D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

... Sevdasına Düşmek:

Bir şeyi çok fazla istemek.

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Kuş Uçurmamak:  

Hiç kimsenin geçmesine, kaçmasına izin vermemek; imkân tanımamak, bunun için çok dikkatli davranmak. ”Sıkı gözcülerdir, kuş uçurtmazlar, merak etme!”

Kuşa Benzemek:  

Bir şey düzeltilmek istenirken biçimsiz bir duruma gelmek. "Güzel bir tıraş olayım dedim, kafam resmen kuşa benzedi."

Kuşa Dönmek:  

Bir şey düzeltilmek istenirken biçimsiz bir duruma gelmek. "Güzel bir tıraş olayım dedim, kafam resmen kuşa döndü."

Kuşak Çatışması:  

Yaş farkı fazla olan bireylerin zıt fikirler taşıması, art arda gelen nesillerin birbiri ile uyuşmaması. "Eğitim yöntemleri konusunda bir kuşak çatışması olduğu ortada."

Kuşaktan Kuşağa:  

Nesilden nesile. "O kadar zorlamayın, kuş kadar canı var."

Kuşe Kağıdı:  

Kalınca, cilalı, beyaz kağıt.

Kuşku Beslemek:  

Kuşkulanmak. "Dünkü konuşmalarından sonra, açıkçası kuşku beslemeye başladım."

Kuşku Duymak:  

Kuşkulanmak. "Dünkü konuşmalarından sonra, açıkçası kuşku duymaya başladım."

Kuşku Uyandırmak:  

Kuşkuya düşürmek, şüphelenmesine yol açmak, şüphelendirmek. "Sen davranışların ister istemez bir kuşku uyandırıyor."

Kuşku Uyanmak:  

Kuşku oluşmak, şüphe uyanmak, şüphelenmek. "Sen böyle davranınca, ister istemez bir kuşku uyanıyor."

Kuşku Yok:  

Başka türlü olamaz. "Kuşku yok ki, bu olayı en iyi bilen sizsiniz."

Kuskunu Düşük:  

1- Kuskun yeri sağrıdan aşağı olan at. 2- Gözden düşmüş (kimse).

Kuşkusu Kalmamak:  

Bir konuda her şeyi bilmek, şüphe duymamak. "Eşinden kuşkulanıyordu, olayın aslını öğrenince kuşkusu kalmadı."

Kuşkuya Düşmek:  

Kuşkulanmak. "Söyledikleri pek mantıklı gelmedi, beni kuşkuya düşürdü."

Kuşsütü İle Beslemek:  

Eksiksiz, özenle beslemek. "Sen yeter ki gel, kuşsütü ile beslerim seni."

Kuşsütüyle Beslemek:  

Eksiksiz, özenle beslemek. "Sen yeter ki gel, kuş sütüyle beslerim seni." "Ailem beni kuş sütüyle beslediği için, sıkıntıya gelemem." Doğrusu Kuş sütüyle beslemek şeklindedir

Kuşun Kanadıyla Haber Salmak:  

En hızlı bir biçimde haber vermek. "Sana ihtiyaç olursa, kuşun kanadıyla haber salarız."

Kusur Bulmak:  

1- Bir şeyin özrünü görmek. "Mükemmel bir resim olmuş, kusur bulamadım." 2- Gereğinden çok titiz ve hoşgörüsüz davranmak. "Yaptığımız her davranışa, bir kusur bulurdu."

Kusur Etmek:  

Yanlışlık yapmak. "Görevli arkadaş bir kusur etmiş, özür dileriz."

Kusur Etmemek:  

Hoş karşılanmayacak bir davranışta bulunmamak. "Konuklara kusur etmemek için, çok dikkatli davrandık."

Kusur İşlemek:  

Yanlış davranışta bulunmak. "Size karşı bilmeden bir kusur mu işledik?"

Kusura Bakmamak:  

Hoş karşılamak, kusuru görmezlikten gelmek. "Bugün işimiz çıktığı için gelemiyoruz, kusura bakmayın, başka zaman inşallah."

Kusura Kalmamak:  

Hoş karşılamak, kusuru görmezlikten gelmek. "Bugün işimiz çıktığı için gelemiyoruz, kusura kalmayın, başka zaman inşallah."

Küt Diye:  

Ansızın. "Raflardaki kutular, küt diye aşağıya indi."

Kutlu Olsun:  

"Uğurlu olsun bolluk ve iyilik getirsin" anlamına gelen bir kutlama sözü.

Kutsal Kitap:  

Cenab-ı Allah tarafından peygamberlere gönderilen kitap (Kur’an, Tevrat, Zebur, İncil) "Kuran-ı Kerim, Müslümanların kutsal kitabıdır."

Kutu Gibi:  

Küçük fakat kullanışlı ve şirin. "Uygun fiyata, kutu gibi bir ev kiralamışlar."

Kütüğe Geçirmek:  

Ana deftere yazmak. "Kütüğe geçirmem gereken kayıtlar var."

Kütük Gibi:  

1- Çok şişmiş. "Dayı, kütük gibi olmuşsun, biraz göbeği eritsen iyi olur." 2- Çok sarhoş. "Her gün kütük gibi oluncaya kadar içme."

Kuvay-ı Maneviye:  

İnsanın iç kuvveti, manevi kuvvetler.

Kuvay-ı Milliye:  

Kurtuluş savaşında vatan savunması için çalışan kuvvetler, milli kuvvetler.

Kuvay-ı Milliye Destanı:  

İstiklal Savaşında Türk milli kuvvetlerinin yaptığı büyük kahramanlıklar.

Kuvveden Fiile Çıkarmak:  

Düşünülen, tasarlanan şeyi gerçekleştirmek. "Kuvveden fiile çıkarmak mümkün olmadı."

Kuvvet Almak:  

Herhangi bir yardımla gücü artmak, kuvvetlenmek. "Ayaklarını dolaba dayamış, dolaptan kuvvet alarak kapıya dayanıyordu."

Kuvvet Bulamamak:  

Riskli veya ürkütücü bir işe girişmekten korkmak, göze alamamak, cesaret edememek. "Kuvvet bulamadığı için, sana sesini çıkarmıyor."

Kuvvet Vermek:  

Bir konuya çok önem vermek. "Son günlerde spora kuvvet vermeye başladı."

Kuvvetini Toplamak:  

Gücünü artırmak, kuvvetlenmek. "Kuvvetini toplayıp, ikinci kez denediğinde ağırlığı kaldırdı."

Kuvvetle Muhtemel:  

Büyük olasılıkla. "Kuvvetle muhtemel size izin vermeyecek."

Kuvvetten Düşmek:  

Gücü iyice azalmak. "Yaş ilerledikçe, her insan kuvvetten düşüyor."

Kuvvetten Kesilmek:  

Gücü iyice azalmak. "Yaş ilerledikçe, her insan kuvvetten düşüyor."

Kuyruğa Girmek:  

Arka arkaya dizilmek. "Kuyruğa girip, su faturasını ödedim."

Kuyruğu Dikmek:  

1- Hayvan koşmaya, başlamak. "Bizim kedi, kuyruğu dikip çatıya kaçtı" 2- İnsan bulunduğu yerden uzaklaşmaya başlamak. "Kuyruğu dikmiş, eve doğru gidiyordu."

Kuyruğu Kapana Kısılmak:  

Kolay kolay kurtulamayacağı güç bir durumda kalmak. "Kuyruğu kapana kısılınca, gelip bizden yardım istedi."

Kuyruğu Kapana Sıkışmak:  

Kolay kolay kurtulamayacağı güç bir durumda kalmak. "Kuyruğu kapana sıkışınca, gelip bizden yardım istedi."

Kuyruğu Titretmek:  

Ölmek. "Tez zamanda, kuyruğu titrer inşallah."

Kuyruğu Yanmış İt Gibi:  

Çok dolaşan kimseler için alay yollu olarak söylenir. "Sabahtan beri kuyruğu yanmış it gibi geziyorsun."

Kuyruğuna Basmak:  

Birini tahrik etmek, incitip saldırmasına yol açmak. "Birileri yine kuyruğuna basmış, durduğu yerde duramıyor."

Kuyruğuna Teneke Bağlamak:  

1- Biriyle çok fazla alay etmek. "Fırsatını bulsalar, kuyruğuna teneke bağlayıp eğlenecekler." 2- Birini, herkesin alay edeceği biçimde kovmak. "Beğenmedikleri oyuncunun kuyruğuna teneke bağlayıp yolladılar."

Kuyruğunu Kısmak:  

Korkup sinmek. "Öğretmen yanına çağırınca, kuyruğunu kısmaya başladı."

Kuyruğunu Kıstırmak:  

Birini güç bir duruma düşürmek. "Azarı işitince, kuyruğunu kıstırıp kaçtı."

Kuyruğunu Tava Sapına Çevirmek:  

Haddini bildirmek, gereken dersi vermek. "Babası kuyruğunu tava sapına çevirmiş, bir daha buralara zor gelir."

Kuyruğunu Titretmek:  

Ölmek.

Kuyruğunun Almadığı Yere Başını Sokmak:  

Olmayacak işi yapmaya çalışmak.

Kuyruk Acısı:  

Daha önce yaşanan kötü bir olayın etkisiyle duyulan kin, intikam duygusu, hınç. "Ona karşı eskiden kalma bir kuyruk acısı vardı."

Kuyruk Çekmek:  

Gözün çevresine kalem veya sürme ile çizgi çekmek. "Gözlerime kuyruk çekip geliyorum."

Kuyruk Olmak:  

Arka arkaya dizilmek. "Bankamatikte kuyruk olduk, sıramızı bekliyoruz."

Kuyruk Sallamak:  

Yaltaklanmak, birisine yaranmak için yapmacık davranışlarda bulunup şirin görünmeye çalışmak. ”Bütün gece boyunca şirket müdürüne kuyruk sallayıp durdu.”

Kuyruk Yapmak:  

Uzun ve peş peşe bir sıra oluşturmak. "Öğrenciler kuyruk yapmış, okul bahçesinden çıkıyordu."

Kuyruklu Yalan:  

İnsanın kanması için süslenmiş büyük yalan. ”İnanmayın ona, söyledikleri kuyruklu yalandan başka bir şey değil!”

Kuyruklu Yıldız:  

Güneş çevresinde büyük bir elips veya bir parabol yörüngede dolaşan, Güneş'e yaklaştığında yüzeyinde ortaya çıkan gazların ve tozların oluşturduğu kuyruk denilen ışıklı bir uzantısı olan gök cismi, kirli kartopu.

Kuytu Köşe:  

Gözden uzak, ıssız ve sessiz yer. "Kuytu köşe buluştuğunuzu biliyoruz."

Kuyu Gibi:  

1- Çok derin yer. "Yolda giderken, kuyu gibi bir çukura düştüm." 2- Basık ve karanlık yer. "Kuyu gibi bir yerde toplanıp, hazırlık yaptılar."

Kuyudan Adam Çıkarmak:  

1- Olumsuz, uygunsuz veya yasal olmayan bir duruma son vererek birini haklarına kavuşturmak. "Kuyudan adam çıkarmak için, yasa teklifleri hazırladık." 2- Unutulmaktan kurtarmak. "Keşfedilen tarihi eserlerle, kuyudan adam çıkarmış olduk."

Kuyusunu Kazmak:  

Birinin kötü duruma düşmesi, felâkete uğraması, zarar görmesini sağlamak için zemin hazırlamak, tuzak kurmak. ”Adamın kuyusunu kazıp da elinize ne geçecek.”

Kuzgun Gibi:  

Çok kara, çok koyu. "Kuzgun gibi iki arabayla ziyarete geldiler."

Kuzguna Yavrusu Şahin Görünür:  

İnsan kendi yavrusunu, kendi yaptığı bir şeyi nasıl olursa olsun çok güzel, kusursuz görür.

Kuzu Çevirmek:  

Kuzunun gövdesini şişe geçirip ateş korunun üzerinde çevirerek pişirmek. "Misafirlerini, kuzu çeviren bir lokantaya götürmüş."

Kuzu Gibi:  

Çok uysal. "Öğrenciler sınıfta kuzu gibi öğretmenlerini bekliyordu."

Kuzu Gibi Olmak:  

Uslanmak, sessizleşmek, sakinleşmek. "Çocuk, yaşı büyüdükçe kuzu gibi olmaya başladı."

Kuzu Kesilmek:  

Uysallaşmak, sessizleşmek, sakin bir durum almak. "Komiser efendi, hakaret ettiği kişinin kimliğini görünce kuzu kesildi."

Kuzu Postuna Bürünmek:  

Karşısındakini aldatmak için gerçek kişiliğini saklamak, kendini zararsız ve uysal göstermek. "Kuzu postuna bürünerek yanıma yaklaştı."

Laçka Etmek:  

1- Halatın salıverilmesiyle yükün aşağıya indirilmesi. "Halatları laçka etmek için işaret bekliyordu." 2- Gevşetmek, bitkin bir duruma getirmek. "Motorun vidalarını söküyor ve onu laçka edip işe yaramaz hale getirmeye uğraşıyor."

Laçka Olmak:  

1- Herhangi bir iş gevşek ve düzensiz yürütülmek. 2- Mil ya da vida gibi makine bölümleri eskiyip aşınarak işe yaramaz hâle gelmek. ”Bu vidalar laçka olmuş, kol tutmuyor.”

Lades Tutuşmak:  

(İki kişi) Tavuğun lades kemiğini iki ucundan tutup kırarak lades oyununa başlamak (Lades oyununda biri, "aklımda" demeden bir şeyi diğerinden almasıyla yenilmiş sayılır ve oyun sona erer.). "Annemle lades tutuştuk."

Ladesli Olmak:  

Lades oyununa tutuşmak. "Lades tutuşanlar, ladesli olduklarını unutmamaya çalışırlar."

Laf Açmak:  

Söz etmek, söz açmak, konuya girmek. "Laf açmak için öncelikle selam verdim, gerisi geldi zaten."

Laf Ağzında Kalmak:  

Bir şey söylemeye zaman ya da olanak bulamamak. "Babam odaya girince laf ağzımda kaldı."

Laf Ağzından Dirhemle Çıkmak:  

Çok az veya zorla konuşmak. "Onun da laf ağzından dirhemle çıkıyor."

Laf Altında Kalmamak:  

Bir münakaşa sırasında söylenen her dokunaklı söze karşılık vermek, söz altında ezilmemek. "Benim laf/söz altında kalacağımı sanıyordu.

Laf Anlamaz:  

1- Söz dinlemeyip kendi bildiğinde inat eden. "Allah'ım, ne laf anlamaz çocuğum var." 2- Kaba, aptal kimse. "Ne laf anlamaz insansın, git diyorum anlamıyor musun?"

Laf Anlatmak:  

Sözünü dinletmek, karşıdakini ikna edinceye kadar konuşmak. "Size laf anlatmaktan bıktım, neden uyarılarımı dikkate almıyorsunuz?"

Laf Aramızda:  

“Söyleyeceğim sözleri başka biri duymasın, bilmesin, konuştuklarımız aramızda kalsın” anlamında kullanılır. ”Laf aramızda, Ali yine öç alacağım demeye başlamış.”

Laf Atmak:  

1- Dokunaklı sözlerle sataşmak, uzaktan işittirmek. 2- Karşılıklı söyleşmek, konuşmak. 3- Sözle sarkıntılık etmek. ”Laf atarak beni tahrik etmeye çalışıyorlardı.”

Laf Çakmak:  

Üstü kapalı bir biçimde karşısındakine bir şeyler ima etmek. "Böyle konuşup, bana laf çaktığının farkındayım."

Laf Cambazlığı Yapmak:  

Bir kimsenin, bir grubun duygularını kamçılayarak abartılı veya gerçek dışı sözler söyleyip onları kazanmaya çalışma, demagoji. "Laf cambazlığı yapmadan, işin olup olmayacağını söyle."

Laf Çarptırmak:  

Üstü kapalı bir biçimde karşısındakine bir şeyler ima etmek. "Böyle konuşup, bana laf çarptırdığının farkındayım."

Lâf Çıkarmak:  

Aslı olmayan bir haber yaymak, lâkırdı çıkarmak. "Arkadaşın hakkında lâf çıkarmaya utanmıyor musun?"

Laf Çıkmak:  

Dedikodu başlamak. "Bizi burada görmesinler, laf çıkmasın."

Laf Dinlemek:  

Verilen bir öğüdü, bir sözü tutmak, davranışlarını buna uydurmak. "Lafımı dinleseydin başına bunlar gelmezdi!"

Laf Dokundurmak:  

Üstü kapalı bir biçimde karşısındakine bir şeyler ima etmek. "Böyle konuşup, bana laf dokundurduğunun farkındayım."

Laf Düşmemek:  

1- Daha yetkili kişiler varken kendisinin söz söylemesine gerek duyulmamak. "Annesi konuşurken ona laf düşmezdi." 2- Diğerlerinin konuşmasından kendisine sıra gelmemek. "Bir türlü bana laf düşmedi."

Laf Ebesi:  

Söyleyecek sözü bol olan, her söze karışan, herkese söz yetiştiren, çok konuşan. ”Laf ebeliğini bırak da ne söyleyeceksen söyle!”

Laf Etmek:  

1- Konuşmak. 2- Bir şeyi dedikodu konusu yapmak. ”Akşam buluşalım da iki çift laf edelim.”

Laf Geçirmek:  

Söylediğini, istediğini yaptırmak, söz geçirmek. "Bu çocuklara laf geçirmekte zorlanıyorum."

Laf Gelmek:  

Söz gelmek, bir davranışından dolayı eleştiriye konu olmak, yerilmek. "Buna izin veremem, sonra bana laf gelir."

Laf Getirmek:  

1- Birinin eleştirilmesine sebep olmak, söz getirmek. "Sana izin verdim pişman oldum, bana laf getiriyorsun." 2- Bir kimseye söz gelmesine yol açmak. "Aman dikkatli ol da bize laf getirme."

Laf Götürmek:  

1- Doğruluğu ve gerçekliği tartışılabilir olmak. "Bu olay daha çok laf götürür." 2- Dedikodu yapmak. "Senin laf götüreceğine ihtimal vermiyordum." 3- Tahammül etmek, katlanmak. "Laf götüren biri olduğu için sadece şaka yapmıştım."

Laf İşitmek:  

Birisi tarafından paylanmak, azarlanmak, ”Çabuk ol, senin yüzünden laf işiteceğiz öğretmenden.”

Laf Kaldıramamak:  

Kendisine dokunan söze dayanamayıp, karşılık verir yaradılışta olmak. "Laf kaldıramıyor işte, ilişme şu çocuğa."

Laf Kaldırmamak:  

Kendisine dokunan bir söze dayanamayıp karşılık verir bir yapıda olmak. "Laf kaldırmıyor işte, ilişme şu çocuğa."

WhatsApp