D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Burnunun Ucunu Görememek:

1- Çok sarhoş olmak. 2- Az sonra ortaya çıkacak durumu görememek.

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Küpe Dönmek:  

Çok şişmanlamak. "Paraya kavuştu, evde yata yata küpe dönmüş."

Kupkuru Kesilmek:  

Çok kurumak. "Hava çok sıcak, ağzım kupkuru kesildi." "Yağmur yağmayınca, toprak da kupkuru kesilmiş."

Küplere Binmek:  

Haddinden fazla öfkelenme, kızmak, sağa sola ateş saçmak. ”Yeni saatimi kırdığımı öğrenen annem küplere bindi.”

Küpünü Doldurmak:  

Eline geçen fırsatları değerlendirerek çok para biriktirmek. ”Küpünü doldurmayı becerebilenlerden olamadım hiç.”

Kur Yapmak:  

1- Karşı cinsten birine ilgi göstererek onun hoşuna gitmek, gönlünü kazanmaya çalışmak. "Mirasa konacağımı öğrendiğinden beri, bana kur yapmaya başladı." 2- Birinin duygularını okşayacak biçimde davranarak onu elde etmeye çalışmak. "Ürünlere göz atan müşterisine yaklaşarak, ona kur yapmaya başladı."

Kur'an Çarpsın:  

Kura Çekmek:  

İki veya daha fazla aday arasında bir sıralama, bir ayırma yapılacağı zaman her birinde bir tek ad yazılı kâğıtları bir araya getirip karıştırdıktan sonra birini çekerek veya özel bir bilgisayar yazılımıyla adları belirlemek. "Öğretmen atamaları için bugün kura çekmişler."

Kurabiye Gibi:  

Çok gevrek, ağızda dağılıveren yiyecek. "Bisküviler kurabiye gibi, ağızda dağılıyor."

Kuralları Çiğnemek:  

Uyulması gereken ilkelere aykırı davranmak. "Böyle davranarak okul kurallarını çiğnediğinizi unutmayın."

Kuran Çarpsın:  

Kurban Etmek:  

1- Kurban kesmek. "Bu yıl bu danayı kurban etmek istiyorum." 2- Kendi çıkarı için birini veya bir şeyi feda etmek. "Biz asla arkadaşımızı kurban etmeyiz."

Kurban Gitmek:  

Suçsuz yere ölmek, zarara uğramak. "Komşusu yüzünden o kurban gitti."

Kurban Olayım:  

1- Aşırı sevgi ve hayranlık anlatmak için kullanılır. "Kıyamam ben, kurban olayım sana!" , "Kurban olayım, var mı benim vatanım gibi!" 2- Yalvarmak için söylenir. "Kurban olayım, yavruma dokunmayın!" , "Kurban olayım Rahmi Baba, kurtar beni!"

Kurban Olmak:  

Bir amaç için canını esirgememek, kendini feda etmek.

Kurban Vermek:  

Can kaybına uğramak. "Sevdiklerimi bir hiç uğruna kurban vermek istemiyorum."

Kurbanı Olmak:  

Uğruna ızdırap veya büyük üzüntü, sıkıntı çekmek, zarara girmek, ölmek. "Açgözlülüğünün kurbanı olmasa bari."

Kurbanlık Koyun Gibi:  

Başına geleceklerden habersiz olan. "Mülakata gireceğiz, kurbanlık koyun gibi bekliyoruz."

Kurca Çıbanı:  

Kaşıyıp kurcalamaktan azan çıban.

Kurda Kuşa Yem Olmak:  

1- Herhangi bir hayvan tarafından yenilmek. "Ayağı kırılan geyik kurda kuşa yem olmaktan kurtulamadı." 2- Birinin tuzağına düşmek. "Adama kapının yanında bekliyormuş, kurda kuşa yem olduk resmen."

Kürdan Gibi:  

Çok zayıf, incecik, çelimsiz. "Kaç aydır görüşmüyoruz, kürdan gibi olmuşsun."

Kurdele Kesmek:  

1- Tesis veya kuruluşun açılış töreninde gerilen şeridi iyi dileklerle kesmek. "Yeni şubemizin açılışında, belediye başkanımızla birlikte kurdele kestik." 2- Herhangi bir amaçla bağlanmış olan şeridi kesip ayırmak. "Akşam ablamın nişan töreni vardı, kurdele kestiler."

Kurdele Takmak:  

Okulda belli bir konudaki başarıyı belirtmek üzere öğrenci giysisinin yakasına renkli, özel bir şerit takmak. "Babası, kızımıza bugün okumaya geçtiği için kurdele takmışlar."

Kurdu Koyunla Barıştırmak:  

Kötü biriyle saf birini uzlaştırmak. "Kurdu koyunla barıştırmakla iyimi ettik, kötü ettik bilemiyorum."

Kurdunu Dökmek:  

Öteden beri yapmak istediği şeyi bol bol yapıp hevesini almak. "Bu akşam biraz kurdumuzu dökelim, ne dersin?"

Kurdunu Kırmak:  

Öteden beri yapmak istediği şeyi bol bol yapıp hevesini almak. "Bu akşam biraz kurdumuzu kıralım, ne dersin?"

Kürek Cezası:  

1- Eskiden gemilerde kürek çekme cezası. 2- Ağır hapis.

Kürek Gibi Dili Olmak:  

Kabaca ve terbiyesizce cevap vermek. "O pazarcının kürek gibi dili var, aman ondan uzak dur."

Kürek Kadar Dili Olmak:  

Hemen her söze cevap yetiştirmek, büyüklerine karşı saygısızca karşılıklar verir olmak. "Pabuç kadar dili var, bu çocuk kimin çocuğu?"

Kürek Kadar Dili Var:  

Hemen her söze cevap yetiştirir, büyüklerine karşı saygısızca karşılıklar verir. "O pazarcının kürek kadar dili var, aman ondan uzak dur."

Kürek Mahkumu:  

Kürek cezasına çarptırılmış kimse.

Kursağında Ekmeği Bulunmak:  

Onun besleyip büyüttüğü kişi olmak.

Kursağında Hala Ekmeği Durmak:  

Her şeyini o kişiye borçlu olmak.

Kursağında Kalmak:  

İstenilen bir şey gerçekleşmemek, yarım kalmak. Hevesini alamamak. "Tatile gitme hayalleri kursağında kaldı."

Kurşun Atmak:  

1- Silahla mermi atmak. "Tek silahı canı olana, kurşun atmak kolaydır." "Tek kurşun bile atmadan kenti ele geçirdiler." 2- Düşmanlık etmek. "Yaptıklarına dikkat et, bize kurşun atma."

Kurşun Dökmek:  

Halk inanışına göre erimiş kurşunu, hastanın üstünde, içinde su bulunan bir kaba dökerek ortaya çıkan şekillerin yorumuyla nazar, büyü, hastalık vb. şeyleri önlemek, iyileştirmek. "Bizim apartmanda kurşun döken bir kadın vardı."

Kurşun Dokunmak:  

Mermi isabet etmek. "Düğünde patlayan silahlar yüzünden, elime kurşun dokunmuştu."

Kurşun Erimi:  

Atılan merminin en çok ulaşabildiği uzaklık.

Kurşun Gibi:  

1- Katlanılması zor bir biçimde. "Ayrılık acısı kurşun gibi, yüreğimi yakıyor." 2- Sıkıntı veren. "Bu gece hava kurşun gibi ağır." 3- Çok ağır. "Kendisini suçlayanlara, kurşun gibi cevap verdi."

Kurşun Manyağı Yapmak:  

Ölümle tehdit etmek. "Seni kurşun manyağı yaparım diye tehdit ediyordu."

Kurşun Sıkmak:  

Silahı ateşlemek, mermi yakmak. "Mehmetçiğe kurşun sıkan elleri kırarız."

Kurşun Tutmak:  

Kurşuna hedef olmak, kurşun değecek gibi olmak. "Çatışmada beni, az daha kurşun tutacaktı."

Kurşun Yağdırmak:  

Çok sayıda kurşun atmak. "Saldırganlar, iş adamının aracına kurşun yağdırdı."

Kurşun Yağmuruna Tutmak:  

Çok sayıda ve sürekli kurşun atmak. "Adamın iş yerini, kurşun yağmuruna tutmuşlar."

Kurşun Yemek:  

Vurulmak. "Cephede iki kurşun yemiş bir gazimiz konuk olacak."

Kurşuna Dizmek:  

1- Ölüm cezasını askerî bir birliğin attığı kurşunlarla yerine getirmek. "Bütün köy halkını kurşuna dizdiler." "Düşmanla iş birliği yaptığı ortaya çıkınca onu kurşuna dizmişlerdi." 2- Öldürmek. "Dediklerin doğru çıkmazsa seni kurşuna dizerim."

Kurt Ağzı Bağlamak:  

Açıkta kalan hayvanların, kurt tarafından boğulmasını önlemek amacıyla çeşitli uygulamalar yapmak. "Kurt ağzı bağladığımız için sorun olmuyor."

Kurt Elbisesi Giymek:  

Korkak ve zayıf biri, cesur ve güçlü biri gibi davranmak. "Kurt elbisesi giymiş korkak herifin biridir."

Kurt Gibi:  

İşini bilen, girişken kimse. "Kurt gibi maşallah, her işi sorunsuz hallediyor."

Kurt Kuyusu:  

Dibine ucu sivri kazık çakılmış ve koni şeklinde kazılmış derince tuzak çukuru.

Kurt Masalı Okumak:  

İnandırıcı, gereksiz, asılsız sözler (söylemek). "Bana kurt masalı okumayı bırak da, o kadar parayı ne yaptınız?"

Kurt Masalı Söylemek:  

İnandırıcı olmayan, gereksiz ve asılsız sözler söylemek. "Bana kurt masalı söylemeyi bırak da, o kadar parayı ne yaptınız?"

Kurtlarını Dökmek:  

Öteden beri yapmak istediği şeyi bol bol yapıp hevesini almak. ”Bu akşam biraz kurtlarımızı dökelim, ne dersin?”

Kurtlarını Kırmak:  

Öteden beri yapmak istediği şeyi bol bol yapıp hevesini almak. "Bu akşam biraz kurtlarımızı kıralım, ne dersin?"

Kuru Başına:  

Yalnız, tek başına, kimsesiz.

Kuru Başına Kalmak:  

Hayatında veya yanında kimsesi kalmamak, kimsesiz, yalnız kalmak. "Kızı da evlenip gidince, koskoca evde kuru başına kaldı."

Kuru Boka Su Serpmek:  

Eski bir meseleyi yeniden alevlendirmek. "Olmuş bitmiş bir olayı anlatıp, kuru boka su serpme."

Kuru Çeşme:  

Suyu çekilmiş, susuz çeşme.

Kuru Dere:  

Suyu olmayan, susuz dere.

Kuru Ekmek:  

Katıksız ekmek.

Kuru Gürültü:  

Sonuç vermeyen konuşmalar, bağırıp çağırmalar.

Kuru Gürültüye Pabuç Bırakmamak:  

Bir durum karşısında telaşsız, korkusuz, dilediğince davranmak. "Alenen iftira atıyorsunuz, kuru gürültüye pabuç bırakmam."

Kuru Hasır Üstünde Kalmak:  

Aç, parasız, evsiz kalmak. "İşten atılan işçiler, kuru hasır üstünde kaldı."

Kuru İfade:  

Bir anlamı olmayan, boş laf.

Kuru İftira:  

Hiçbir kanıtı olmayan suçlama. ”Allah kuru iftiradan korusun hepimizi!”

Kuru Kafa:  

1- Baş iskeleti. 2- Ölüm tehlikesinin simgesi olarak kullanılan baş iskeleti. 3- Akılsız.

Kuru Kalabalık:  

1- Yararsız kırık dökük eşya. 2- Hiçbir işe yaramayan insan topluluğu. ”Bu kuru kalabalığa güvenip de sakın yola çıkma.”

Kuru Kilim Üstünde Kalmak:  

Aç, parasız, evsiz kalmak. "İşten atılan işçiler, kuru hasır üstünde kaldı."

Kuru Kuruya:  

Boşuna, boş yere. "Bu güneşli günde, kuru kuruya evde mi oturacağız?"

Kuru Laf:  

Yapılmayacak vaatler.

Kuru Sıkı:  

1- Korkutmak amacıyla söylenen sözler, blöf. 2- Yalnız barutla sıkılanmış tüfek veya fişek dolgusu. "Onu boş ver, kuru sıkı atıyor."

Kuru Soğuk:  

Yağmursuz havada olan sert soğuk. "O gün kuru soğuk vardı."

Kuru Tahtada Kalmak:  

Eşyası elinden gitmek, çıplak evde oturma durumunda kalmak. "Eskiden haciz gelen aileler, kuru tahtada kalırdı."

Kuru Yemiş:  

Fındık, fıstık, leblebi gibi yemek dışında yenilen yiyecekler.

Kuruda Kalmak:  

Deniz alçaldığında gemi karaya oturmak. "Gemi kuruda kalmamak için, sahile fazla yaklaşmıyor."

Kurum Kurum Kurulmak:  

Büyüklenmek, böbürlenmek. "Yaşlı kadın, kızının evinde kurum kurum kuruluyordu."

Kurum Kurum Kurumlanmak:  

Büyüklenmek, böbürlenmek. "Yaşlı kadın, kızının evinde kurum kurum kurumlanıyordu."

Kurum Satmak:  

Böbürlenmek, büyüklenmek. "Biraz para gördüm diye, bize kurum satmaya kalkma."

Kuruntu Dünyası:  

Üzüntüler dünyası.

Kuruntu Etmek:  

Boş yere tasalanmak. "Çocuk on dakika gecikti diye kuruntu etme, az sonra gelir."

Kuruntu Yapmak:  

Boş yere tasalanmak. "Çocuk on dakika gecikti diye kuruntu yapma, az sonra gelir."

Kuruntuya Düşmek:  

Boş yere tasalanmak, gereksiz kaygılanmak, vesveseye kapılmak. "Böyle konuşup da kadını kuruntuya düşürme."

Kuruntuya Kapılmak:  

Boş yere tasalanmak, gereksiz kaygılanmak. "Çocuk on dakika gecikti diye kuruntuya kapılma, az sonra gelir."

Kürünü Kırmak:  

Heves ettiği, imrendiği, çok istediği şeye kavuşup ona doymak, hevesini almak. "Artık bilgisayardan kürünü kırdı."

Kürünü Öldürmek:  

Gururunu kırmak, güçsüzlüğünü kabul etmek. "Kürünü öldürüp, bizden özür dilemeni bekliyoruz."

Kurusıkı Atmak:  

1- Abartarak söylemek, olmayacak şeylerden söz etmek. "Senin ablan da çok kurusıkı atıyor ki." 2- Uydurma, asılsız bir söz veya haberi gerçekmiş gibi ortaya atmak, yalan söylemek. "Takdir belgesi alıyorum diyordu, ama kurusıkı atıyormuş."

Kuş Beyinli:  

Akılsız, aptal, ahmak. "Allah'ın kuş beyinlisi, gelmiş bana çıkma teklif ediyor." "Kuş beyinlinin teki, ne işim olur onunla."

Kuş Gibi:  

1- Çok hafif. "Kuş gibisin, seni tek elimle kaldırırım." "Kuş gibi kutuyu taşımak kolay, su bidonunu taşı da görelim." 2- Çabuk iş gören, eline ayağına çabuk. "Kuş gibi adam, hangi ara çatıya çıktı şaşırdım."

Kuş Gibi Çırpınmak:  

Çaresizlik içinde telaşlı davranmak. "Yangından üst katlara kaçanlar kuş gibi çırpınmaya başladılar."

Kuş Gibi Uçmak:  

1- Çok kısa süren bir hastalıkla ölmek. "Annem geçen ay hastalandı, haftasına öbür aleme kuş gibi uçtu." 2- Çok kısa sürmek, geçmek. "İstanbul'dan uçağa biniyorsun, bir saatte kuş gibi uçuyorsun."

Kuş Gibi Uçup Gitmek:  

1- Çok kısa süren bir hastalıkla ölmek. "Annem geçen ay hastalandı, haftasına kuş gibi uçup gitti." 2- Çok kısa sürmek, geçmek. "İstanbul'dan uçağa biniyorsun, bir saatte kuş gibi uçup gidiyorsun."

Kuş Gibi Yemek:  

Çok az yemek. "Kızıma çok yemek koymuşsun, kuş gibi yemekle doyar o."

Kuş Kadar Canı Olmak:  

Küçük, cılız, zayıf, çelimsiz bir vücuda sahip olmak. "O kadar zorlamayın, kuş kadar canı var."

Kuş Kadar Yemek:  

Çok az yemek. "Kızıma çok yemek koymuşsun, kuş kadar yemekle doyar o."

Kuş Kafesi Gibi:  

Ufak ve güzel yapı. "Kuş kafesi gibi bir ev yaptırmışlar."

Kuş Kanadıyla Gitmek:  

Çok hızlı gitmek. "Kuş kanadıyla gider, ekmek alıp gelirdi."

Kuş Sütü İle Beslemek:  

Eksiksiz, özenle beslemek. "Sen yeter ki gel, kuşsütü ile beslerim seni."

Kuş Sütünden Başka Her Şey Var:  

Her türlü yiyecek var, anlamında söylenir. "Sofrada da kuş sütünden başka her şey var."

Kuş Sütüyle Beslemek:  

Eksiksiz, özenle beslemek. "Sen yeter ki gel, kuş sütüyle beslerim seni."

Kuş Tüyü Gibi:  

Çok yumuşak (oturacak, yatacak yer). "Bizi yerde serili olan kuş tüyü gibi minderlere oturttu."

Kuş Uçmaz, Kervan Geçmez:  

Çok ıssız, sapa, kır, insanın uğramadığı yer. ”Başını alıp kuş uçmaz kervan geçmez bir diyara gitti.”

WhatsApp