D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Tespih Etmek:

Bir sözü, bir olayı, bir adı tespih çeker gibi sürekli tekrarlamak. "Şu kişinin adını tespih etmeyi bırak."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Mendil Kadar:  

Çok küçük alan. "Mendil kadar yerde, nasıl maç yapacağız?"

Mendil Sallamak:  

Birini uzaktan mendil sallayarak selamlamak veya uğurlamak. "Seçim bölgesindeki halk, adaylara mendil sallıyordu."

Menfaat Gütmek:  

Çıkarını ön planda tutmak "Emeklilik yaşıma gelinceye kadar alnımın teriyle çalıştım, hiç menfaat de gütmedim."

Mengene Gibi:  

İyice kavrayarak, sıkarak. "Çocuk annesine mengene gibi sarıldı."

Mengene Gibi Sarmak:  

İyice kavrayarak, sıkacak şekilde sarılmak. "Çocuk annesine mengene gibi sarmıştı."

Menopoza Girmek:  

1- Âdetten kesilmek, doğurma özelliğini yitirmek, hayızdan nifastan kesilmek "Menopoza girmeden, bir çocuk sahibi daha olmak istiyordu." 2- Bu sebeplerden dolayı kadın bunalım içerisinde olmak. "Annem menopoza girmiş, bu günlerde sıkıntılıyız."

Menzil Atmak:  

Ok atış yarışmalarında rekor kırmak. "Menzil atmak için birbirleri ile yarışıyorlar."

Menzil Beygiri Gibi Koşmak:  

Durup dinlenmeden çalışmak. "Akşama kadar menzil beygiri gibi koşunca, akşam yattığımız yeri beğeniyoruz."

Menzil Dikmek:  

Atılan ok ile kırılan rekorun yerini belirten taş dikmek. "Birkaç kez menzil dikmiş bir okçuydu."

Menziline Girmek:  

Silahla vurulabilecek uzaklığa gelmek. "Düşman, tankların menziline girince atış başladı."

Merak Duymak:  

Bir şeyi edinme, yapma veya onunla uğraşma isteğine kapılmak, bir şeye eğilim duymak. "Bu aralar bizim valide, bilgisayara merak duymaya başladı."

Merak Etmek:  

1- Kaygılanmak. 2- Öğrenmek, anlamak isteği taşımak. ”Merak etmeye başladım, bu saate kadar gelmeliydiler.”

Merak Getirmek:  

Kara sevdaya tutulmak. "Daha bu çocuk yaşta, merak getirmek de neymiş!"

Merak Salmak:  

Bir şeyi edinme, yapma veya onunla uğraşma isteğine kapılmak, bir şeye eğilim duymak. "Bu aralar bizim valide, bilgisayara merak salmaya başladı."

Merak Sarmak:  

Bir şeyi edinme, yapma veya onunla uğraşma isteğine kapılmak, bir şeye eğilim duymak. "Bu aralar bizim valide, bilgisayara merak sarmaya başladı."

Meraka Düşmek:  

1- Meraklanmak "Hiç meraka düşmüyor musun? Hediyeni açsana." 2- Kaygılanmak. "Meraka düşme hanım, bizim çocuk iyi şofördür." "Ben şimdi istediklerini alır gelirim, sen meraka düşme."

Meraka Sokmak:  

Meraklandırmak. "İnsanı meraka sokmadan söylersen şaşarım zaten."

Merakına Dokunmak:  

İlgisini çekmek. "Okuduğu kitap merakıma dokundu, alıp biraz inceledim."

Merakından Çatlamak:  

1- Çok kaygılanmak. "Sen geciktin diye, annen merakından çatladı." 2- Bir şeyi öğrenmek isteğini aşırı ölçüde duymak "Merakımdan çatlayacağım, acaba sınavdan kaç aldım."

Merakını Mucip Olmak:  

İlgisini çekmek. "Okuduğu kitap merakımı mucip oldu, alıp biraz inceledim."

Merakını Uyandırmak:  

Merak etmesine sebep olmak, meraklanmak "Çocuğun merakını uyandıran en önemli şey, pastanın nasıl olduğuydu."

Merakta Bırakmak:  

Kaygı içinde bırakmak. "Eve vardığınızda arayın, bizi merakta bırakmayın."

Merakta Kalmak:  

Kaygı içinde olmak. "Sana telefonla ulaşamayınca, merakta kaldım."

Meraktan Çatlamak:  

1- Çok kaygılanmak. "Sen geciktin diye, annen meraktan çatladı." 2- Bir şeyi öğrenmek isteğini aşırı ölçüde duymak "Meraktan çatlayacağım, acaba sınavdan kaç aldım."

Meraktan Ölmek:  

Çok kaygılanmak. "Bir saattir kapıyı çalıyorum, açmayınca meraktan öldüm oğlum."

Meram Anlatmak:  

İsteğini, derdini anlatmak. "Bu çocuğa meram anlatmaktan aciz kaldım."

Meram Etmek:  

Üstüne düşmek, yapmak istemek "Meram etme, o kendi işini halleder."

Meramını Anlatmak:  

İsteğini, derdini anlatmak. "Bu çocuğa meramımı anlatmaktan aciz kaldım."

Mercek Altına Almak:  

Çok titizlikle ve etraflıca incelemek. "Milli Eğitim Bakanlığı, bazı okulları mercek altına almış."

Mercimeği Fırına Vermek:  

Kadınla erkek gizlice aşk ilişkisi kurmak. "Bunlar çoktan mercimeği fırına vermişler."

Mercimeği Yan Yuvarlamak:  

Gerçekleşmeyecek ters bir iş yapmak.

Mercimek Beyinli:  

Aptal ve bön kimse. "O mercimek beyinli, bizim işimize burnunu sokmasın."

Mercimek Kadar:  

Çok küçük ve yuvarlak. "Kolunun alt kısmında, mercimek kadar bir ben var."

Merdiven Dayamak:  

Yaşı ileri olanlar için bu yaşa basmak ya da yaklaşmak "Babam da seksene merdiven dayadı artık."

Merhaba Çakmak:  

Selamlamak. "Dayına merhaba çakmak için, dükkanına uğrayalım."

Merhaba Etmek:  

Hâl hatır sormak, görüşüp konuşmak. "Dün merhaba etmek için uğradık, çok selamı var."

Merhabası Olmak:  

Birisiyle selâmlaşacak kadar tanışıklığı, yakınlığı bulunmak. "Onunla merhabam var sadece."

Merhabayı Kesmek:  

Biriyle ilgiyi kesmek, arkadaşlığa son vermek. ”Onunla merhabayı keseli epey zaman olmuştu.”

Merhamet Duymak:  

Acıma veya şefkat duygusu uyanmak veya kabarmak. "Merhamet duymadan, o çocuğu nasıl döversin?"

Merhamet Etmek:  

Acımak, hâline üzülmek. "Böyle hainlere merhamet etmeyeceksin."

Merhamete Gelmek:  

Acıma duygusuna kapılmak. "Merhamete geldi de, kapıyı açıp çocukları eve aldı."

Merhem Olmak:  

Bir derde çare olmak. "Bu para ihtiyaçlarımıza, bir süre merhem olacak."

Merkezkaç Kuvveti:  

Bir merkez etrafında hareket eden bir cismi, o merkezden uzaklaştıran kuvvet.

Mermer Gibi:  

Beyaz, parlak, sert, sağlam ve pürüzsüz. "Çok güzel biri, mermer gibi yüzü var."

Mersin Balığı:  

Yumurtasından havyar yapılan bir balık.

Mert Yürekli:  

Sözünün eri, korkusuz.

Meryem Ana Kandili Gibi:  

Soluk (belirsiz) anlamında.

Mesafe Almak:  

Bir konuda veya çalışmada önemli ölçüde ilerlemek. "Çalışma ekibimiz bir haftada epey mesafe aldı."

Mesafe Bırakmak:  

İlişkilerde samimi olmamak. "İnsanlarla gereksiz samimiyet kurma, mesafe bırakmak her zaman iyidir."

Mesafe Katetmek:  

Yol almak, ilerlemek. "Bir yola çıkalı bir saat oldu, epey mesafe katettik."

Mesafe Koymak:  

İlişkilerde samimi olmamak. "İnsanlarla gereksiz samimiyet kurma, mesafe koymak her zaman iyidir."

Mesai Yapmak:  

Bir iş yerinde, yasal günlük iş süresi dışında ek bir ücretle fazla çalışmak. "Mesai yaptıkları zaman geç geliyor."

Mesaiye Kalmak:  

Bir iş yerinde, yasal günlük iş süresi dışında ek bir ücretle fazla çalışmak. "Mesaiye kalacağım için, beni yemeğe beklemeyin dedi."

Mesaj Bırakmak:  

Yazı veya sözle bilgi vermek. "Giderken bana da bir mesaj bırakmadı, telefonuna da ulaşamıyorum."

Mesaj Vermek:  

Duygu ve düşünceleri karşı tarafa dolaylı bir biçimde anlatmak. "Şimdi bu sözlerinle bize mesaj vermeye mi çalışıyorsun?"

Meşakkat Çekmek:  

Güçlüklerle karşılaşmak. "Bir sobalı evde çok meşakkat çektik."

Meşakkate Katlanmak:  

Güçlüğe, sıkıntıya dayanmak, göğüs germek. "Başarıya ulaşmak zordur, her meşakkate sabırla katlanman gerek."

Meşale Çekmek:  

Önderlik etmek, önayak olmak. "Sen bize meşale çekmen lazım ki, güçlü olalım."

Meşe Odunu:  

Kaba, anlayışsız adam. "Pazar yerinde, meşe odunu gibi bir satıcıya denk geldik."

Mesele Çıkarmak:  

Üzüntü verecek, içinden zor çıkılacak, bir anlaşmazlığa sebep olacak bir durum oluşturmak. ”Haydi, bir mesele çıkarmadan çekip gidin buradan.”

Mesele Yapmak:  

Önemsiz bir konuyu önemli bir sorun durumuna getirmek. "Bunu lütfen mesele yapmayınız."

Mesele Yok:  

"Herhangi bir sıkıntı, güçlük yok!" anlamında kullanılan bir söz. "Arkadaş biraz heyecanlandı dayı, bir mesele yok!"

Meşgul Etmek:  

1- Zamanını almak. 2- Uğraştırmak. 3- Herhangi bir maksatla oyalamak.

Meşgul Olmak:  

Vaktini vermek, uğraşmak, oyalanmak.

Meşhur Söz:  

Çok yaygın hale gelmiş, her yerde söylenen doğru ve güzel söz.

Meşhut Suç:  

İşlenmekte olan veya henüz işlenmiş olan suç.

Meşin Gibi:  

1- Kararmış ve sertleşmiş insan derisi. "Meşin gibi suratı olan bu adamı, ilk gördüğümden beri gözüm tutmamıştı." 2- İyi pişirilmeyip çiğ kalmış et. "O kadar para verdik, meşin gibi et getirmişler önümüze."

Meşk Almak:  

Ders almak. "Kendisi usta hattatlardan meşk almış bir hattattı." "Musiki üstadı doğal olarak, meşk almak için kendisine başvuran öğrencide güzel bir ses, iyi bir müzik kulağı, asgari bir ritm anlayışı, yani belirgin bir müzik yeteneği bulmayı beklerdi."

Meşk Etmek:  

Alışmak veya öğrenmek için çalışmak.

Meşk Vermek:  

Ders vermek. "Büyük saz üstadı, meşk vermek için sağlığının elvermediğini belirtti."

Mesken Tutmak:  

Yerleşmek. ”Yarim İstanbul`u mesken mi tuttun!”

Meskûn Kılmak:  

Bir yeri şeneltmek. "Terk edilmiş köyleri yeniden meskûn kılmak için, devlet çalışma yapmalı."

Meskût Geçmek:  

Söylemeden geçmek. "Bir şey diyecektim, ama yaşı büyük olduğu için meskût geçmek zorunda kaldım."

Meskût Kalmak:  

Konuşulmamak. "Bizim sorunlarımız bu toplantıda da meskût kaldı."

Mesleğinin Erbabı Olmak:  

İşinin uzmanı veya ustası olmak. "Arabadaki sorunu iki dakikada anladı, mesleğinin erbabı olunca böyle."

Mesleğinin Eri Olmak:  

İşinin uzmanı veya ustası olmak. "Arabadaki sorunu iki dakikada anladı, mesleğinin eri olunca böyle."

Meslek Edinmek:  

1- Bir işi meslek olarak yapacak bilgi ve beceriyi kazanmak. "Meslek edinmek için beş aydır kursa gidiyor." 2- Bir şeyi yapmayı alışkanlık hâline getirmek. "Bu günlerde bana sataşmayı meslek edindin."

Mesnetsiz Atmak:  

Dayanağı olmadan konuşmak. "Mesnetsiz atmayı bırak, belgen varsa çıkar görelim."

Meşru Sayılmak:  

Geçerli bulunmak. "Yasalara uygun olarak yapılan evlilikler meşru sayılır."

Mesrur:  

(mesrür) Sevinmiş, sevinçli. "Savaşı kazanmış mesrur bir ordumuz vardı." "Seni bugün mesrur gördüm." Türçesi mesrur şeklindedir.

Mesrür:  

Sevinmiş, sevinçli. "Savaşı kazanmış mesrur bir ordumuz vardı." "Seni bugün mesrur gördüm." Türkçesi mesrur şeklindedir.

Mest olmak:  

1- Beğenmek. "Yaptığı yağlı boya resim mükemmeldi, mest oldum." , "Adamın oyunculuğuna mest oldum." 2- Kendinden geçmek, sarhoş olmak. "Şu bahar çiçeklerini kokusuyla adeta mest oldum." "Stadyumdaki atmosfere mest oldum."

Mesul Müdür:  

Bir müessesenin yönetiminden sorumlu kimse.

Mesul Tutmak:  

Sorumlu görmek. "Bu çocuğa bir şey olursa, seni mesul tutarım."

Mesuliyet Almak:  

Kendi üstüne sorumluluk almak. "Durduk yere kendimize ağır bir mesuliyet aldık."

Mesut Etmek:  

İyi yaşatmak, mutlu kılmak.

Mesut Olmak:  

Mutlu olmak, onmak.

Metanet Göstermek:  

Kötü bir duruma katlanmak, dayanmak. "Musibetlere karşı sabır ve metanet göstermek gerekir."

Meteliğe Kurşun Atmak:  

Parasız pulsuz kalmak, hiç parası olmamak. ”Dün meteliğe kurşun atıyordu, ya bugün…”

Metelik Etmez:  

"Çok değersiz" anlamında kullanılan bir söz. "Metelik etmez arkadaşlarım olduğunu, zor günümde anladım."

Metelik Vermemek:  

Değer vermemek, umursamamak, aldırış etmemek. ”Onun gibilere metelik vermem mi diyorsun?”

Methali Olmak:  

Bir işe karışmış bulunmak, bir işte parmağı olmak. "Bu işte methali olduğu için, o da suçlu."

Methiye Düzmek:  

Övmek, övgü şiiri yazmak. "Vaktiyle methiye düzdüğün adam, bak başına ne çoraplar ördü."

Metres Tutmak:  

Metresle yaşamak. "Parayı bulunca, ilk işi metres tutmak olmuş."

Mevki Sahibi Olmak:  

Yüksek bir görevde, bir işte önemli bir aşamada bulunmak. ”Mevki sahibi olmak için yıllarca çalışıp durdu.”

Mevkisi Olmak:  

Bir işte önemli bir makamda bulunmak. "Amcam, Ankara'da önemli mevkisi olan biridir."

Mevla'sına Kavuşmak:  

Ölmek. "Doğru yolda yaşamayınca, Mevla'sına kavuşmuş."

Mevla'sını Bulmak:  

İstediğine erişmek. "Arayan belasını da, Mevla'sını da bulurmuş."

Mevta Olmak:  

Hayatını kaybetmek, ölmek. "Trafikte dikkat et, yoksa mevta olursun."

Mevzuya Girmek:  

Asıl konuyu ele almak. "Farkındaysanız boş konuşuyoruz, daha asıl mevzuya girmedik."

WhatsApp