Bir Deyim Öğrenelim!
Mart Kedisi Gibi:
Çapkın ve azgın olan. "Mart kedisi gibi davranmayı bırak, evlen de torun sevelim."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Kulağını Tırmalamak:
Kulağı rahatsız etmek. "İnsanın kulağını tırmalayan sesiyle, şarkıyı berbat etti."
Kulağının Pası Silinmek:
Uzun zamandan beri dinlememişken müzik dinlemek. "Kulağımın pasını silinsin diye, arabada iki saat müzik dinledim."
Kulağının Pasını Gidermek:
Uzun zamandan beri dinlememişken müzik dinlemek. "Kulağımın pasını gidermek için, arabada iki saat müzik dinledim."
Kulağının Pasını Silmek:
Uzun zamandan beri dinlememişken müzik dinlemek. "Kulağımın pasını silmek için, arabada iki saat müzik dinledim."
Kulağının Üstüne Yatmak:
Görmezlikten, duymazlıktan gelmek, dikkate almamak, umursamamak. "Borcunu ödemesini söyledim, ama o hala kulağının üstüne yatıyor."
Kulağının Üzerine Yatmak:
Görmezlikten, duymazlıktan gelmek, dikkate almamak, umursamamak. "Borcunu ödemesini söyledim, ama o hala kulağının üzerine yatıyor."
Kulağının Zarı Patlamak:
Gürültü yüzünden rahatsız olmak. "Bu ne ses, kulağımın zarı patlayacak!"
Külâh Giydirmek:
Hile ve oyunla aldatmak. "Bize külâh giydirmeye çalışma, her şeyden haberimiz var."
Külah Kapmak:
Düzen, dalavere ile bir işin başına geçmek. "Külah kapmak için, müdüre iftira atıyorlar."
Külah Peşinde Olmak:
Yalan ve dolanla bir işin başına geçmeye çalışmak. "Senin külah peşinde olduğunu herkes biliyor."
Külah Takmak:
Hile ile, oyunla kandırıp parasını almak. "O dolandırıcılar bize de külah taktı."
Külâhıma Anlat:
“Söylediklerin hiç de inandırıcı değil, sana inanmıyorum” anlamında kullanılır.
Külâhıma Dinlet:
Söylediğin söz kulağıma girmez anlamında.
Külahına Anlatmak:
Söylenenlerin yalan olduğunu biliyorum, inanmıyorum, kanmıyorum.
Külahını Havaya Atmak:
Pek çok sevinmek. "Dereceye girenler, sevinçten külahını havaya attı."
Külahını Önüne Koyup Düşünmek:
Olup bitenlerden ders çıkarmak.
Külâhını Ters Giydirmek:
Çok kurnaz olmak; oyuna getirmek, kendisine iyi davranmayanları bir hile ile yaptıklarına pişman etmek. "O adama külahını ters giydirir."
Külâhları Değişmek:
“Araları bozulmak, bozuşmak” anlamında tehdit olarak kullanılır. ”Hareketlerini düzeltmezsen külâhları değişiriz, ona göre!”
Külâhları Değiştirmek:
Tehdit ederek bozuşmak. "O zayıfları düzeltmezsen külâhları değiştiririz, ona göre!"
Kulak Ardı Etmek:
Dikkate almamak, göz önünde tutmamak. "Annesinin, sokağa çıkma uyarısını kulak ardı edip dışarı çıktı."
Kulak Ardına Atmak:
Önemsememek, dikkate almamak, göz önünde tutmamak. "Annesinin, sokağa çıkma uyarısını kulak ardına atıp dışarı çıktı."
Kulak Arkası Etmek:
Dikkate almamak, göz önünde tutmamak. "Annesinin, sokağa çıkma uyarısını kulak arkası edip dışarı çıktı."
Kulak Arkasına Almak:
Önemsememek, dikkate almamak, göz önünde tutmamak. "Yaptığımız eleştirileri kulak arkasına aldığın için kaybettin."
Kulak Arkasına Atmak:
Önemsememek, dikkate almamak, göz önünde tutmamak. "Yaptığımız eleştirileri kulak arkasına attığın için kaybettin."
Kulak Asmak:
Önem vermek, dinlemek. "Annesinin uyarılarına kulak asması gerekirdi."
Kulak Asmamak:
Aldırıp önemsememek, dinlememek. ”Kulak asma sen onun söylediklerine.”
Kulak Bükmek:
1- Yapacağı bir işte dikkatli olması için birini uyarmak. "Müsait olunca yanıma gel, biraz kulağını bükmem lazım." 2- Ders olması amacıyla cezalandırmak. "Sen bu çocuğun kulağını bükmüyor musun Davut?"
Kulak Burmak:
1- Yapacağı bir işte dikkatli olması için birini uyarmak. "Müsait olunca yanıma gel, biraz kulağını burmam lazım." 2- Ders olması amacıyla cezalandırmak. "Sen bu çocuğun kulağını burmuyor musun Tevfik?"
Kulak Çekmek:
1- Yapacağı bir işte dikkatli olması için birini uyarmak. "Müsait olunca yanıma gel, biraz kulağını çekmem lazım." 2- Ders olması amacıyla cezalandırmak. "Sen bu çocuğun kulağını çekmiyor musun Hatice?"
Kulak Dolgunluğu:
Duya duya elde edinilen yarı buçuk bilgi. "Bunları kulak dolgunluğuyla anlatıyor."
Kulak Kabartmak:
Çaktırmadan, belli etmemeye çalışarak dinlemek. ”Dayanamayıp yanındakilerin konuşmalarına kulak kabarttı.”
Kulak Kesilmek:
Çok iyi, bütün dikkatini vererek dinlemek; dikkatini toplayarak duymaya çalışmak. ”Ne konuştuklarını merak ediyordum, yanlarına yaklaşarak kulak kesildim.”
Kulak Kıvırmak:
Domatesin olgunlaşmasını sağlamak için işlem yapmak. "Kulak kıvırmak çok uzun sürdü."
Kulak Misafiri Olmak:
Yakınında konuşulanları konuşmaya katılmadan dinlemek. "İstemeden kulak misafiri oldum, sanırım bankayı arıyorsunuz."
Kulak Tıkamak:
Dinlemek istememek, bir şeyi duymazlıktan gelmek. "Konferansta bir süre daha kulak tıkayıp oturduk."
Kulak Tırmalamak:
Kulağı rahatsız etmek. "Kulak tırmalayan sesiyle şarkıyı berbat etti."
Kulak Tutmak:
Dinlemek, işitmek istemek. "Özel bir şey konuşuyoruz, neden kulak tutuyorsun?"
Kulak Vermek:
1- Dikkatli bir biçimde dinlemek, değer vermek, önemsemek. "Hükumet yetkilileri, çiftçinin sesine kulak vermeli." 2- Merak edip dinlemek, işitmeye çalışmak. "Bizim konuşmalarımıza kulak vermeye çalışma."
Kulakları Çınlamak:
Bir yerde anılmak, hatırlanmak. "Kulaklarım çınlıyor, birileri beni anıyor galiba."
Kulakları Çınlasın:
Konuşulan yerde bulunmayan, sevilen biri anıldığında söylenen bir söz. "Kulakları çınlasın, çok iyi bir insandır."
Kulakları Dikmek:
Konuşulanları dinlemek için dikkat kesilmek. "Konuyu kapat, çocuk kulakları dikti, bizi dinliyor."
Kulakları Dolmak:
Aynı şeyi dinlemekten usanmak. "Yabancı müzik dinlemekten kulaklarım doldu."
Kulakları Paslanmak:
Çoktan beri iyi bir müzik dinlememiş olmak. "Ne güzel bir melodi bu! Kulaklarım paslanmıştı."
Kulakları Patlatmak:
Gürültüyle rahatsız etmek. "Kulaklarımızı patlatan bir gök gürültüsüyle, yerimizden sıçradık."
Kulakları Uğuldamak:
Kulakta uğultu hissetmek. "Kulaklarım uğuldamaya başladı, bu hafta doktora gideceğim."
Kulaklarına İnanamamak:
Duyduklarının doğru olduğunu kabul edemeyecek kadar şaşırmak. "Bu şarkıyı sen mi seslendirdin? Kulaklarıma inanamıyorum!"
Kulaklarına İnanmamak:
Duyduklarının doğruluğundan şüphe etmek. "Haberlerden kendi dinledi, ama hala kulaklarına inanmıyor."
Kulaklarına Kadar Kızarmak:
Çok utanmak, mahcup olmak. "Yaptığım hatayı anlayınca, kulaklarıma kadar kızardım."
Kulaklarını Çınlatmak:
Birini iyi duygularla anmak. "Feride abla, akşam biraz kulaklarını çınlattık senin de."
Kulaklarını Dikmek:
Hayvan dikkat kesilmek. "Eşek birden kulaklarını dikti." "Sevimli tavşan kulaklarını dikti ve zıplayarak gözden kayboldu."
Kulaklarını Tıkamak:
Dinlemek istememek, bir şeyi duymazlıktan gelmek. "Kulaklarımızı tıkayıp bir süre daha davette oturduk."
Kulaklarının Pasını Gidermek:
Uzun zamandan beri dinlememişken müzik dinlemek. "Kulaklarımın pasını gidermek için, arabada iki saat müzik dinledim."
Kulaklarının Pasını Silmek:
Uzun zamandan beri dinlememişken müzik dinlemek. "Kulaklarımın pasını silmek için, arabada iki saat müzik dinledim."
Kulaklarının Pasını Temizlemek:
Uzun zamandan beri dinlememişken müzik dinlemek. "Kulaklarımın pasını temizlemek için, arabada iki saat müzik dinledim."
Kulaktan Dolma:
Değişik konuşmalardan işitilerek edinilen bilgi. "Kulaktan dolma bilgilerle mi bu işi yapacaksın?"
Kulaktan Kapmak:
Okuyarak değil, söylenenleri dinleyerek bilgi edinmek.
Kulaktan Kulağa:
Bir kimse bir başkasına gizlice söyleyerek. "Olay kısa sürede kulaktan kulağa yayıldı."
Kulaktozu:
Kulağın arkasındaki çukur bölüm, kulağın kökü. "Kulaktozumda bir sivilce çıkmış." "Bu sayfayı okuyunca kulaktozunu öğrenmiş oldum." Doğrusu kulaktozu şeklindedir, deyim değil isimdir.
Kulaktozuna Vurmak:
Tam kulağının üstüne vurmak.
Külçe Gibi Oturmak:
Yorgun veya bitkin bir durumda çöküvermek. "Taşıma işi bitince, külçe gibi oturup kaldık." , "Akşam eve geldiğimizde, hepimiz külçe gibi oturduk kaldık."
Külçe Kesilmek:
Dermansız, güçsüz kalıp olduğu yere yığılmak. "Yedinci kata yükü taşırken, beşinci katta külçe kesildi."
Külfete Katlanmak:
Sıkıntıya, zorluğa önem vermemek. "Biz, sen okuyasın diye bunca külfete katlanıyoruz."
Kulis Faaliyeti:
Toplantı yerlerinde, oturum dışında çeşitli grupların yaptığı gizli girişim veya çalışma, kulis çalışması.
Kulis Yapmak:
1- Herhangi bir toplulukta oturumlar dışında gizli çalışmalar yapmak. "Adaylar, daha şimdiden kulis yapmaya başlamış." 2- Bir amaca ulaşabilmek için ilgili kişiler arasında özel çalışma yapmak. "Partinin kararını netleştirmek için kulis yapmışlar."
Kulluk Etmek:
Aşırı derecede bağlanmak, birine boyun eğmek, isteklerini tereddütsüz yerine getirmek. "İnsanlıktan nasibini almamış adamlara kulluk etme."
Kulp Takmak:
Bir kimseyi, bir şeyi kusurlu göstermek için bir neden uydurmak. "Sana da mı bir kulp taktı?"
Kulpunu Bulmak:
Yapılacak uygunsuz bir iş için yasallığı tartışılabilecek bir çözüm yolu bulmak. "Kulpunu bulmak için, Ankara'dan adam ayarlamaya çalışıyorlar."
Kültür Seviyesi:
Bilgi ve eğitim derecesi.
Kültürlü İnsan:
Gerekli her türlü bilgiyi edinerek muhakeme, zevk ve eleştirme yeteneklerini geliştirmiş kimse.
Kuluçka Olmak:
Dişi kuş yumurtaya yatma zamanı gelmek. "Kuluçka olan kuşlar, yuvalarından hiç çıkmıyor."
Kuluçkaya Oturmak:
Genellikle dişi kuş yavru çıkarmak için yumurtaların üzerine yatmak. "Dişi ve erkek güvercin, toplam yirmi gün kadar kuluçkaya otururlar."
Kuluçkaya Yatmak:
Genellikle dişi kuş yavru çıkarmak için yumurtaların üzerine yatmak. "Dişi ve erkek güvercin, toplam yirmi gün kadar kuluçkaya yatarlar."
Kulun Atmak:
Kısrak veya eşek yavru düşürmek. "Bizim büyük eşek kulun atmış."
Kulunç Girmek:
Bir organda veya vücut bölgesinde birdenbire veya şiddetli sancı oluşmak, tutulmak. "Sol omzuma kulunç girdi, biraz masaj yapsana."
Kulunç Kırmak:
Ağrıyan yeri ovmak. "Parmakları çok güçlü, iyi kulunç kırar."
Külünü Göğe Savurmak:
Bir şeyi tamamıyla bitirip yok etmek, harcayıp tüketmek, telef edip bir şey bırakmamak. "Elindeki tüm paranın, külünü göğe savurmuş da gelmiş."
Külünü Savurmak:
Bir şeyi tamamiyle bitirip yok etmek, harcayıp tüketmek, telef edip bir şey bırakmamak. "Elindeki tüm paranın, külünü savurmuş da gelmiş."
Kum Dökmek:
İdrar yoluyla böbreklerde oluşan kum taneciklerini vücuttan atmak. "Tahlil sonuçlarına göre kum döküyormuşum."
Kum Gibi:
Pek çok. "Depodan kum gibi eski demir paralar çıktı."
Kumar Oynamak:
1- Ortaya para koyarak talih oyunu oynamak. "Türkiye'de kumar oynamak ve oynatmak yasalara göre suçtur." 2- Olumlu sonuçlanması şüpheli olan bir işe bile bile girişmek. "Bence sen bu işe başlayarak kumar oynuyorsun."
Kumda Oynamak:
Bir fırsat kaçırarak umulanı elde edememek. "İhaleyi alamadık, bir haftadır kumda oynamışız."
Kümeden Düşmek:
Takımlar sonraki sezonda bir alt kümeye inmek, ligden düşmek. "Kümeden düşecek son takım da belli oldu."
Kümeye Çıkmak:
Takımlar sonraki sezonda bir üst kümeye yükselmek, lige çıkmak. "Hedeflerini bir üst kümeye çıkmak olarak açıkladı."
Kumkumav Gibi:
Yapayalnız, tek başına. Etrafında hiç kimsenin olmaması, tek başına yaşamayı tercih ederek yalnız bir hayatının olması anlamına gelir. "Gün geçtikçe insanlar kumkumav gibi kalmayı tercih etmekte."
Kumpas Kurmak:
Birini aldatmak için tuzak kurmak, gizli bir iş düzenlemek. "Müdürü koltuğundan etmek için kumpas kurmuşlar." , "Arabasına uyuşturucu koyup, kumpas kurmaya çalışmışlar."
Kumpasa Dâhil Olmak:
Hileli bir işe ortak olmak. "Ben asla bir kumpasa dâhil olmam."
Kumpasa Gelmek:
Hile ile kandırılmak. "Anladığım kadarıyla, bizler bir kumpasa geldik."
Kumru Gibi:
Kendi dünyasına çekilmiş. "Bir haftadır kumru gibi evden çıkmadan yaşıyor."
Kundak Koymak:
1- Yangın çıkarmak için bir yere tutuşmuş yağlı bez parçası koymak. "Gece saatlerinde, bir banka şubesine, kundak koymaya çalışmışlar." 2- Ara bozacak bir söz ya da davranışta bulunmak. "Senin gibi insanlar, kundak koymaktan başka işe yaramaz."
Kundak Sokmak:
1- Yangın çıkarmak için bir yere tutuşmuş yağlı bez parçası koymak. "Gece saatlerinde, bir banka şubesine, kundak sokmaya çalışmışlar." 2- Ara bozacak bir söz ya da davranışta bulunmak. "Senin gibi insanlar, kundak sokmaktan başka işe yaramaz."
Kündeden Atmak:
1- Güreşçi, rakibini belinden kavrayıp kendi üzerinden aşırarak arka üzeri atmak. "Rakibini kündeden atmak için hamle yaptı." 2- Aldatarak tuzağa düşürmek. "Beni, kündeden atmaya çalıştıklarını fark ettim."
Kündeye Almak:
1- Güreşçi, rakibini altına alıp bir elini önden, ötekini arkadan geçirerek kilitlemek. "Rakibini kündeye alıp, bir süre bekledi." 2- Oyuna getirmek, tuzağa düşürmek. "Servis şoförünü kündeye almaya çalışıyorlar."
Kündeye Gelmek:
Aldanmak, tuzağa düşmek. "Bir çok ortağı kündeye gelmiş."
Kündeye Getirilmek:
Aldatılmak, tuzağa düşürülmek. "Kündeye getirilmesinden dolayı, kimseye güveni kalmadı."
Kündeye Getirmek:
1- Güreşçi, rakibini altına alıp bir elini önden, ötekini arkadan geçirerek kilitlemek. "Rakibini kündeye getirip, bir süre bekledi." 2- Oyuna getirmek, tuzağa düşürmek. "Servis şoförünü kündeye getirmeye çalışıyorlar."
Künhüne Varmak:
Bir şeyin özünü, aslını anlamak. "Babamı da dinleyelim, işin künhüne varırız."
Künyesi Bozuk:
Eskiden kötü durumları görülmüş olan, kötü işlere girmiş bulunan. ”Künyesi bozuk diye, bu adama hiç kimse iş vermeyecek mi?”
Künyesi Gelmek:
Savaşta bir askerin ölüm haberi kendi evine bildirilmek. "Askerliğinin bitimine bir ay kala, künyesi geldi evine."
Künyesini Okumak:
1- Ayıplarını yüzüne vurarak bir kimseye sövmek. "Babam kardeşimi yanına çağırıp, künyesini okumaya başladı." 2- Adı, soyadı, memleketi, doğumu, mesleği, işi gibi özelliklerini söylemek.
Küp Gibi:
1- Şişman. "Küp gibi sandalyeye oturunca, sandalye kırıldı." 2- Sarhoş. "Sık sık küp gibi sarhoş olması, beni sinir ediyor."