Bir Deyim Öğrenelim!
Kimi Kimsesi:
Yakını, koruyucusu. "Bir araştırın bakalım, kimi kimsesi var mı."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Makine Çekmek:
Dikiş makinesinde dikmek. "Paçam sökülmüş, makine çekmem lazım."
Makine Gibi:
Çok çabuk, art arda, aynı biçimde yapılan veya olan. "Siparişleri makine gibi hazırlayıp veriyor."
Makine Gibi Adam:
Düzgün, çok ve çabuk iş çıkaran adam. "Makine gibi adam, siparişleri anında paketleyip veriyor."
Makineli Tüfek:
Tetiğine basılınca arasız kurşun atan ağır bir çeşit silah.
Makineli Tüfek Gibi:
Çok hızlı, birbiri ardınca. "Bizim matematikçi makineli tüfek gibi konuşuyor."
Makineyi Bozmak:
Bağırsakları bozulmak, ishal olmak. "Bu tarihi geçmiş şeyi yedik, makineyi bozmayalım."
Maksadı Üzüm Yemek Değil Bekçi Dövmek:
Asıl yapılması gereken işlerle uğraşmıyor da gereksiz işlerle zaman geçiriyor, anlamında söylenir. "Sürekli söylüyorum, onun maksadı üzüm yemek değil bekçi dövmek."
Maksat Gütmek:
Bir işi yaparken gizli amaç beslemek. "Yaptığım işlerde hiç maksat gütmeden çalıştım."
Maksat Hasıl Olmak:
Amaca ulaşılmak, amaç gerçekleşmek. "Kızılay yardımları ulaştırınca, maksat hasıl oldu."
Maksat Muhabbet Olsun:
Dostların konu kıtlığında bile konuşacak şeyleri vardır. "Maksat muhabbet olsun diye toplandık, sen de gel."
Maksat Spor Olsun:
Sürekli ve gerçekten istenip yapılmayan yüzeysel ilgiler için söylenir. "Biz gidiyoruz, işin yoksa sen de gel, maksat spor olsun."
Maksimum Seviyede:
Değişebilen bir niceliğin varabileceği en yüksek olan noktada. "Şu an sıcaklık maksimum seviyede bulunuyor." Deyim değildir.
Maktul Düşmek:
Vurulup ölmek, öldürülmek, katledilmek. "Bu vatan davasında maktul düşmek de var."
Maktul Olmak:
Vurulup ölmek, öldürülmek, katledilmek. "Olayda maktul olmaması sevindiriciydi."
Makul Fikir:
Akıllıca, akla uygun fikir.
Mal Birliği:
Hukuk bakımından karı ve koca mallarının bir bütün sayılması.
Mal Bulmuş Mağribi Gibi:
Büyük bir zenginliğe kavuşmuşcasına büyük sevinç ve coşku ile. "Eline geçen belgeleri mal bulmuş Mağribî gibi herkesten saklıyor."
Mal Canın Yongasıdır:
insan, malına gelen zarardan canına gelmişcesine acı duyar.
Mal Canlısı:
Dünya malına çok düşkün. "Çok mal canlısı baban var, neden sana biraz masraf edip telefon almıyor ki..."
Mal Edinmek:
Kendine mal sağlamak, mal sahibi olmak.
Mal Etmek:
1- Bir malı hakkı olmadığı hâlde kendisininmiş gibi göstermek veya saymak. 2- Bir mala, bir değer karşılığında sahip olmak. ”O tarlayı kendisine mal etmesine göz yummayacağım.”
Mal Kaldırmak:
Ürün elde etmek. "Bu tarladan yıllık ne kadar mal kaldırıyorsun?"
Mal Kapatmak:
Para karşılığında herhangi bir üretim alanındaki verimin sırf kendisine ayrılmasını sağlamak. "Büyük şirketler bu bölgede mal kapatmış."
Mal Meydanda:
Bir işin gizli bir yönünün olmadığını belirten bir söz. "Mal meydanda, uygun fiyatı veren şirketle çalışacağız."
Mal Müdürü:
Bir ilçenin maliye işlerini çeviren görevli.
Mal Olmak:
1- Bir şeye bir değer karşılığında sahip olmak. "Bu yazlık bize, yüz bin dolara mal oldu." 2- Bir iş, bir davranış sonucu zarara uğramak. "Bu davranışın, bize epey pahalıya mal oldu." 3- Bir yeri, bir şeyi benimsenmek. "Bir grup taraftarın hatası, tüm kulübe mal olmamalı."
Mal Yapmak:
Servet sahibi olmak. "Bu devirde mal yapmak kolay değil."
Malı Götürmek:
Haksız kazanç sağlamak. "Fırsatını bulunca malı götürdü."
Malın Gözü:
1- Hileci, kurnaz, çok açıkgöz, çıkarcı, hinoğluhin. "Adam malın gözü, iki dakikada bitiriverdi işi." 2- İffetsiz. "Bu kadın da malın gözü çıktı." 3- İyi mal. "Bunlar seçmece, malın gözü bunlar."
Maltız Keçisi:
Sütü bol, kısa tüylü bir cins keçi.
Malul Gazi Olmak:
Güvenlik görevlisi, bir savaşta veya yurt savunmasında sakatlanmak. "Malul gazi oluğu için yasal hakları var."
Malum Değil:
Bilinmeyen konular için kullanılan bir söz. "Bizim orada bir arsa var satılık, piyasada henüz malum değil."
Malum Olmak:
İçine doğmak, bir işin olduğunu ya da olacağını sezinlemek, tahmin etmek. "Onun bize geleceği bana malum oldu."
Malum ya:
"Bilinen şey" anlamında kullanılan bir söz. "Malum ya! Hayat pahalı, geçimi sağlamak kolay değil."
Malumu İlam Etmek:
Bilinen ve açık olan bir şeyi söylemeye, açıklamaya kalkmak. "Kazanan ad açıklandı, ama bu malumu ilam etmekten başka bir şey değil."
Mânâ Çıkarmak:
Yanlış bir yargıya varmak, bir söz ya da hareketten kendine göre bir anlam çıkarmak. ”Öyle alıngandı ki her sözümden bir mânâ çıkarıyordu.”
Mana Çıkmak:
Anlamına gelmek, anlamını taşımak. "Mesajınızdan yanlış manalar çıkıyor gibi geldi bana."
Mânâ Vermek:
Kendine göre bir yargıya varmak, yorumlamak. ”Senin bu davranışına bir mânâ veremiyorum.”
Manası Çıkmak:
Anlamına gelmek, anlamını taşımak. "Sözlerinizden, teklifimizi beğenmediğiniz manası çıkıyor."
Manasına Gelmek:
Anlamına gelmek, bir anlam bildirmek. "Bu yapılanları onaylamak manasına geliyor." , "Ayakkabıdaki bu işaret, su geçirmez manasına geliyor."
Manaya Gelmek:
Anlam bildirmek. "Bir mesaj gelmiş, bu ne manaya geliyor?"
Manda Gibi:
Çok iri ve hantal. "Sizin takımda manda gibi bir oyuncu vardı, adı neydi?"
Manda Gibi Yayılmak:
Dikkatsizce ve bütün ağırlığıyla oturmak. "Manda gibi yayıldın, çocuk var buruda."
Manda Gibi Yemek:
Çok ve acele ile yemek. "Manda gibi yiyip kalktı."
Mandepsiye Basmak:
Aldatılmak, tuzağa düşürülmek. "Dikkatsizlik yüzünden mandepsiye basmak istemem."
Mandepsiye Bastırmak:
Aldatmak, tuzağa düşürmek. "İki kafadar satıcı, bizi mandepsiye bastırmış."
Mandepsiye Düşmek:
Aldatılmak, tuzağa düşürülmek. "Dikkatsizlik yüzünden mandepsiye düşmek istemem."
Mandepsiye Düşürmek:
Aldatmak, tuzağa düşürmek. "İki kafadar satıcı, bizi mandepsiye düşürmüş."
Mandepsiye Gelmek:
Aldatılmak, tuzağa düşürülmek. "Dikkatsizlik yüzünden mandepsiye gelmek istemem."
Manevi Kuvvet:
Yürek gücü, dinlerin ve diğer manevi varlıkların insana verdiği kuvvet.
Maneviyatı Bozulmak:
Moral gücü sarsılmak, kendine güveni yitirmek, kendini güçsüz ve dirençsiz hissetmek. ”Düşmanlar, toplumumuzun önce maneviyatını bozdular.”
Maneviyatını Kırmak:
Moral gücünü sarsmak. "Dış güçler, toplumumuzun maneviyatını kırmak için tüm imkanları kullanıyor."
Manevra Yapmak:
1- Bir araca istenilen hareketi yaptırmak. "Usta şoför olduğu, manevra yapmasından belli oluyor." "Birkaç manevra yapmadan buradan çıkamazsın." 2- Askerî birlikler savaş denemesi yapmak. "Planlanan şekilde manevra yapmak için yola çıktılar."
Mangal Gibi Yüreği Olmak:
Cesareti çok olmak. "Mangal gibi yüreği olmasa, suya atlayıp seni kurtarmazdı."
Mangal Yürekli:
Korkusuz, gereğinden fazla cesur, gözünü daldan budaktan esirgemeyen, gözü pek olan kimse. "İyi ki varsın, mangal yürekli babam." Deyim değil, sıfattır.
Mangal Yürekli Olmak:
Korkusuz, gereğinden fazla cesur, gözünü daldan budaktan esirgemeyen, gözü pek biri olmak. "Bu işi yapmak için, mangal yürekli olmak lazım."
Mangalda Kül Bırakmamak:
Yapamayacağı işleri yapabilirmiş gibi söylemek, yüksekten atmak. "Lafa gelince mangalda kül bırakmaz."
Mâni Düzmek:
1- Mâni okumak. "Mâni düzmek konusunda yeteneğime güvenirim." 2- Müzik eşliğinde mâni söylemek. "Mâni düzmek için içeride toplandılar."
Mani Olmak:
Bir şeyin yapılmasını engellemek. "Babasına mani olmak istesem de, mani olamadım."
Mâni Yakmak:
1- Mâni okumak. "Mâni yakmak konusunda yeteneğime güvenirim." 2- Müzik eşliğinde mâni söylemek. "Mâni yakmak için içeride toplandılar."
Manken Gibi:
Vücut ölçüleri düzgün ve ince olan. "Manken gibi bir kızla evlenmiş."
Mantar Atmak:
Yalan söylemek, martaval atmak. "Çok mantar atıyorsun, kimi kandırmaya çalışıyorsun?"
Mantar Gibi Bitmek:
Birdenbire ya da kendiliğinden ortaya çıkmak. "Adamlar mantar gibi bitmişlerdi, bir anda etrafımızı sarıverdiler."
Mantar Gibi Üremek:
Hızla çoğalıp yayılmak. "Bazı hastalıklar, son yıllarda mantar gibi üremeye başladı."
Mantar Gibi Yerden Bitmek:
Birdenbire ya da kendiliğinden ortaya çıkmak. ”Adamlar mantar gibi yerden bitmişlerdi, bir anda etrafımızı sarıverdiler.”
Mantara Basmak:
Birinin hazırladığı oyuna düşmek, oyuna gelmek. "Mantara basmak senin gibi zeki birine yakışmadı."
Mantığa Sığmamak:
İnanılacak gibi olmamak, akla ve mantığa uygun gelmemek. "Arkadaşının yaptıkları gerçekten mantığa sağmıyor."
Manzara Koymak:
Televizyon yayını sırasında beklenmeyen kesinti aralarını doldurmak için ekrana değişik manzara resimlerini getirip göstermek. "Bugün birkaç kez, manzara koymak zorunda kaldılar."
Mapusa Düşmek:
Cezaevine girmek. "Genç yaşta mapusa düşmek en büyük korkusuydu."
Mapushaneye Düşmek:
Cezaevine girmek. "Genç yaşta mapushaneye düşmek en büyük korkusuydu."
Maraza Aramak:
Çekişmek, olay çıkarmak için bahane aramak. "Belli ki mahalle gençleri maraza arıyor, bizim oğlanda içlerinde."
Maraza Çıkarmak:
Anlaşmazlığa yol açacak işler yapmak, kavgaya yol açmak. "Derdiniz futbol oynamak mı, maraza çıkartmak mı?"
Marifet Göstermek:
Ustalığını ortaya koyabilmek. "Anne yine marifet gösterip, masayı donatmış."
Marmara Çırası Gibi Yakmak:
Perişan etmek, mahvetmek. "İşin arkasında bizim olduğumuzu öğrenirse, Marmara çırası gibi yakar."
Marmara Çırası Gibi Yanmak:
Perişan olmak, mahvolmak. "İşin arkasında bizim olduğumuzu öğrenirse, Marmara çırası gibi yanarız."
Mars Etmek:
1- Karşısındakini söz söyleyemeyecek durumda bırakmak. "Çok tartıştık, ama sonunda onu mars ettim." 2- Tavla oyununda karşısındakine hiçbir pul toplamaya fırsat vermeden kendi pullarını toplayıp oyunu kazanmak. "Beni mars etmek, o kadar kolay değildir."
Mars Olmak:
1- Tavla oyununda pul toplamaya fırsat bulamadan oyunu kaybetmek. "Mars olmaktan son anda kurtuldum." 2- Söz söyleyemeyecek duruma gelmek. "Baba, yine dayıma mars olmuşsun. -Ne yapalım evlat, çok biliyor."
Marsık:
Zayıf ve teni koyu renkte olan. "Marsık iki adam bizim eve doğru yöneldiler."
Marsık Gibi:
Koyu esmer, kömür gibi, simsiyah. "Küçüklüğümde, marsık bir gibi kedim olmuştu."
Mart Dokuzu:
1- Gregoryen takvimine göre martın üçüncü haftasında görülen bir fırtına. 2- Bahar mevsiminin başlangıcı.
Mart Havası Gibi:
Kararsız, huysuz kimse. "Mart havası gibisin, gidecek miyiz gitmeyecek miyiz bir karar ver."
Mart İçeri Pire Dışarı:
Birbirinden hoşlanmayan iki kişiden biri gelince ötekinin dışarı çıkışını anlatmak için kullanılır. "En sevdiğin adam geliyor, Mart içeri, pire dışarı."
Mart İçeri, Pire Dışarı:
Birbirinden hoşlanmayan iki kişiden biri gelince ötekinin dışarı çıkışını anlatmak için kullanılır. "En sevdiğin adam geliyor, Mart içeri, pire dışarı."
Mart Kedisi Gibi:
Çapkın ve azgın olan. "Mart kedisi gibi davranmayı bırak, evlen de torun sevelim."
Martaval Atmak:
İnanılmayacak şeyler uydurmak, yalan söylemek. ”Amma da martaval atıyordu adam.”
Martaval Okumak:
İnanılmayacak şeyler uydurmak, yalan söylemek. "Bana martaval okumayı bırak da, gelecek misin gelmeyecek misin onu söyle."
Martaval Olmak:
Palavra, yalan ve uydurma söz olmak. "Her şeyin martaval olduğu belliydi."
Maruz Bırakmak:
Bir olayın veya bir durumun etkisinde bırakmak. "Beni, babamın öfkesine maruz bırakma."
Maruz Bulunmak:
Bir olayın veya bir durumun etkisinde bulunmak. "Onun kırıcı sözlerine maruz bulundum."
Maruz Kalmak:
Bir olay veya bir durumla karşı karşıya olmak. "Çocuklarınız sigara dumanına maruz kalmasın."
Maruz Kalmamak:
Bir olay ya da durumla karşı karşıya olmamak. "Saldırıya maruz kalmamak için dikkatli olun."
Maruz Olmak:
Bir olayın veya bir durumun etkisinde bulunmak. "Onun kırıcı sözlerine maruz oldum."
Maşa Gibi:
Zayıf ve kuru kimse. "Maşa gibi bir karısı var, ama onu çok sever."
Maşa Gibi Kullanmak:
Sakıncalı bir işte, biri tarafından araç olarak kullanılmak. "İşverense işveren, bizi maşası gibi kullanamaz!"
Maşa Kadar:
Çok küçük doğan çocuk. "Sen ilk doğduğunda maşa kadardın, çok şükür zamanla kendini toparladın."
Maşa Varken Elini Ateşe Sokmak:
Bir işten gelebilecek zarardan kendini koruyacak bir yol varken o yolu tutmamak. "Maşa varken elini sokmak istemiyor, bu tip adamları üstümüze salıyor."
Maşa Varken Elini Ateşe Uzatmak:
Bir işten gelebilecek zarardan kendini koruyacak bir yol varken o yolu tutmamak. "Maşa varken elini uzatmak istemiyor, bu tip adamları üstümüze salıyor."
Maşa Varken Elini Yakmak:
Bir işten gelebilecek zarardan kendini koruyacak bir yol varken o yolu tutmamak. "Maşa varken elini yakmak istemiyor, bu tip adamları üstümüze salıyor."
Masal Aleminde Yaşamak:
1- Gerçek olmayan, gerçekleşmesi güç olan şeyler düşünerek yaşamak. "Masal âleminde yaşamayı bırak, öyle şeyler sadece dizilerde olur, davul bile dengi dengine demişler." 2- Masallardaki gibi olağanüstü güzel anlar yaşamak. "O bir haftalık tatilde, sanki masal âleminde yaşadık."
Masal Anlatmak:
İnandırıcı olmayan, oyalayıcı ve avutucu sözler söylemek. "Bana masal anlatma, olayın gerçek yüzünü anlat."