D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Ense Kulak Yerinde Olmak:

1- İri yarı olmak. 2- Kelli felli olmak.

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Masal Gibi:  

Olmayacak biçimde. "Masal gibi bir düğün hayal ediyor."

Masal Okumak:  

İnandırıcı olmayan, oyalayıcı ve avutucu sözler söylemek. ”Bana masal okuma, olayın gerçek yüzünü anlat.”

Maşalık Etmek:  

Başkalarının çıkarı, isteği ve amaçları doğrultusunda çalışmak. "Dürüstçe itiraf et, burada kime maşalık ediyorsun?"

Maşallahı Var:  

Bir şey ya da kimsenin iyi durumda olduğunu anlatmak için kullanılır. ”Adamın maşallahı var, hiçbir yoksulu geri çevirmedi.”

Maşası Olmak:  

Sakıncalı bir işte, biri tarafından araç olarak kullanılmak. ”İşverense işveren, onun maşası olamam ben!”

Masaya Oturmak:  

Bir anlaşmazlığı çözümlemek üzere bir araya gelmek, toplanmak. "Bizimle masaya oturmak için yarın bir heyet gelecek."

Masaya Yatırmak:  

Bir konuyu, olayı enine boyuna araştırmak. "Bu konuyu en yakın zamanda, masaya yatırmak lazım."

Maskara etmek:  

1- Bir kimseyi veya şeyi gülünç ve şerefsiz duruma düşürmek. "Beni, on bir yaşında çocuğun önünde maskara etti." "Dünkü çoluk çocuğa maskara etti bizi." "Şu yaştan sonra kendini ele güne maskara etti" 2- Bir şeyi bozmak, berbat etmek. "Çocuklar bu bisikleti maskara etmiş." "Güzelim pastayı maskara ettiniz."

Maskara Olmak:  

Gülünç hâllere düşmek, alay konusu olmak. ”Kim düşmanının maskarası olmak ister?”

Maskarası Olmak:  

Birinin ya da birilerinin eğlencesi olmak. "Akşam akşam çocukların maskarası olduk."

Maskarasını Çıkarmak:  

Birini rezil etmek, küçük düşürerek gülünç duruma sokmak. "Sınıfta öğrencisinin maskarasını çıkarması, bir öğretmene yakışmaz." , "AVM içinde arkadaşının maskarasını çıkarmaya çalıştı."

Maskaraya Almak:  

Bir kimseyle eğlenmek, alay etmek. "Beni maskaraya almaya çalışıyorlardı."

Maskaraya Çevirmek:  

Gülünç bir duruma sokmak. "Makyaj diye kendini maskaraya çevirmiş, bir de fotoğraf paylaşıyor."

Maskeli Balo:  

Yüze maske takılarak gidilen balo.

Maskesi Düşmek:  

Gerçek yüzü, kimliği, niteliği ortaya çıkmak. ”Nihayet maskesi düştü, herkes onun ne mal olduğunu anlayacak.”

Maskesini Atmak:  

Amaçlarını gizlemesini bilen bir kimse, bu tutumunu bırakarak gerçek kişiliğini ve amaçlarını açığa vurmak. "Maskesini atıp, hepimizi açık açık tehdit etti."

Maskesini Düşürmek:  

Gizli amaçlarını, gerçek kişiliğini ortaya çıkarmak. "Yakında ben onun maskesini düşüreceğim, az sabır."

Maskesini Kaldırmak:  

Gizli amaçlarını, gerçek kişiliğini ortaya çıkarmak. "Yakında ben onun maskesini kaldıracağım, az sabır."

Maskeyi Atmak:  

Gerçek kimliği ortaya çıkarmak, sergilemek.

Masraf Etmek:  

Para harcamak. "Bir düğün için, bu kadar masraf etmek doğru mu?"

Masraf Görmek:  

Alışveriş veya ödeme işlerini yapmak. "Eşiyle beraber, haftalık masraf görmeye gittiler."

Masraf Kapısı Açmak:  

Para harcamayı gerektiren bir işe girişmek. "Durup dururken kendimize masraf kapısı açtık."

Masrafa Girmek:  

Çok para harcamak. ”Evi yaptılar ama çok da masrafa girdiler.”

Masrafı Çekmek:  

Bir iş için gereken parayı ödemek, gideri karşılamak. ”Yarınki gezide bütün masrafları Ahmet çekecekmiş.”

Masraftan Çıkmak:  

Umulmadık bir anda para harcamak zorunda kalmak. "Masraftan çıkacağımızı bilseydim, seninle alışverişe çıkmazdım."

Mastor Olmak:  

Esrar içerek kendinden geçmek. "Mastor olmuş gencecik insanlar, hep içimi acıtmıştır."

Mat Etmek:  

1- Satranç oyununda yenmek. 2- Bir tartışmada, karşı tarafı söz söyleyemeyecek duruma getirmek. ”İleri sürdüğü kanıtlar ile karşısındakileri kısa zamanda mat etti.”

Mat Olmak:  

1- Satranç oyununda yenilmek. "Bu kez sana mat olmak istemiyorum." 2- Bir tartışma sonunda veya benzeri bir durumda yenik düşmek. "Münazarada maalesef bizim grup mat oldu."

Matem Tutmak:  

1- Büyük bir acı ve üzüntü içinde olduğunu davranışlarıyla belli etmek. "Eşinin ardından uzun zamandır matem tutuyor." 2- Çok üzülmek, yasa bürünmek, matem tutmak. "Tüm ülke şehitler için matem tuttu."

Matiz Olmak:  

Sarhoşluktan sızacak duruma gelmek. "Şu sahilde kafayı çekenler matiz oluyor gibi."

Matrağa Almak:  

Alaya almak, eğlenmek. "Mağlubiyetten sonra, takım oyuncularını matrağa almışlar, onlarla eğleniyorlardı."

Matrak Geçmek:  

Alay etmek, karşısındakiyle eğlenmek, dalga geçmek. ”İnsanlarla matrak geçmeye bayılıyorsun.”

Maval Okumak:  

Tutarlı, inandırıcı olmayan, yalan sözler söylemek. ”Kes sesini, maval okumandan bıktım artık!”

Mavi Boncuk Dağıtmak:  

Birden fazla kişiye sevgi göstermek ve söz konusu kişileri, bu sevginin yalnız kendisine verildiğine inandırmak. "Onun da mavi boncuk dağıtmadığı kimse kalmamış."

Mavi Boncuk Kimde:  

Zaman zaman değişik kişilere daha çok sevgi gösteren kimsenin "Şimdi en çok sevdiği kim?" anlamında söyleriz. "Mavi boncuk kimde? Onda."

Mavra Atmak:  

1- Gevezelik etmek. "Mavra atmayı bırak da, soruyu çöz." 2- Palavra atmak. "Çok mavra atma, gördük nasıl oynadığını."

Mavra Sıkmak:  

1- Gevezelik etmek. "Mavra sıkmayı bırak da, soruyu çöz." 2- Palavra atmak. "Çok mavra sıkma, gördük nasıl oynadığını."

Maya Çalmak:  

Mayalanmayı sağlamak. "Annem maya çalmak için, biraz yoğurt mayası istedi."

Mayası Bozuk:  

Karaktersiz, kötü yaradılışlı, aşağılık (kişi). ”Şu mayası bozuk adamın çenesini kapayın, sesini duymak istemiyorum.”

Mayasında Olmak:  

İçinde olmak. "Bu çocuğun mayasında var, bugün yine dersten kaçmış."

Maydanoz Olmak:  

Olur olmaz her işe karışmak. "Bana maydanoz olma, git içerileri temizle."

Mayın Dökmek:  

Denize mayın bırakmak, denizi mayınlamak. "Düşman gemilerini engellemek için mayın dökmek, akıllıca bir yol."

Mayın Döşemek:  

Denize mayın bırakmak, denizi mayınlamak. "Düşman gemilerini engellemek için mayın döşemek, akıllıca bir yol."

Mayın Tarlası:  

Toprağa gizlenmiş, dokunuldukça patlayan bombaların çokça bulunduğu alan.

Maymun Gibi:  

1- Tuhaf, gülünç hareketler yapan. "O maymun gibi arkadaşını görünce güleceğim geliyor" 2- Taklitçi. "O çocuk maymun gibi, herkesin taklidini yapıyor."

Maymun Gözünü Açtı:  

Geçen bir olaydan ders alındığını anlatan bir söz. "Maymun gözünü açtı, bundan sonra benden zor para kopartırsın."

Maymun İştahlı:  

Kararsız, hevesi çabuk geçen; bugün şunu yarın ötekini beğenen. ”Maymun iştahlılığı yüzünden başına olmadık işler geldi.”

Maymun Saltası:  

Kısa, dar ve biçimsiz giyim.

Maymun Suratlı:  

Çirkin, kötü görünüşlü. "Sevdiğim çocuğun yanında ki maymun suratlı kızı nasıl uzak tutabilirim?"

Maymuna Benzetmek:  

Gülünç ve çirkin duruma sokmak. "Kadına bir makyaj yapmışlar, resmen maymuna benzetmişler."

Maymuna Çevirmek:  

Gülünç ve çirkin duruma sokmak. "Kadına bir makyaj yapmışlar, resmen maymuna çevirmişler."

Maymuna Döndürmek:  

Gülünç ve çirkin duruma sokmak. "Kadına bir makyaj yapmışlar, resmen maymuna döndürmüşler."

Maymuna Dönmek:  

1- Çirkin ve gülünç duruma girmek. "Öğretmen, bugün o yaramaz çocuğu maymuna döndürdü." 2- Uslanmak. "Baka artık maymuna döndü, hiç sesi çıkmıyor."

Mayna Etmek:  

1- Herhangi bir şeyi halat ve palanga aracılığıyla denize veya yere indirmek "Yeni yatları sahile mayna ettiler." 2- Fırtına yatışmak. "Mayna etmeden yola çıkmamız akıllıca olmaz."

Maytaba Almak:  

Biriyle alay etmek, eğlenmek. "Evin en küçüğü olduğundan, herkes onu maytaba alırdı."

Maytap Geçmek:  

Biriyle alay etmek. "Benimle maytap geçmeyi bırak, sinir oluyorum artık."

Mazide Kalmak:  

Geçmişte kalmak, artık yaşanmamak. "Umarım bu sıkıntılı günler mazide kalır."

Maziye Karışmak:  

Geçmişte kalmak, artık yaşanmamak. "O gaz lambaları maziye karıştı."

Mazur Görmek:  

Kusura bakmamak, hoş görmek, bağışlamak, affetmek. "Beni mazur görün, sağlık problemlerim nedeniyle sizinle gelemeyeceğim."

Mazur Olmak:  

Mazeretli olmak, bahanesi bulunmak. "Mazur olduğu için bugün gelemeyecekmiş."

Mecal Kalmamak:  

Güç kalmamak, güçsüzleşmek. "Bende top oynamaya mecal kalmadı, bırakalım artık."

Mecali Kalmamak:  

Güç kalmamak, güçsüzleşmek. "Top oynamaya mecalim kalmadı, bırakalım artık."

Mecali Olmamak:  

Güç kalmamak, güçsüzleşmek. "Top oynamaya mecalim yok, bırakalım artık."

Mecalsiz Düşmek:  

Güçsüzleşmek, takati kalmamak. "Yaşlı kadın, merdivenleri çıkarken mecalsiz düşüyordu."

Mecbur Kalmak:  

Herhangi bir şeyi yapmak zorunda bulunmak. "Beni tehdit etti, gelmeye mecbur kaldım."

Mecbur Olmak:  

Herhangi bir şeyi yapmak zorunda bulunmak. "Beni tehdit etti, gelmeye mecbur oldum."

Mecbur Tutmak:  

Zorlamak, yükümlü saymak, mecbur etmek. "Törene katılmayı mecbur tutmadılar."

Meçhul Asker:  

Adları bilinmeyen şehitler.

Meclis Kurmak:  

Birkaç kişi konuşmak veya eğlenmek için toplanmak. "Bu akşam bizde meclis kuruyoruz, sen de gel."

Mecnun Gibi Gezmek:  

Gönlü sevda dolu olarak dolaşmak, gezmek.

Mecrası Değişmek:  

Bir iş, bir olay için gidişi, yönü, doğrultusu değişmek. "Sen gelince, işlerin mecrası değişmeye başladı."

Mecrasında Gitmek:  

Bir iş kurallarına uygun bir biçimde yürümek. "Sabırsızlık etmeyin, her şey mecrasında gidiyor, yakında sonuçlanır."

Medar Olmak:  

Yardımı, yararı dokunmak. "Hepimiz, sana medar olmak için buradayız."

Medeni İhtiyaç:  

Medeniyetin gerektirdiği ihtiyaçlar.

Medeniyetler Beşiği:  

Farklı uygarlık ve medeniyetlerin doğup geliştiği yer. "Medeniyetler beşiği bir ülkede olduğumuzu hatırladım."

Medet Beklemek:  

Yardım beklemek. "Senin gibi yalancıdan, medet bekleyende kabahat."

Medet Ummak:  

Yardım beklemek. "Senin gibi yalancıdan medet umanda kabahat."

Medine Fukarası Gibi Dizilmek:  

Bir iş yaptırmak için sıra sıra dizilip uzun zaman beklemek.

Medreseye Düşmek:  

Alay içinden çıkılmaz boş tartışmaların konusu olmak. "Bu iş medreseye düştü yine, dillerinden kurtulamayacağız."

Mehil Vermek:  

Süre tanımak. "Ödevlerinizi teslim etmeniz için, iki hafa mehil veriyorum."

Mehtaba Çıkmak:  

Ay ışığında gezip dolaşmak. "Bu gece, seninle mehtaba çıkmak istiyorum."

Mekân Tutmak:  

Bir yere yerleşmek. "Mahallenin gençleri, çocuk parkını mekan tutmuşlar."

Mekik Atmak:  

1- Mekiği arışlar arasından hızla geçirmek. "İyice usta oldu, çok hızlı mekik atıyor." Arış: Dokumacılıkta atkıların geçirildiği uzunlamasına ipler. 2- Hiçbir yerde duramayıp iki yer arasında gidip gelmek. "Bir saattir, kapı önünde mekik atmaktan yorulmadın mı?"

Mekik Dokumak:  

İki yer arasında durmadan gidip gelmek. ”Mağaza ile ev arasında tam elli beş yıl mekik dokumuştu rahmetli.”

Mekik Gibi:  

Sürekli gidip gelen. "Belediye otobüsü, mahalle ile merkez arasında mekik gibi çalışıyor."

Mektebi Asmak:  

Derslere girmemek için keyfî olarak okula gitmemek, okulu asmak. "Mektebi asmak için güzel bir gün."

Mektep Görmemiş:  

1- Okula gitmemiş. "Mektep görmemiş bir amca vardı, sık sık elindeki kağıtlarda yazanları sorardı." 2- Kaba, saygısız. "Kusuruna bakma dayımın, biraz mektep görmemiş işte."

Mektep Medrese Görmüş:  

Okumuş, öğrenim görmüş. "Mektep medrese görmüş adamsın, sana danışayım dedim."

Mektubu Dışından Okumak:  

Bir kimsenin içinden geçeni yüz çizgilerinden anlamak. "Mektubun dışından okunuyor, yine neye üzüldün bu kadar?"

Mektup Atmak:  

Mektubu postaya vermek. "Teknolojik gelişmeler, mektup atmak gibi bir eylemi de yok ediyor."

Melek Gibi:  

1- Sessiz, sakin. "Benim annem melek gibidir de, babam biraz sinirli." 2- Güzel. "Melek gibi bir kızın var, Allah bağışlasın."

Melul Mahzun:  

Çok üzgün, sıkıntılı, ağlamaklı bir biçimde. "İki gündür melul mahzun geziyorsun."

Meme Vermek:  

Emzirmek. "Bu çocuk çok ağlıyor, meme ver bakalım, belki susar."

Meme Yapmak:  

Motorlu araçlarda platin elektrik akımını geçirmeyecek ölçüde oksitlenmek, işlevini yapmaz olmak. "Ustaya gösterdim, araba meme yapmış dedi."

Memede Olmak:  

Henüz meme ile beslenmek. "Henüz memede olan bir çocuğu, neden annesinden ayırmaya çalışıyorsun?"

Memeden Kesmek:  

Artık emzirmemek. "Bu yaz, memeden kesmeyi düşünüyorum."

Memnun Etmek:  

1- Bir kimseyi sevindirmek, ona kıvanç vermek "Senin memnun etmek için her istediğini alıyoruz." 2- Yüklüce para veya bol bahşiş vermek. "Garsonları da memnun etmek lazım diye düşünüyorum."

Memnun Olmak:  

Sevinmek, sevinç duymak, kıvanmak. "Sizinle tanıştığıma memnun oldum."

Mendil Açmak:  

Dilenmek. "Her mendil açana para verirsen, insanları dilenciliğe teşvik etmiş olursun."

Mendil Atmak:  

Herhangi bir duyguyu, gizli bir mesajı haberleşilen insana çeşitli anlamları olan renkli mendille bildirmek. "Eski zamanlarda, sevdiğine mendil atmak gibi bir gelenek vardı."

WhatsApp