Bir Deyim Öğrenelim!
Üvey Evlat Gibi Tutulmak:
Benzerleri arasında ayrı ve hor tutulmak. "Üvey evlat gibi tutulmaktan bıktım artık, sinir ediyorsunuz beni."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Laf Kaynayıp Gitmek:
Söz boşa söylenmek, anlaşılmaz olmak, hiçbir etki yapmamak. "Ya bana para lazımdı, muhabbet arasında laf kaynayıp gitti."
Laf Kıtlığında Asmalar Budayayım:
Boş söz söyleyenlere karşı kullanılan bir deyim.
Laf Lafı Açar:
"Bir konu üzerinde konuşulurken ilgisi dolayısıyla söz başka bir konuya geçer, sohbet uzar, gider" anlamında kullanılan bir söz. "Biz gidelim, laf lafı açar iyice geç kalırız."
Laf Ola Beri Gele:
Konuşulan konu ile ilgili olmayan bir söz söylendiğinde, sözün saçmalığını, anlamsızlığını belirtmek için kullanılır. "Laf ola beri gele, konuşmuş yine bizim pişmiş kelle."
Lâf Olmak:
Dedikodu konusu olmak. "Serdar'la bir daha görüşme, mahallede laf/söz olur sonra."
Laf Olsun Adet Yerini Bulsun:
Konuşacak herhangi bir konu bulunmayıp rastgele söz sarf edildiğinde söylenen bir söz. "Laf olsun âdet yerini bulsun diye, söylediği saçma sapan sözler."
Laf Olsun Diye:
Rastgele, belli bir amaç gütmeden. ”Kızma canım, laf olsun diye söylemiştir o sözleri.”
Laf Oturtmak:
Karşı tarafa gerektiği yerde, beklenilmeyen bir durumda, esaslı ve gereken bir laf söylemek. "Sessiz durduğuna bakma, konuşunca lafı oturtur."
Laf Sokmak:
Üstü kapalı bir biçimde karşısındakine bir şeyler ima etmek. "Bana laf sokmaya çalışma!"
Laf Sokuşturmak:
Bir sözü kırıcı olmak amacıyla tekrar tekrar söylemek. "Sabahtan beri her fırsatta bana laf sokuşturmaya çalışıyor."
Laf Söyledi Bal Kabağı:
Konu ile hiç ilgisi olmayan bir şey söyleyen kişiler için söylenir. "Hayret doğrusu, laf söyledi bal kabağı!"
Laf Taşımak:
Aralarını açmak maksadıyla birinin bir kimse hakkında söylediği hoş olmayan sözlerini o kimseye ulaştırmak, söz getirip götürmek. ”O laf taşıyıcı adamdan uzak durmalısın.”
Laf Torbaya Girmez:
Ağızdan çıkan bir söz, artık gizli kalmaz, herkes onu duyar. "Laf torbaya girmez, zamanında düşünüp de konuşacaktın."
Laf Tutmak:
Söylenen bir sözü, verilen bir öğüdü benimsemek, davranışlarını bunlara uydurmak. "Sen laf tutmayı bilmezsen, başın daha çok belaya girer."
Laf Yakıştırmak:
Konuşma sırasında yerinde söz söylemek, gerekeni ifade etmek. "Çok eğitimli olduğundan, laf yakıştırmasını çok iyi bilir."
Laf Yapmak:
Dedikodu yapmak. "Milletin lafını yapmayı bırak da, kendi haline bak."
Laf Yetiştirmek:
Bir söze karşılık vermekte gecikmemek, durmadan konuşmak. "Laf/söz yetiştirmeyi bırak da, git yemeğe bak."
Laf Yok:
“Kusursuz, eksiksiz, eleştirilecek bir yanı dahi yok” anlamında kullanılır. ”Arkadaşıma laf yok, o mert mi mert biridir.”
Laf-ü Güzaf:
Boş söz. "Söylediklerimi lafügüzaf zannetme." "Lafügüzaf dinleyecek vaktim yok, önemli işlerim var."
Lafa Başlamak:
Konuşmaya başlamak, bir konuya girmek. "Lafa başlamadan önce, lütfen telefonlarınızın sesini kısın."
Lafa Boğmak:
Birinin söz söylemesine fırsat vermeyip meseleyi gereksiz ve boş sözlerle anlaşılmaz kılmak, gürültüye getirip uzatmak. "Konu hakkında bilgisizliğini kapatmak için, programı lafa boğmaya çalışıyor."
Lafa Dalmak:
Konuşmayı sürdürerek bir işten geri kalmak, uzun süren bir sohbette bulunmak, çok konuşmak, lakırtıya tutmak. "Kapıya gelen komşuyla lafa dalınca yemeğin altı biraz yanmış."
Lafa Karışmak:
Birileri konuşurken araya girip konuşmaya katılmak. "Bizi duyan simitçi de lafa karıştı."
Lafa Tutmak:
Birini konuşarak, gereksiz meseleler anlatarak işinden alıkoymak. ”Onu biraz lafa tutup oyalamaya başladılar.”
Lafı Ağzına Tıkamak:
Birinin sözünü bitirmesine fırsat vermemek, onu susmak zorunda bırakmak, konuşmasını önlemek. ”Ağzını açar açmaz lafı ağzına tıkadılar adamcağızın.”
Lafı Ağzında Bırakmak:
Birinin konuşmasını kesmek, sözlerini bitirmesine fırsat vermemek. "Lafı ağzında bıraktılar çocuğun, şiiri bitmemişti daha."
Lafı Ağzında Gevelemek:
Söylemek istediğini açık olarak bir türlü söyleyememek, şundan bundan bahsetmek. ”Beni görünce şaşırdı, lafı ağzında gevelemeye başladı.”
Lafı Ağzında Kalmak:
Söyleyeceğini söylemeye zaman bulamamak, konuşmasını bitirememek. "Öğretmen sınıfa girince, lafı ağzında kaldı."
Lafı Ağzından Almak:
Birinin söylemekte olduğu şeyi bitirtmemek, sözlerini tamamlattırmamak. "Bazı şarkılar lafı ağzından alıyor insanın."
Lafı Ağzından Çıkarmak:
Söylemek istemediği şeyi söylemek zorunda kalmak.
Lafı Ağzından Kaçırmak:
Söylemek istemediği bir şeyi, boş bulunup söyleyivermek. "Dikkatli ol, lafı ağzından kaçırıp da gideceğimiz yeri söyleme."
Lafı Bağlamak:
Konuştuklarını bir sonuca vardırmak, konuşmayı sonuçlandırmak, bir konu üzerinde son sözü söylemek. "Lafı bağlamasına az bir zaman kalmıştı ki bir gürültü koptu."
Lafı Çevirmek:
Konuşmasının sakıncalı bir biçim aldığını fark edince söze başka bir yön vermek, başka konuya geçmek. ”Beni görünce birden nasıl da sözü çevirdi.”
Lafı Çiğnemek:
Uzun konuşup sözün sonunu getirememek.
Lafı Dağıtmak:
Konuşurken birçok konuya değinerek anlatmak isteği konudan uzaklaşmak. "Lafı dağıtmadan, sorduğum sorulara cevap verin lütfen."
Lafı Değiştirmek:
Başka konuya geçmek, başka konuyu dile getirmek, başka bir şeyden söz etmek. "Annem içeri girince, lafı değiştirdik."
Lafı Dolandırmak:
Sözü uzatmak. "Sevgililer birbirinden ayrılmamak için, lafı dolandırmaya devam ediyorlardı."
Lafı Döndürüp Dolaştırmak:
Sözü uzatmak "Lafı döndürüp dolaştırıp, benim harcadığım paraya mı getirdin?"
Lafı Edilmek:
1- Adı anılmak, bahsedilmek. "Dün gece yine benim lafımı etmişsiniz." 2- Önemli sayılmak. "Yediğimiz iki tabak yemeğin lafı ediliyor."
Lafı Geçmek:
1- Sözü etkili olmak, sözü dinlenmek. "Her okula, lafı geçen bir okul müdürü lazım." 2- Bahsedilmek. "Lafım geçince, istemeden de olsa kulak misafiri oldum."
Lafı Gediğine Koymak:
Zekice bir hareketle gerekli bir sözü tam zamanında ve yerinde söylemek, taşı gediğine koymak. "Lafı gediğine koyunca karşısındaki susmak zorunda kaldı."
Lafı Götünden Anlamak:
Kendisine söylenen sözlerde art niyet ve kötülük aramak. Konuşulan konuyu yanlış, ters anlamak. "Ben sana, o bizden para aldı mı dedim? Lafı götünden anlamışsın."
Lafı Götünden Dinlemek:
Konuşulan konuyu ilgisiz, üstünkörü veya önem vermeden dinlemek. "Yarın öğlen hep beraber gideceğiz dedik, lafı götünden dinlemişsin belli."
Lafı Kesmek:
1- Söyleyeceklerini bitirmeden susmak. "Bir anda lafını kesip kürsüden indi." 2- Başkasının konuşmasına engel olmak. "Lafımı kesmeden dinlerseniz, her şeyi anlatacağım."
Lafı Kıçından Anlamak:
Kendisine söylenen sözlerde art niyet ve kötülük aramak. Konuşulan konuyu yanlış, ters anlamak. "Ben sana, o bizden para aldı mı dedim? Lafı kıçından anlamışsın."
Lafı Kıçından Dinlemek:
Konuşulan konuyu ilgisiz, üstünkörü veya önem vermeden dinlemek. "Yarın öğlen hep beraber gideceğiz dedik, lafı kıçından dinlemişsin belli."
Lafı Kısa Kesmek:
Söyleyeceğini kısa veya özet olarak belirtmek, az ve öz konuşmak. "Fazla zamanım yok, lafı kısa kesmek zorundayım."
Lafı mı Olur:
1- "Önemli değil, sözünü etmeye değmez." anlamında kullanılan bir söz. "Senin başarılarının yanında, onun başarısının lafı mı olur?" 2- "Şimdi onun sırası değil, daha önemli konular var." anlamında kullanılan bir söz. "Biz şirketin genel sorunlarından bahsediyoruz, sizin derdinizin lafı mı olur?" 3- Bir iş yapmak için "Seve seve zahmete, masrafa girerim." anlamında kullanılan bir söz. "Küçük bir yardım bu. Lafı mı olur?"
Lafı Sulandırmak:
Bir konu üzerinde ciddiyetle durup konuşurken araya ilgisiz, anlamsız veya tutarsız boş laf katmak. "Sayın Bakan, bu yaptığınız lafı sulandırmaktan başka bir şey değil."
Lafı Tartmak:
Ölçülü konuşmak. "Lafı tartmadan konuşuyorsun, ayıp oluyor."
Lafı Uzatmak:
Gereğinden çok konuşmak. "Bu kadar yeter, lafı uzattın."
Lafı Yabana Atmamak:
Söylenen söze değer vermek, önemsemek. "Doğru tektir, bu lafı yabana atma."
Lafı Yarım Kalmak:
Söyleyeceklerini söylemeye fırsat bulamamak. "Öğretmen sınıfa girince lafı yarım kaldı."
Lafın Gümrüğü Olmaz:
Karışan, engel olan yok; istediği gibi konuşuyor.
Lafın İyisi Şaka İle Söylenir:
Bir kimseye bir şeyi söylemek istiyorsak onu kırmadan söylemek gerekir.
Lafına Gelmek:
En sonunda karşı çıktığı kimsenin fikrini kabul etmek. "Demek lafıma geldin, o halde gidelim."
Lafını Balla Kesiyorum:
"Sözünü kesmemi hoş gör; özür dilerim, sözünü kesmek zorunda kaldım" anlamında kullanılır. "Lafını balla kesiyorum, ama burada bir şey söylemem gerekiyor."
Lafını Balla Kestim:
"Sözünü kesmemi hoş gör; özür dilerim, sözünü kesmek zorunda kaldım" anlamında kullanılır. "Lafını balla kestim, ama burada bir şey söylemem gerekiyor."
Lafını Bilmek:
Tutarlı ve mantıklı konuşmak, sakıncalı olmayan ve birini kırmayan sözler söylemek, saygılı ve yerinde konuşmak. ”O daima lafını bilir bir insan olmuştur.”
Lafını Bilmeyen Çavuşlar, Döner Götünü Avuçlar:
Söylediği sözlerin nereye gittiğini düşünmeden konuşan kimselerle alay etmek için söylenir. "Lafını bilmeyen çavuşlar, döner götünü avuçlar, çek cezanı."
Lafını Esirgememek:
Ne düşünüyorsa söylemek, kimseden çekinmemek, karşısındakini kıracağım diye kaygılanmamak. "Ondan lafımı esirgeyecek değilim, tamam mı?"
Lafını Etmek:
Bir şey üzerinde konuşmak. ”Artık lafını etmeyin şu adamın!”
Lafını Geri Almak:
1- Söylemiş olduğu sözün doğru olmadığını kabul ederek söylenmemiş sayılmasını istemek. "Lafını geri al, yoksa karışmam!" 2- Üstüne aldığı bir işten vazgeçtiğini söylemek. "Lafımı geri almak zorundayım, benim gelme şansım yok."
Lafını Kesmek:
Birinin sözünü bitirmesine fırsat vermeden araya girmek. "Arkadaşının lafını kesme, lafını bitirsin."
Lafını Sakınmamak:
Ne düşünüyorsa söylemek, kimseden çekinmemek, karşısındakini kıracağım diye kaygılanmamak. "Ondan lafımı sakınacak değilim, tamam mı?"
Lafını Şaşırmak:
Ne diyeceğini bilememek, şaşırarak başka şeyler söylemek. "Lafını şaşırıp, saçmalamaya başlayınca çok komik duruma düştü."
Lafını Yabana Atmamak:
Söylenen söze değer vermek, önemsemek. "Dedenin lafını yabana atma, boşa konuşmaz o."
Lafını Yedirmek:
İddialı olarak söylediği sözü geri alma zorunda bırakmak. "Teyzesinin lafını yedirmek için, artık çok titiz davranıyordu."
Lafını Yemek:
Verdiği sözden, söylediği sözden vazgeçmek. "Kendine o kadar güvenme, lafını yemek zorunda kalabilirsin."
Lafınızı Balla Kesiyorum:
"Sözünüzü kesmemi hoş görün; özür dilerim, sözünüzü kesmek zorunda kaldım" anlamında kullanılır. "Lafınızı balla kesiyorum, ama burada bir şey söylemem gerekiyor."
Lafınızı Balla Kestim:
"Sözünüzü kesmemi hoş görün; özür dilerim, sözünüzü kesmek zorunda kaldım" anlamında kullanılır. "Lafınızı balla kestim, ama burada bir şey söylemem gerekiyor."
Lafla Karın Doymaz:
Boş laflar ederek kendimizin ve yakınlarımızın geçimini temin edemeyiz.
Lafla Peynir Gemisi Yürümez:
Kuru lafla hiçbir işin yapılamayacağını anlatır. "Lafla peynir gemisi yürümez, icraat yapın biraz."
Lafta Kalmak:
Bir olay ya da sorun, düşünülüp tasarlandığı hâlde uygulanamamak, gerçekleştirilememek. "Bu iş de lafta kaldı."
Laftan Anlamak:
Söyleneni dinleyip uymak veya uygulamak. "Benim çocuğum laftan anlar teyzesi, annesini üzmez."
Laftan Anlamamak:
Söz dinlememek, sözlü uyarılara uymamak veya uygulamamak. "Benim çocuğum laftan anlar teyzesi, annesini üzmez."
Lafügüzaf:
Boş söz. "Söylediklerimi lafügüzaf zannetme."
Laga Luga Etmek:
Boş konuşmak. "Laga luga etme, git işinin başına."
Laga Luga Yapmak:
Boş konuşmak. "Laga luga yapma, git işinin başına."
Lağımla Atmak:
Bir kayayı delip içine patlayıcı maddeler koyduktan sonra bu maddeleri ateşleyerek parçalamak. "İnşaat alanındaki taşları lağımla atmaya çalışıyorlar."
Lâhavle Çekmek:
Sıkıntıyı, öfkeyi gidermek, sabır telkin etmek için “Lâhavle” ile başlayan duayıokumak. “Lâhavle çekmeden başka bir şey yapamadım.”
Lahavle Okumak:
Sıkıntıyı, öfkeyi gidermek, sabır telkin etmek için "Lâhavle velâkuvvete illâbillahil aliyyul azîm." duasını okumak veya "lahavle" sözünü söylemek. "Lâhavle okumaktan başka bir şey yapamadım."
Lakap Takmak:
Bir kimseye onun bir özelliğini belirtecek bir ad vermek. "Sevdiğine, gonca gülüm diye lakap takmıştı."
Lakayıt Kalmak:
İlgisiz davranmak, aldırmamak. "Mesai sonuna doğru gittim sanırım, memurlar çok lakayıt kalmışlardı."
Lakayt Kalmak:
İlgisiz davranmak, aldırmamak. "Mesai sonuna doğru gittim sanırım, memurlar çok lakayt kalmışlardı."
Lakırdı Açmak:
Konuşmaya sebep olacak sözler söylemek.
Lakırdı Ağzından Dökülmek:
İsteksiz konuşmak.
Lakırdı Altında Kalmamak:
Söylenen her incitici söze, benzer şekilde karşılık vermek. "Benim lakırdı altında kalacağımı sanıyordu."
Lakırdı Kavafı:
Geveze, boşboğaz.
Lakırdı Yetiştirmek:
1- Dedikodu yapmak. 2- Laf altında kalmamak.
Lâkırdıya Boğmak:
Gereksiz ve boş sözlerle konuşmayı uzatmak. "Programı lâkırdıya boğmaya çalıştı, ama sunucu buna izin vermedi."
Lakırdıyı Ağzına Tıkamak:
Birisi sözü bitirmeden, başkası tepkiyle karşılık vererek onu susturmak, konuşturmamak. "Lakırdıyı ağzıma tıkayınca, gerçekten çok sinir oldum."
Lâkırdıyı Çevirmek:
Konuşmanın sakıncalı bir biçim aldığını anlayınca başka bir konuya yönelmek. "Suçunun ortaya çıkacağını hissettiği için, lâkırdıyı çevirmeye çalıştı."
Lâkırdıyı Ezip Büzmek:
Söylemesini beceremeyip aynı şeyleri tekrarlamak. "Lâkırdıyı ezip büzmeyi bırak, git ezberle de öyle gel."
Lakırtı Ağzından Dirhemle Çıkmak:
Çok az veya zorla konuşmak. "Onun da lakırtı ağzından dirhemle çıkıyor."
Lakırtı Ağzından Dökülmek:
İsteksiz konuşmak. "Solgun bir hali vardı, lakırtı ağzından dökülüyordu."
Lakırtı Çıkarmak:
Laf çıkarmak. "Bu şirkette, bu lakırtıları kim çıkarıyor, şaşıyorum vallahi!"
Lakırtı Etmek:
1- Konuşmak. "Gel seninle şu bankta, biraz lakırtı edelim." 2- Dedikodu konusu etmek. "Burada olanlar burada kalacak, lakırtı etmek yok."
Lakırtı Taşımak:
Aralarını açmak maksadıyla birinin bir kimse hakkında söylediği hoş olmayan sözlerini o kimseye ulaştırmak, söz getirip götürmek. "Lakırtı taşıyan o arkadaşından uzak duracaksın."
Lakırtı Yetiştirmek:
Bir söze karşılık vermekte gecikmemek. "Herkese lakırtı yetiştirmekten, kendi dersini yapamıyor."