D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Kapı Ağası:

Padişah saraylarında ak ağaların büyüğü.

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Maça Beyi Gibi Kurulmak:  

Saygısızca, kasılarak ve yayılarak oturmak. "Gelen misafir, maça beyi gibi mindere kurulmuştu." "İhtiyar adam, maça beyi gibi köşeye kurulmuş, anılarını anlatıyordu."

Macera Aramak:  

Başına geleceklerden habersiz, sonu bilinmeyen, tehlikeli, heyecanlı bir işe girişmek. "Macera aramak yerine, her zaman gerçekçi olmak lazım."

Maceraya Atılmak:  

Tehlikeli, yorucu, sıkıcı ve ne olacağı bilinmeyen bir işe kalkışmak. "Maceraya atılıp, üç günlük orman kampı yapmaya karar verdik."

Maçtan Atılmak:  

Oyun kurallarına aykırılık nedeniyle ceza olarak karşılaşmadan çıkarılmak. "Aynı takımdan iki futbolcunun maçtan atılması mağlubiyete sebep oldu."

Maçtan Atmak:  

Oyun kurallarına aykırılık nedeniyle ceza olarak karşılaşmadan çıkarmak. "Her iki futbolcuyu maçtan atmakla doğru yaptı."

Madalyanın Arka Tarafı:  

Olumlu bir olay, iş ya da durumun düşünülmesi, hesaba katılması gereken olumsuz yönü. "İşler dışarıdan kolay görünüyor, ama madalyanın arka tarafı gördüğün gibi değil."

Madalyanın Arka Yüzü:  

Olumlu bir olay, iş ya da durumun düşünülmesi, hesaba katılması gereken olumsuz yönü. "İşler dışarıdan kolay görünüyor, ama madalyanın arka yüzü gördüğün gibi değil."

Madalyanın Diğer Tarafı:  

Olumlu bir olay, iş ya da durumun düşünülmesi, hesaba katılması gereken olumsuz yönü. "İşler dışarıdan kolay görünüyor, ama madalyanın diğer tarafı gördüğün gibi değil."

Madalyanın Diğer Yüzü:  

Olumlu bir olay, iş ya da durumun düşünülmesi, hesaba katılması gereken olumsuz yönü. "İşler dışarıdan kolay görünüyor, ama madalyanın diğer yüzü gördüğün gibi değil."

Madalyanın Öbür Tarafı:  

Olumlu bir olay, iş ya da durumun düşünülmesi, hesaba katılması gereken olumsuz yönü. "İşler dışarıdan kolay görünüyor, ama madalyanın öbür tarafı gördüğün gibi değil."

Madalyanın Öbür Yüzü:  

Olumlu bir olay, iş ya da durumun düşünülmesi, hesaba katılması gereken olumsuz yönü. "İşler dışarıdan kolay görünüyor, ama madalyanın öbür yüzü gördüğün gibi değil."

Madalyanın Öteki Tarafı:  

Olumlu bir olay, iş ya da durumun düşünülmesi, hesaba katılması gereken olumsuz yönü. "İşler dışarıdan kolay görünüyor, ama madalyanın öteki tarafı gördüğün gibi değil."

Madalyanın Öteki Yüzü:  

Olumlu bir olay, iş ya da durumun düşünülmesi, hesaba katılması gereken olumsuz yönü. "İşler dışarıdan kolay görünüyor, ama madalyanın öteki yüzü gördüğün gibi değil."

Madalyanın Ters Tarafı:  

Olumlu bir olay, iş ya da durumun düşünülmesi, hesaba katılması gereken olumsuz yönü. "İşler dışarıdan kolay görünüyor, ama madalyanın ters tarafı gördüğün gibi değil."

Madalyanın Ters Yüzü:  

Olumlu bir olay, iş ya da durumun düşünülmesi, hesaba katılması gereken olumsuz yönü.

Madalyanın Tersi:  

Olumlu bir olay, iş ya da durumun düşünülmesi, hesaba katılması gereken olumsuz yönü. "İşler dışarıdan kolay görünüyor, ama madalyanın tersi gördüğün gibi değil."

Madalyonun Arka Tarafı:  

Olumlu bir olay, iş ya da durumun düşünülmesi, hesaba katılması gereken olumsuz yönü. "İşler dışarıdan kolay görünüyor, ama madalyonun arka tarafı gördüğün gibi değil."

Madalyonun Arka Yüzü:  

Olumlu bir olay, iş ya da durumun düşünülmesi, hesaba katılması gereken olumsuz yönü. "İşler dışarıdan kolay görünüyor, ama madalyonun arka yüzü gördüğün gibi değil."

Madalyonun Diğer Tarafı:  

Olumlu bir olay, iş ya da durumun düşünülmesi, hesaba katılması gereken olumsuz yönü. "İşler dışarıdan kolay görünüyor, ama madalyonun diğer tarafı gördüğün gibi değil."

Madalyonun Diğer Yüzü:  

Olumlu bir olay, iş ya da durumun düşünülmesi, hesaba katılması gereken olumsuz yönü. "İşler dışarıdan kolay görünüyor, ama madalyonun diğer yüzü gördüğün gibi değil."

Madalyonun Öbür Tarafı:  

Olumlu bir olay, iş ya da durumun düşünülmesi, hesaba katılması gereken olumsuz yönü. "İşler dışarıdan kolay görünüyor, ama madalyonun öbür tarafı gördüğün gibi değil."

Madalyonun Öbür Yüzü:  

Olumlu bir olay, iş ya da durumun düşünülmesi, hesaba katılması gereken olumsuz yönü. "İşler dışarıdan kolay görünüyor, ama madalyonun öbür yüzü gördüğün gibi değil."

Madalyonun Öteki Tarafı:  

Olumlu bir olay, iş ya da durumun düşünülmesi, hesaba katılması gereken olumsuz yönü. "İşler dışarıdan kolay görünüyor, ama madalyonun öteki tarafı gördüğün gibi değil."

Madalyonun Öteki Yüzü:  

Olumlu bir olay, iş ya da durumun düşünülmesi, hesaba katılması gereken olumsuz yönü. "İşler dışarıdan kolay görünüyor, ama madalyonun öteki yüzü gördüğün gibi değil."

Madalyonun Ters Tarafı:  

Olumlu bir olay, iş ya da durumun düşünülmesi, hesaba katılması gereken olumsuz yönü. "İşler dışarıdan kolay görünüyor, ama madalyonun ters tarafı gördüğün gibi değil.

Madalyonun Ters Yüzü:  

Olumlu bir olay, iş ya da durumun düşünülmesi, hesaba katılması gereken olumsuz yönü. "İşler dışarıdan kolay görünüyor, ama madalyonun ters yüzü gördüğün gibi değil."

Madalyonun Tersi:  

Olumlu bir olay, iş ya da durumun düşünülmesi, hesaba katılması gereken olumsuz yönü. "İşler dışarıdan kolay görünüyor, ama madalyonun tersi gördüğün gibi değil."

Madara Etmek:  

Kötü duruma düşürmek, yalanını, yanlışını çıkarmak. "Açık oturumda muhalif gazeteci, millet vekilini madara etti."

Madara Olmak:  

Kötü duruma düşmek, yalanı, yanlışı ortaya çıkmak. "Yalanı orya çıkınca, madara olmaktan kurtulamadı."

Maddi Alem:  

Gözle görülebilen bütün varlıklarını meydana getirdiği çevre, dünya.

Maddi Durum:  

Sahip olunan mal, para, varlık miktarı. "Maddi durumu iyi olmasa tatile gitmezdi."

Maddi Zarar:  

Kişilerin bedenine veya mal varlığına verilen zarar. "Maddi zarara uğradığı için tazminat davası açmış."

Maden Olan Dağda Ot Bitmez:  

Saçsız, kel erkeklerin kendilerini övmek amacıyla söyledikleri söz. "Maden olan dağda, ot bitmez derler, bu kafada ne madenler var bir bilsen."

Maden Suyu:  

İçinde erimiş birtakım madensel maddeler bulunan, bazı hastalıklara şifa veren kaynak suyu.

Madik Atmak:  

Hile, düzen ve oyunla aldatmak; dolap çevirmek. ”Ona kolay kolay kimse madik atamaz.”

Madik Etmek:  

Hile, düzen ve oyunla aldatmak; dolap çevirmek. "Ona kolay kolay kimse madik edemez."

Madik Oynamak:  

Hile, düzen ve oyunla aldatmak; dolap çevirmek. "Ona kolay kolay kimse madik oynayamaz."

Madrabaz:  

Çıkarını hileli yollardan sağlayan kimse. "Bu futbolcu her maçta bir madrabazlık yapıyor." "Salonda bir madrabaz konuşuyor, cahiller de alkışlıyordu."

Mağdur Etmek:  

Zarara uğratmak. "Binlerce insanı mağdur edip, yurt dışına gitti."

Mağdur Olmak:  

Zarara uğramak. "Biz bu selden dolayı çok mağdur olduk."

Mağlup Etmek:  

Yenmek, üstün gelmek, galip gelmek. "Takım bu hafta da rakibini mağlup etmiş."

Mağlup Olmak:  

1- Yenilmek, üstünlük sağlayamamak. "Bizim takım bu hafta da mağlup olmuş." 2- İsteğine karşı duramamak, gerçekleşmemesi gereken bir şey için iradesizlik gösterip direnememek ve yapılmasını kabul etmek. "Zararını bildiğin halde sigara içmeye mağlup olmana şaşıyorum."

Mahal Bırakmamak:  

Bir şeyin olmasına izin vermemek. "Yanlış anlaşılmaya mahal bırakmamak için açıklama yaptım."

Mahal Kalmamak:  

Gerek olmamak, ihtiyaç kalmamak. "Senin gelmene mahal kalmadı."

Mahal Vermek:  

Bir olayın gerçekleşmesine imkân vermek. "Yanlış anlaşılmaya mahal vermek istemem."

Mahal Vermemek:  

Bir şeyin olmasına izin vermemek. "Yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için açıklama yaptım."

Mahal yok:  

Yeri, gereği yok. "Tartışmayı uzatmaya mahal yok."

Mahalle Çocuğu:  

Eğitimsiz çocuk. "Mahalle çocuğu gibi cevaplar veriyorsun, kızıyorum artık!"

Mahalle Kahvesi Gibi:  

Havasız, gürültülü ve kalabalık yer. "Akrabalarıyla gün yapıyormuş, evi mahalle kahvesi gibi."

Mahalle Karısı:  

Kaba, terbiyesiz, görgüsüz, kavgacı kadın. "Mahalle karısı gibi konuşup seviyeni düşürme."

Mahalle Sakinleri:  

O mahallede ikamet edenler. "Mahalle sakinleri kendi arasında anlaşmış."

Mahalleyi Ayağa Kaldırmak:  

Bağırıp çağırarak, gürültü kopararak konu komşuyu rahatsız etmek, telâşlandırmak. ”Bağırıp durma öyle, mahalleyi ayağa kaldıracaksın.”

Maharet Kazanmak:  

Beceri edinmek, ustalaşmak. "Maharet kazanmak için altı ay dayısının yanında çalıştı."

Mahkeme Açmak:  

Mahkemede dava açmak. "Beni, mahkeme açmakla tehdit etti."

Mahkeme Duvarı:  

Asık suratlı, somurtkan, kimseye gülmeyen, duygusuz yüz. "Mahkeme duvarı yüzün, bir sorun mu var?"

Mahkeme Duvarına Benzemek:  

Asık suratlı, kimseye gülmeyen, somurtkan ve suskun duran kimseleri nitelemek için kullanılır. "Ablanın yüzü bugün mahkeme duvarına benziyor."

Mahkeme Nedir Bilmemek:  

Herhangi bir sebeple mahkemeye hiç gitmemiş olmak. "Biz bugüne kadar mahkeme nedir bilmezdik oğlum."

Mahkemede Dayısı Olmak:  

Yüksek bir makamda koruyucusu, kayırıcısı olmak. "Mahkemede dayısı olduğundan, her iki olaydan da sıyrılmayı başardı."

Mahkemelik Olmak:  

Kavga veya anlaşmazlık sonucu mahkemeye düşmek. ”Bu gidişle mahkemelik olacağız galiba.”

Mahkemeye Düşmek:  

Anlaşmazlık konusu mahkemeye götürülmek, mahkemelik olmak. "Sonunda mahkemeye düştük ya, yuh olsun sana."

Mahkemeye Vermek:  

Dava açmak. "Boşanmak için eşini mahkemeye vermiş."

Mahkûm Etmek:  

1- Hüküm giydirmek. "Bana tuzak kurup mahkûm etmeye çalıştı." 2- Kötü bir duruma sürüklemek. "Kendi hatalarımdan dolayı, seni de mahkûm etmek istemem." 3- Mecbur etmek "Bizi bu şehirde yaşamaya mahkûm etme."

Mahkûm Olmak:  

1- Yargılanıp ceza almak, hüküm giymek. "Yasaya aykırı iş yaptığı için mahkûm oldu." 2- Kötü bir duruma düşmek. "Unutulmaya mahkum olmuş bir sanatçıydı." 3- Mecbur olmak. "Bazen bir kuru ekmeğe mahkûm olduk, ama asla şikayet etmedik."

Mahremiyetine Girmek:  

Bir kimsenin özel hayatını öğrenecek kadar ona yakın olmak. "Bu aşamada mahremiyetine girmemize gerek yok."

Mahrum Bırakmak:  

Yoksun bırakmak, bir şeyin yokluğunu çektirmek. "Okuldan bir gün bile mahrum bırakmamaya çalıştık."

Mahrum Bırakmamak:  

Yoksun bırakmamak, bir şeyin yokluğunu çektirmemek. "Okuldan bir gün bile mahrum bırakmamaya çalıştık."

Mahrum Etmek:  

Yoksun bırakmak, bir şeyin yokluğunu çektirmek. "Okuldan bir gün bile mahrum etmemeye çalıştık."

Mahrum Kalmak:  

Yoksun kalmak, belli bir şeye sahip olamamak. "Devlet hizmetlerinden mahrum kalmış bir köy."

Mahrum Olmak:  

Yoksun kalmak, belli bir şeye sahip olamamak. "Devlet hizmetlerinden yoksun olan bir köyde büyüdüm."

Mahşer Gibi:  

Çok kalabalık. ”Meydan mahşer gibiydi.”

Mahşer Midillisi:  

Kısa boylu, fitneci kimse. "Mahşer midillisi gibi çenesi durmayan o arkadaşına dikkat et.

Mahşer Olmak:  

Bir yer kalabalıklaşmak, çok kalaba olmak. "Pazar mahşer olmadan gidip gelelim."

Mahşer Yeri Gibi:  

Çok kalabalık. "Düğün mahşer yeri gibiydi."

Mahşere Dönmek:  

Çok kalabalıklaşmak. "Çok sevilen biriydi, cenazesi mahşere döndü."

Mahsur Kalmak:  

1- Bir yerden çıkamamak, uzaklaşamak. "Kapı kilidi bozulunca, içeride bir saat kadar mahsur kaldık." "Lastik patlayınca, yolda mahsur kaldık." 2- Kuşatılmak, sarılmak, çevrilmek. "Trafikte iki saat mahsur kaldık."

Mahzun Etmek:  

Üzüntü vermek. "Seni mahzun etmek istemezdim, özür dilerim."

Mahzun Olmak:  

Üzgün durumda olmak, boynu bükülmek. "Sen hiç mahzun olma yiğidim, yerin yurdun bize emanet."

Mahzur Doğurmak:  

Ortaya engel çıkarmak, sakınca yaratmak. "Araçlara mahzur doğurmasın diye, otopark çıkışını geniş tutmuşlardı."

Mahzur Görmek:  

Sakıncalı bulmak. "Onunla arkadaşlık yapmanı mahzur görüyorum."

Maiyet Memuru:  

Bir valinin yanında yönetim stajı yapan görevli.

Maiyet Memuru Olmak:  

Yüksek makamlı bir devlet memurunun yanında görev yapan memur olmak. "Sanırım kendisi maiyet memuru olmak istiyor."

Makable Şamil Olmak:  

Kabul edildiği tarihten önceki zamanlarda da geçerliliği olmak.

Makara Çekmek:  

Ötücü kuşlar sürekli ötmek. "Şu muhabbet kuşlarının makara çekmesinden başım ağrıdı."

Makara Gibi:  

Aralıksız konuşma. "Bazen bana, makara gibi anlatıyorsunuz öğretmenim derlerdi."

Makara Kukara:  

Komik, eğlenceli sohbet, gırgır yapmak. "Son günlerde makara kukara için, sık sık görüşüyoruz."

Makaraları Koyuvermek:  

Kendini tutamayıp kahkahalarla gülmeye başlamak. "Öyle bir laf etti ki makaraları koyuverdik."

Makaraları Koyvermek:  

Kendini tutamayıp kahkahayla gülmeye başlamak, uzun uzun gülmek. ”Yüzükoyun çamura düşen arkadaşını görünce makaraları koy verdi.”

Makaraları Salıvermek:  

Kendini tutamayarak kahkaha ile gülmeye başlamak. "Yüzükoyun çamura düşen arkadaşını görünce makaraları salıverdi."

Makaraları Zapt Edememek:  

Kendini tutamayıp kahkahayla gülmeye başlamak, uzun uzun gülmek. "Yüzükoyun çamura düşen arkadaşını görünce makaraları zapt edemedi."

Makarasını Çözmek:  

Ayrıntılarıyla sayıp dökmek. "Aralarındaki akrabalık ilişkilerinin makarasını çözmüştü."

Makaraya Almak:  

Bir kimseyle alay etmek. "Kendi akıllarınca öğretmeni, makaraya almaya çalışmışlardı."

Makaraya Sarmak:  

Bir kimseyle alay etmek, dalga geçmek. "Bence bu adam hepimizi makaraya sarıyor."

Makaraya Takmak:  

Alaya almak. "Koskoca adamı makaraya takmaya utanmıyor musunuz?"

Makaraya Tutmak:  

Şaka yollu takılmak.

Makas Almak:  

Birinin yanağını orta parmakla gösterme parmağı arasında sıkmak. "Bir makas alıp sevgisini belli etti."

Makas Değiştirmek:  

1- Tren yönünü değiştirmek. "Tren makas değiştirip, bize doğru yöneldi." 2- Tuttuğu yol ve yöntemden vazgeçip başka bir yöne yönelmek. "En kısa zamanda makas değiştirmen gerek, yoksa sonun iyi olmayacak."

Makas Payı:  

Kumaş biçerken tedbir olarak fazlaca bırakılan kısım, pay.

Makas Vurmak:  

Makasla kesmek. "Bu pantolonun paçalarına makas vurmak gerekiyor."

Makbul Olmak:  

Beğenilmek, tutulmak, ilgi görmek. "İnşallah dualarınız makbul olmuştur."

Makbule Geçmek:  

Çok beğenilmek, hoşa gitmek, işe yaramak. "Verdiğiniz bu kitaplık çok makbule geçti."

WhatsApp