Bir Deyim Öğrenelim!
Diline Kira İstemek:
Konuşmaya, söz söylemeye nazlanmak, ağzına kira istemek. "Şiirini okumak için, diline kira istiyor galiba."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Lakırtısı Ağzında Kalmak:
Konuşan kimsenin, bir başkasının söze başlaması veya ani bir olay sonucunda sözü yarım kalmak. "Zil çalınca, öğretmenin lakırtısı ağzında kaldı."
Lakırtısı mı Olur:
Konuşulan bir şeyin önemsizliğini veya yersizliğini anlatmak için söylenen bir söz. "Daha şimdiden o işin lakırtısı mı olur?"
Lakırtısını Etmek:
Hakkında konuşmak. "Bir daha mahallede, benim lakırtımı etmeni istemiyorum."
Lakırtıya Boğmak:
Gereksiz ve boş sözlerle konuşmayı uzatmak. "Programı lakırtıya boğmaya çalıştı, ama sunucu buna izin vermedi."
Lakırtıya Tutmak:
Konuşarak oyalamak. "Beni lakırtıya tuttun, ocakta yemeği unuttum."
Lakırtıyı Ağzına Tıkamak:
Birisi sözü bitirmeden, başkası tepkiyle karşılık vererek onu susturmak, konuşturmamak. "Lakırtıyı ağzıma tıkayınca, gerçekten çok sinir oldum."
Lakırtıyı Çevirmek:
Konuşmasının sakıncalı bir biçim aldığını fark edince söze başka bir yön vermek, başka konuya geçmek, lafı (sözü) çevirmek. "Hatasının ortaya çıkacağını anlayınca lakırtıyı çevirmeye çalıştı."
Lakırtıyı Ezip Büzmek:
Konuşmasını beceremeyip aynı şeyleri tekrarlamak. "Sen kitap okuyup, kelime öğrenmezsen, lakırtıyı ezip büzmeye devam edersin."
Lakırtıyı Kesmek:
Susmak. "Lakırtıyı kesin, anlatacaklarımı dinleyin."
Laklak Etmek:
Karşılıklı havadan sudan konuşmak. "Laklak edeceğinize derslerinize çalışın."
Lal Etmek:
Konuşamaz duruma sokmak, susturmak. "Profesör, araştırmacı gazeteci kimliğiyle gelen şahsı lal etti."
Lala Paşa Eğlendirmek:
İşini gücünü bırakıp nazik kişileri eğlendirmeye çalışmak, hoş vakit geçirmesini sağlamak. "Lala paşa eğlendirmekle geçti tüm günümüz."
Lamba Açmak:
Kapı, pencere kenarlarında genellikle dik açılı girinti açmak. "Bu odaya, üç lamba açmak gerekiyormuş."
Lambayı Açmak:
1- Işığı yakmak. "Oda karanlık olmaya başladı, lambayı açıver." 2- Lambanın fitilini yükseltip ışığını çoğaltmak. "Lambayı açıver, görmekte zorlanıyorum."
Lamı Cimi Yok:
“Hiçbir bahane, itiraz, mazeret, duraksama, karşı gelme yok” anlamında kullanılır. ”Lamı cimi yok, bu akşam bize geleceksiniz, tamam mı?”
Lapa Gibi:
Yumuşak, gevşek bir biçimde. "Lapa gibi bir tarlada yol alıyorduk."
Lapa Lapa:
Yassı ve iri taneler durumunda. (kar yağmak)
Lapa Vurmak:
Ağrıyı kesmek, iyileştirmek amacıyla lapa koymak. "Faydası olur mu bilemem, ama hiç lapa vurmayı denemedim."
Larp Diye:
Ansızın. "Larp diye kedi önüme çıkıverince, ödüm koptu."
Lastik Gibi:
1- Çevik. "Lastik gibi bir sporcu olduğu için, çok kıvrak hareket ediyordu." 2- Az pişmiş, sert et. "Lastik gibi et getirmişler, çağır garsonu."
Lastikli Söz:
Değişik mânâlara gelen söz. "Lastikli söz söyleyip kafa karıştırma, net konuş."
Latife Götürmek:
Şaka kaldırmak. "Moralim çok bozuk, hiç latife götürecek hâlim yok."
Lava Etmek:
1- Bir filikayı ilerletmek. "Lava etmek için iki kişi uğraşıyordu." 2- Birini çekiştirmek. "Siz arkadaşlarınızı lava etmeye utanmıyor musunuz?"
Layığını Bulmak:
1- Dengini, yaraşır eşini bulmak. "Layığını bulursa, evlenir diye düşünüyorum." 2- Hak ettiği cezayı bulmak. "Layığını bulmuş, güzel bir meydan dayağı yemiş."
Layık Görmek:
Yakıştırmak, uygun görmek. "Beni kendine layık görmüyormuş, çok üzüldüm."
Lazım Gelmek:
Gerekmek. "Bize lazım gelen, birbirimize sımsıkı kenetlenmektir."
Lazım Olmak:
Gerekmek. "Bize lazım olan, birbirimize sımsıkı kenetlenmektir."
Leb Demeden Leblebiyi Anlamak:
Daha sözün başında ne demek istediğini anlamak, anlayışlı ve kavrayışlı olmak. "Lep demeden leblebiyi anlayacak kişilerle çalışma istiyoruz.
Leblebiden Nem Kapmak:
En küçük bir olay veya davranıştan olumsuz etkilenmek. "Leblebiden nem kapar şimdi o, hiç gelmesin."
Leğen Başından Almak:
Hamarat diye seçerek almak. "Biz seni işe leğen başından aldık, şaşırtma bizi."
Lehinde Bulunmak:
1- İyiliğini söylemek. "Rahmetli babasının, sık sık lehinde bulunur." 2- Hakkında iyi söz söylemek, desteklemek. "Yanlış düşünüyorsun, daima senin lehinde bulunan biri."
Lehinde Söylemek:
1- İyiliğini söylemek. "Rahmetli babasının, sık sık lehinde söyler." 2- Hakkında iyi söz söylemek, desteklemek. "Yanlış düşünüyorsun, daima senin lehinde söz söyleyen biri."
Leke Getirmek:
Yüz kızartacak, onur kıracak durumla karşılaşmaya yol açmak. "Kendine leke getirecek davranışlardan sakın."
Leke Sıçratmak:
Bulandırmak. "Adamlar anlaşmış, leke sıçratmaya çalışma."
Leke Sürmek:
Suç yüklemek, birinin onurunu sarsacak biçimde iftirada bulunmak. ”Zorla kadıncağıza kara bir leke sürdüler, Allah`tan hiç korkmadılar.”
Leş Gibi:
1- Çok pis yer. "Turist bekliyorsunuz, ama leş gibi sahilleriniz var." 2- Rahatsız edici, ağır koku. "Bu oda, leş gibi sigara kokuyor. 3- Tembel veya çok yorgun. "Sabahtan beri ayakta çalışıyorum, yeminle leş gibi oldum."
Leş Gibi Sarhoş:
Körkütük sarhoş, çok sarhoş. "Leş gibi sarhoş olmuş, bir de araba kullanmaya çalışıyor."
Leş Gibi Serilmek:
Kollarını bacaklarını yayarak kımıldamadan yatmak. "Şu yerde leş gibi serilen kişiyi tanıyor musun?"
Leşini Çıkarmak:
Çok feci dövmek. ”Beş kişiydiler, adamın leşini çıkardılar.”
Leşini Sermek:
Öldürmek. ”Ben de onun leşini sermezsem…”
Levazım Sınıfı:
Silahlı kuvvetlerin, silah ve cephanenin dışında kalan yiyecek, giyecek vb. gereksinimlerini sağlayan asker sınıfı.
Leyleği Havada Görmek:
Çok sık yolculuk yapanlar, çok gezenler için şaka yollu söylenir. "Yine leyleği havada görmüşsün."
Leyleğin Attığı Yavru:
Yakınlarından ilgi görmeyen, çevresinin uzaklaştırdığı kimse. "Bu da ailenin ikinci çocuğu, leyleğin attığı yavru diyebiliriz."
Leyleğin Ömrü Laklakla Geçer:
Hiçbir iş yapmayan, boş gezen kişi tüm zamanını boş ve gereksiz konuşmalarla, çene çalarak geçirir.
Leyleğin Yuvadan Attığı Yavru:
Yakınlarından ilgi görmeyen, çevresinin uzaklaştırdığı kimse. "Bu da ailenin ikinci çocuğu, leyleğin yuvadan attığı yavru diyebiliriz."
Leyleğin Yuvadan Attığı Yavru Gibi Olmak:
Yakınlarından ilgi görmemek, daha önce ilgi gördüğü çevreden uzaklaştırılmak. "Bu da ailenin ikinci çocuğu, leyleğin yuvadan attığı yavru gibi diyebiliriz."
Leylek Gibi:
Zayıf ve uzun bacaklı. "Annenle doğru konuş, kırarım o leylek gibi bacaklarını!"
Lezzet Almak:
Hoşlanmak. "Yediğinde lezzet almadığın, şeyi bir daha yeme."
Lezzetini Çıkarmak:
Bir şeyin sağladığı güzelliklerden ya da imkânlardan istediği gibi yararlanmak. "Şu tatilin lezzetini çıkarmaya çalışacağım."
Ligden Düşmek:
Takımlar sonraki sezonda bir alt kümeye inmek, kümeden düşmek. "Ligden düşecek son takım da belli oldu."
Lige Çıkmak:
Takımlar sonraki sezonda bir üst kümeye yükselmek, kümeye çıkmak. "Hedeflerini bir üst lige çıkmak olarak açıkladı."
Lime Lime:
Parça parça.
Lime Lime Etmek:
Parçalamak.
Lime Lime Olmak:
Parçalanmak.
Limon Gibi:
Sarı, çok sarı. "Limon gibi bir mont almış."
Limon Kabuğu Gibi:
Küçük ve biçimsiz şapka. "Limon kabuğu gibi şeye bak, ne kadar pahalı."
Limon Sıkmak:
Olumsuz yönde etkileyecek bir söz veya davranışta bulunmak. "Sen de işimize limon sıkma lütfen."
Limonata Gibi:
Sıcak günlerde serin serin esen hafif rüzgâr. "Limonata gibi serinlik geldi, az rahatladım."
Limoni Hava:
Yağmur yağıp yağmayacağı belli olmayan kapalı hava. "Bu sabah da limoni bir hava var."
Limoni Olmak:
İnsani ilişkileri iyi olmamak, araları biraz bozuk olmak. "Senin yüzünden ailemle limoni olmaya başladım."
Limoni Tabiatlı:
Mızmız. "Ne limoni tabiatlı bir çocuk bu!"
Limoni Tabiatlı Adam:
Beklenmedik bir zamanda parlayıveren kimse.
Limonküfü:
1- Yeşile çalan mavi renk. "Bu duvarı da limonküfü boyayalım." 2- Bu renkte olan. "Limonküfü bir tişört aldım." Doğrusu limonküfü şeklindedir, deyim değil isimdir.
Linç Etmek:
Yargılamadan öldürmek. "Yakalanan hırsızı, linç etmeye kalkıştılar."
Lisan-ı Hal iİe Söylemek:
Tavır ve hareketleri ile de etkili olacak bir biçimde söylemek. Uygun bir lisanla anlatmak.
Lisana Gelmek:
Konuşmaz şeyler konuşmaya başlamak, dile gelmek, dillenmek. "Şu odalar lisana gelse de, neler yaşadığımızı tek tek anlatsa."
Liyakat Göstermek:
Başarmak. "Görevlerinde liyakat gösterdikleri için ödüllendirildiler."
Lodosa Çevirmek:
Hava soğukken lodosla ısınmak. "Hava lodosa çevirince biraz rahatladık."
Lodosa Dönmek:
Hava soğukken lodosla ısınmak. "Hava lodosa dönünce biraz rahatladık."
Lodosa Tutulmuş Gibi Bocalamak:
Ne yapacağını kestirememek. "Lodosa tutulmuş gibi bocalama, beş dakikaya kadar karar ver."
Lök Gibi:
Bütün heybetiyle, ağırlığıyla oturmak, çökmek. "Lök gibi geldin ayağımın üstüne, öteye git."
Lök Gibi Oturmak:
Bir yere bütün ağırlığıyla çökmek, oturup kalmak. ”Sedire lök gibi oturunca gacur gucur sesler duyuldu.”
Lokanta Vagonu:
Trenlerde lokanta vazifesini gören kısım.
Lokma Ağzında Büyümek:
Herhangi bir sebepten, acı ya da üzüntüden dolayı lokmasını yutamamak, yiyememek. ”Ağzında lokmalar büyümeye başladı, gözleri dolu dolu oldu.”
Lokma Çiğnemeden Yutulmaz:
Her işin az çok zahmeti olur anlamında.
Lokma Dökmek:
1- Lokma tatlısı yapmak. "Artık lokma dökme işi de kurumsallaşmış." "Lokma dökmek için malzeme almaya gittiler." 2- Konuk için yemek hazırlamak. "Bakalım bize ne lokmalar dökmüş teyzemiz."
Lokma Etmek:
Yemek yemek. "Ben lokma etmeden bir yere gidemem."
Lokma Gözlü:
Fırlak gözlü, patlak gözlü.
Lokman Hekimin Ye Dediği:
Tadı güzel olan şeyler için kullanılan bir söz. "Lokman Hekimin ye dediği tatlılar bu lokantada."
Lokması Ağzında Büyümek:
Herhangi bir sebepten, acı ya da üzüntüden dolayı lokmasını yutamamak, yiyememek. "Ağzında lokması büyümeye başladı, gözleri dolu dolu oldu."
Lokmasını Dökmek:
Bir ölünün anısına lokma tatlısı yapıp dağıtmak. "Babasının lokmasını dökmek için, bizde toplanacaklar."
Lokmasını Saymak:
Birinin ne kadar yediğine bakmak, çok yiyeceğinden korkmak.
Lokum Gibi:
1- Tatlı, güzel, yumuşak. "Kendi yağında hafif ateşte pişirdim, lokum gibi oldu." "Güveçte yapılmış, lokum gibi bir kuru fasulye istedi canım." 2- Çok güzel kadın. "Huyu da, kendi de lokum gibi maşallah."
Lort Gibi:
Rahat bir biçimde. "Abimler kafe köşelerinde lort gibi kasılsın, biz de bu sıcakta pişelim."
Lortlar Kamarası:
İngiliz parlamentosunun senato kısmı.
Lügat Paralamak:
Anlaşılmaz, süslü, parlak, ağdalı, konuşma dilinde geçmeyen kelimelerle konuşmak. ”Lügat paralamak hoşuna gitmeye başlamıştı.”
Lüks Hayat:
Fazla masraf gerektiren, oldukça gösterişli yaşayış.
Lüleci Çamuru:
Lüle yapılan özlü ve kızıl balçık.
Lülüye Gelmek:
Aldanmak. "Lülüye gelmiş, beş bin lirasını almışlar."
Lüpe Konmak:
Değerli bir şeyi bedavadan, emek sarf etmeden ele geçirmek. "Genç yaşta lüpe kondu, ev sahibi oldu.
Lütuf Göstermek:
İyilik etmek, kayırmak, yardım etmek.
Lüzum Görmemek:
Gerekli bulmamak, gerekli görmemek. "Lüzum görmediğim için sana haber vermedim."
Lüzum Yok:
Gerekli değil, ihtiyaç yok. "Senin yardımına lüzum yok."
Lüzumsuz Görmek:
Gereksiz bulmak. "Çoğu konuşmasını lüzumsuz görüyorum, dinlemek zaman kaybı."
Lüzumundan Fazla:
Gerekenden çok. "Bu ay lüzumundan fazla para harcamamaya çalış."
Maaş Bağlamak:
Her ay belirli bir para ödemek. "Temizlikçi kadını maaşa bağladık."
Maaşa Geçmek:
Aylığa geçmek, çalıştığı yerden ücret almaya başlamak. ”Maaşa geçtiği günün ertesinde onu işten çıkardılar.”
Maç Almak:
Karşılaşmayı kazanarak galip gelmek. "Bu takıma karşı maç almak kolay değil."
Maç Satmak:
Karşılaşma sonucunu belirlemek amacıyla meşru olmayan yollardan veya para karşılığı anlaşmaya varmak. "Bir oyuncunun yapabileceği en alçakça hareket, maç satmaktır."
Maç Yapmak:
İki takım veya iki kişi kazanmak amacıyla aralarında karşılaşma yapmak. "Sizin sınıfla futbol maçı yapmak istiyoruz."