler getiren kişilik. "Sen de başımıza Molla Kasım kesildin."
Molla Kasımlık Yapmak:
Kendi aklınca yargılayıp hüküm vermek. "İnsanın dinden çıktığını söyleyerek Molla Kasımlık yapmayın!"
Monte Edilmek:
Montajı yapılmak, parçaları bir araya getirilip takılmak.
Moral Bulmak:
Yürek gücünü, maneviyatını güçlendirmek. "Komik videolar izleyerek moral bulmaya çalışıyor."
Moral Eğitimi:
Ruhsal gücü, maneviyatı güçlendirme işi.
Moral Vermek:
Bir kimsenin ruhsal direnme gücünü artırmak, cesaretlendirmek, yüreklendirmek. "Arkadaşımıza moral vermek için, ziyaret edelim diye düşündük."
Morali Bozulmak:
Manevi gücü sarsılmak, kendine güveni yitirmek, kendini güçsüz ve dirençsiz hissetmek. "Orada hakarete uğramam moralimi bozdu."
Morali Düzelmek:
Manevi gücü artmak, kendine güveni gelmek, kendini güçlü ve dirençli hissetmek. "Dün senin o şekilde konuşman, gerçekten moralimi düzeltti."
Moralini Bozmak:
Bir kimsenin ruhsal yönden direnme gücünü azaltmak, sarsmak. "Basit bir olay için, moralini bozma evladım."
Moralini Düzeltmek:
Birinin manevi gücünü, kendine güvenini arttırmak, güçlü ve dirençli hissettirmek. "Dün senin o şekilde konuşman, gerçekten moralimi düzeltti."
Moratoryuma Gitmek:
Tüm borçların ödeme zorunluluğunu geri bırakmak, resmî olarak geciktirmek. "Şirket, moratoryuma gitmek zorunda kaldı."
Morcivert Olmak:
Bir kimsenin söylediği bir şeye çok bozulmak, renkten renge girmek. "Kız, bizim yanımızda tersleyince, morcivert oldu."
Morga Kaldırmak:
Ölüleri morga götürmek. "Olayda hayatını kaybedenlerin cesetleri morga kaldırıldı."
Mortoyu Çekmek:
Ölmek. "İki uyuşturucu bağımlısı daha mortoyu çekmiş."
Mosmor Kesilmek:
Kötü duruma düşmek, bozulmak, mahcup olmak. "Beni küçümseyenler, birinci olduğumda mosmor kesildi."
Mosmor Olmak:
Kötü duruma düşmek, bozulmak, mahcup olmak. "Beni küçümseyenler, birinci olduğumda mosmor oldu."
Mostra Olmak:
Kendini gülünç bir duruma sokmak. "Patenle kayarak hava atıyordu, yere çakılınca acayip mostra oldu."
Motoru Bozmak:
Bağırsakları bozulmak, ishal olmak. "Bunu yağlı yağlı yiyoruz, motoru bozmayız inşallah."
Mübah Görmek:
Hoş görmek, sakıncasız bulmak. "Seninle arkadaşlık etmemi, pek mübah görmüyorlar."
Mübah Saymak:
Hoş görmek, sakıncasız bulmak. "Seninle arkadaşlık etmemi, pek mübah saymıyorlar."
Mübarek Gün:
Dini bakımdan özelliği ve önemi olan gün.
Mübayaa Etmek:
Satın almak, bir şeyi para karşılığında elde etmek. "Acilen bir telefon mübayaa etmem lazım."
Mücadele Etmek:
Uğraşmak, savaşmak, çatışmak. "Bu maçta da oyuncular iyi mücadele etti."
Mücadele Vermek:
Savaş vermek, mücadele etmek. "Vatan hainlerine karşı, mücadele vermeye devam ediyoruz."
Mücadeleye Girişmek:
Uğraşmaya, savaşmaya, çatışmaya başlamak. "Bu takıma karşı ciddi bir mücadeleye girişmemiz lazım."
Mücadeleye Girmek:
Uğraşmak, savaşmak, çatışmak. "Kazanmak için ciddi bir mücadeleye girmediler."
Mücadeleye Hazır Olmak:
Uğraşmak, savaşmak, çatışmak için hazır beklemek. "Her iki takımda mücadeleye hazır olarak bekliyor."
Mücehhez Olmak:
Taşımak, kendinde bulundurmak.
Mucize Göstermek:
1- Olağanüstü bir olay yaratmak. "Bu dakikadan sonra maçı kazanmak için, bu takımın mucize göstermesi gerekir." 2- Sadece peygambere özgü, insan aklının ve kabiliyetinin erişemeyeceği olağanüstülükler göstermek. "Hz. Muhammed, çok mucizeler göstermiş bir peygamberdir."
Mucize Kabilinden:
Umulmayan, beklenmeyen bir biçimde. "Mucize kabilinden hastalığı iki ayda atlattı."
Müdafaa Etmek:
Savunmak, korumak. "Biz sekiz kişi ön kapıyı müdafaa etmekle görevliydik."
Müdahale Etmek:
Olaya dahil olmak, araya girmek, karışmak, el atmak. "Gelen hastaya acil müdahale etmem gerekti."
Müdana Etmemek:
1- Kendini borçlu hissedecek duruma düşürmemek, kendi ayakları üstünde durmak, kimseye açıklama yapma gereği hissetmemek. "O şirket çok güçlü, hiçbir şeye müdana etmelerine gerek yok." 2- Yaranmaya, iyi görünmeye çalışmamak. "Bazen sıkıntı çekmiş olsa da, kimseye müdana etmedi."
Müebbet Hapis:
Ömür boyu süren hapis cezası.
Müflise Mal mı Kaptırdın:
Çok telaşlanan birine, “eline geri geçmeyecek bir kaybın yok, boşa bu denli telaşlanma” anlamında söylenir.
Muhabbet Beslemek:
Sevgi duymak. "Sana karşı tüm ailemiz, derin bir muhabbet besliyor."
Muhabbet Etmek:
Karşılıklı olarak dostça konuşmak. "Biraz muhabbet etmek için seni aradım."
Muhabbet Tellalı:
Gizli ve yasal olmayan cinsel ilişki öncesinde aracılık eden kimse, dümbük, godoş, kavat, astik, dasnik, pezevenk.
Muhabbete Dalmak:
Her işi bırakıp uzun süre dostça, arkadaşça konuşarak hoşça vakit geçirmek. "Muhabbete dalmışız, saatin nasıl geçtiğini anlamadık."
Muhacir Gitmek:
Göç etmek. "Savaş zamanı birçok aile, muhacir gitmek zorunda kaldılar."
Muhacir Olmak:
Bir yerden bir yere temelli göçmek.
Muhafaza Altına Almak:
Korumak, saklamak, bir yerde tutmak, kapatmak. "Bu paraları yarın sabaha kadar, sıkı muhafaza altına almalıyız."
Muhakeme Yürütmek:
Düşünmek, soruna bir çözüm aramak. "Bu konuda, muhakeme yürütmekte zorlanıyorum."
Muhalefet Etmek:
Karşı davranışta bulunmak, karşı çıkmak. "Muhalif biri diye, her şeye muhalefet etmek zorunda değil."
Muhalefet Partisi:
Hükumet kurmaya katılmamış, iş başında olmayan parti.
Muhallebi Çocuğu:
Nazlı, el bebek gül bebek büyütülmüş, dayanıksız, narin kimse. ”Senin gibi muhallebi çocuklarıyla iş yapamam ben.”
Muhannete Avuç Açmak:
Hiç olmayacak, güvenilmeyecek birinden yardım istemek, dilenmek, para istemek ya da ister duruma düşmek. "Allah, kimseyi muhannete avuç açmak zorunda bırakmasın." Muhannet: Alçak, korkak, namert.
Muhasara Altına Almak:
Kuşatılmak. "İstanbul'u muhasara altına almak ve şehri fethetme planları kurmaya başladı."
Muhasebat Divanı:
Sayıştay.
Muhasebe Odası:
Hesap işlerinin görüldüğü oda.
Muhasebesini Yapmak:
Bir şeyin olumlu veya olumsuz yönlerini gözden geçirerek bir yargıya varmak. "Bu işin muhasebesini yaptıktan sonra, karar vereceğiz."
Muhayyer Bırakmak:
Seçmeli bırakmak, seçmeye izin vermek. "Yiyecek konusunda muhayyer bırakıyorum, istediğiniz yiyebilirsiniz."
Mühim Değil:
Önemsiz. "Paranın üstü kalsın, mühim değil."
Muhit Edinmek:
İlişkili olduğu, tanışık olduğu kimselerin sayısını çoğaltmak. "Burada kaldığı müddet içinde, ilim ve devlet adamlarına kadar uzanan geniş bir muhit edindi."
Muhit Yapmak:
Birçok kimselerle tanışıklık sağlamak.
Mühlet İstemek:
Bir işin yapılması, tamamlanması için belirli bir süre verilmesini istemek. "Patrondan bir hafta daha mühlet istememiz lazım."
Mühlet Vermek:
Bir iş veya borç için belirli bir süre tanımak. "Ödevi hazırlama için öğretmen bir hafta daha mühlet verdi."
Muhtaç Etmek:
İhtiyaç duyduğu bir şeyi başkasından sağlamak zorunda bırakmak. "Çocuklarını bir dilim ekmeğe muhtaç etti."
Muhtaç Olmak:
İhtiyaç hissetmek, gereksinim duymak. "Genç yaşımda kimseye muhtaç olmak istemem."
Muhtaç Olmamak:
İhtiyaç hissetmemek, gereksinim duymamak. "El âleme muhtaç olmamak için gece gündüz çalışıyorum."
Mühür Basmak:
Mühürlemek. "Mühür basmak için, çekmecesinden mührü çıkardı."
Mühür Gözlü:
1- Koyu renkte, iri, beğenilen gözlü. "Yeni işe başlayan kişi, mühür gözlü biriydi." 2- Sevgili. "Mühür gözlüsünü bir gün görmeden duramaz."
Mühür Kazımak:
Bir metal üzerine, bir kimsenin, bir kuruluşun adını, unvanını ters olarak kazımak. "Mühür kazımak konusunda, artık teknolojiyi kullanıyorlar."
Mühür Kimde İse Süleyman Odur:
"Bir işte yetki kimde ise kuvvet ondadır" anlamında kullanılan bir söz. "Bizim yapabileceğimiz bir şey yok, mühür kimde ise Süleyman odur."
Mühür Mumu:
Üstüne mühür basılan ve bal mumu ile reçineden yapılan genellikle kırmızı renkli madde.
Müjde Götürmek:
Bir kimseye sevindirici, mutlu bir haberi ulaştırmak. "Babama müjde götürmek için, eve gelmesini bekleyemedim."