D E N E M E    


Osmanlıca Bir Kelime Öğrenelim!

ma'rûf-i cihan:

cihanın bildiği, dünyâca tanınan

SON EKLENEN OSMANLICA KELİMELER



*züyût-i tayyâr

*züyût

*züyûl

SON ARANAN OSMANLICA KELİMELER



*Dişilik

*Dişil

*Penis

OSMANLICA KELİME ARAMA


Sende Yolla Hata Bildir!



OSMANLICA SÖZLÜK




adem-i kabûl:  

kabul etmeme.

adem-i kifâyet:  

yetmezlik.

adem-i levn:  

(biy) akçınlık. (fr) albinisme.

adem-i lüzûm:  

gereksizlik.

adem-i merkeziyyet:  

bir merkezden değil her teşekkülün kendi kendini idare etmesi.

adem-i mes'ûliyyet:  

mes'uliyyetsizlik, sorumsuzluk.

adem-i mevcûdiyyet:  

yokluk.

adem-i mutâbakat:  

uymazlık, uyuşmazlık.

adem-i muvâfakat:  

razı olmayış.

adem-i muvaffakiyyet:  

muvaffakıyyetsizlik, başarısızlık.

Adem-i mübâlât:  

dikkatsizlik, aldınş etmeme. 3. dikkat ve düşünce ile kaygılanma.

adem-i müdâhale:  

karışmamazlık.

adem-i müsâade:  

müsâadesizlik, izinsizlik darlık.

adem-i müsâvât:  

eşitsizlik.

adem-i nezâfet:  

pislik, kirlilik.

adem-i riâyet:  

riayetsizlik, saygısızlık.

adem-i salâhiyyet:  

yetkisizlik.

adem-i sebât:  

sebat etmeyiş, çabuk bıkıp usanma, direnmezlik.

adem-i ta'kip:  

(huk) kovuşturmazlık.

adem-i tâbiiyyet:  

(sosy) bağımsızlık.

Adem-i takayyud:  

kayıtsızlık, üzerine iş edinmeme.

adem-i te'diye:  

ödememe.

adem-i tecâvüz:  

saldırmazlık.

Adem-i temyîz-i levn:  

hek. renkkörlüğü.

adem-i temyîz-ül-elvân:  

(astr) renk indisi. (fr) indice de couleur.

adem-i tenâzur:  

(kim) bakışımsızlık, simetrisizlik.

Adem-i teslîhât:  

silâhsızlandırma.

adem-i teslîm:  

(eko) bir evrakın, bir vesikanın verilmesi icâbeden kimseye veya yere verilmemiş olması.

adem-imtizâc:  

birleşmezlik, geçimsizlik, geçinemezlik, bağdaşmazlık.

âdem-küş:  

(a.f.b.s.) adam öldüren.

âdem-pîrâ:  

(a.f.b.s.) olgun, bilgili adam.

âdemân:  

(a.i. âdem'in c.) âdemler, adamlar.

âdemî:  

(a.f.s.c. âdemiyân) âdemoğlu.

ademî, ademiyye:  

(a.s.) ademle, yoklukla ilgisi olan, ölüm hakkında.

âdemiyân:  

(a.f.i. âdemî'nin c.) âdemoğulları, insanlar, adamlar.

âdemiyâne:  

(a.f.zf.) adamca, erkekçe, cesurca.

âdemiyyet:  

(a.i.) 1- adamlık, insanlık. 2- adamlık, namuslu adama yakışır hal.

Ademü’l-leben:  

sütsüzlük.

âder:  

(a.s.) kasığı çıkık [adam].

âder:  

(f.i.) ateş. (bkz:: âzer)

ades:  

(a.i.c. a'dâs) mercimek. [hububattan]

adese:  

(a.i.c. adesât) 1- mercimek. 2- mercek. 3- dürbün.

adese-i ayniyye:  

(fiz) gözleme merceği. Gözlük vesaire yapmaya yarayan mercimek biçimindeki cam. (fr) oculaire.

adese-i mer'iyye:  

(fiz) nesne, cisim merceği. (fr) objectif.

adese-i mütekarib:  

(fiz) yakınsak mercek. (fr) lentille convergente.

adesî:  

(a.s.) ades'e, mercimeğe benzeyen nesne.

âdet:  

(a.i.c. âdât) görenek, usul, tabiat, alışkanlık.

âdet-i ağnâm:  

koyun ve keçiden alınan resim.

âdet-i gulâmiyye:  

işlerin görülmesi için kullanılan adamların masrafları karşılığı olarak alınan resim.

âdet-ullâh:  

tanrı töresi.

âdetâ:  

(a.zf.) bayağı, basbayağı, enikonu.

âdeten:  

(a.zf.) âdet olarak, görenek suretiyle.

adevân, adv:  

(a.i.) hızla koşma.

adgâs:  

(a.i. dags'ın c.) rüya teşevvüşâtı, karışıklıkları.

adgâs ü ahlâm:  

karışık rüyalar tarzında kullanılır.

adhâ:  

(a.i.c.) kurbanlar.

adham:  

(a.s.) iri yapılı [adam].

âdî:  

(a.s.) 1- bayağı, aşağı, değersiz. 2- âdet olan.

Adî (mutlak) muvazaa:  

huk. taraflar hiç bir işlem yapmadıkları halde üçüncü kişilere karşı işlem yapmış gibi görünmeleri.

adîd:  

(a.i.) 1-bir ısırımlık şey, lokma. (bkz:: adûd) 2- ısırma. 3- arkadaş. 4- hasım.

adîd, adîde:  

(a.s.) çok, bir çok.

âdil:  

(a.s. adl'den) 1- doğruluk gösteren. 2- doğru. (bkz:: dâd-güster) 3- (i.) erkek adı.

adîl:  

(a.s. adl'den) eşit, eş, müsâvi.

âdil-âne:  

(a.f.zf.) adaletliye yakışır bir şekilde, doğrulukla.

Âdil-şâhî:  

(g.s.) güzel sanatlarda kullanılan bir kâğıt cinsi. tezhib, hatt, minyatür v.b. için]

âdile:  

(a.s. adl'den) 1- doğruluk gösteren. 2- doğru. (bkz:: dâd-güster) 3- (i.) kadın adı.

âdilî:  

(a.f.i.) adalet, doğruluk.

adîm:  

(a.s. adem'den) yok olan.

adîm ü heder (eylemek):  

yok etmek, ziyan etmek.

adîm-ül-imkân:  

imkânsız, olamaz.

Adîm-ül-vuku':  

hiç olmayan, olması imkânsız.

adîm-ün-nazîr:  

(a.b.s.) eşi olmayan, eşsiz.

adîmet-ül-cenâh:  

(zool) Yeni Zelanda'da yaşamakta olan bir kuş, apteriks.

adîmet-ül-ercül:  

(zool) ayaksızlar. (fr) apodes.

adîmet-üt-tüveyc:  

(bot) taçsızlar. (fr) apetales.

Adîmetü’l-kurûn:  

zool. deve gibi boynuzu oymayan çatal tırnaklı hayvanlar.

Adîmetü’l-leben:  

sütü kesik kadın.

Adîmü'l-misâl:  

eşi, örneği, benzeri olmayan

âdîne:  

(a.i.) cuma günü.

âdîş:  

(f.i.) ateş.

âdiyât:  

(a.i. âdiyye'nin c.) her zaman olagelen, alışılmış şeyler.

âdiyât-ı umûr:  

günlük, ufak tefek, değersiz işler.

âdiyen:  

1- bayağı, basbayağı. 2- Her zamanki gibi.

âdiyye:  

(a.s.) i'tiyâd edilmiş, alışılmış.

âdiyyet:  

(a.i.) adîlik, aşağılık, bayağılık.

adl:  

(a.i.) doğruluk. (bkz:: adâlet, dâd) NOT: Esmâ-i Hüsnâ (Allah'ın en güzel, en şerefli isimlerinden)

Adl-penâh:  

(a.f.b.i.) adaletin barındığı yer, adalete sığınan kimse.

adlâ:  

(a.i. dıl'ın c.) 1- kaburgalar. 2- (mat) geometrik şekillerin kenarları.

adlî:  

(a.s.) 1- adalete mensub, adaletle ilgili.

Adlî:  

(a.i.) Sultan II. Bayezid'in şiirdeki mahlası.

adliyye:  

(a.i.) mahkeme yargılama işleriyle uğraşan daire.

adn:  

(a.i.) 1- ikamet-gâh. 2- cennet. (bkz:: firdevs)

âdrahş:  

(f.i.) 1- şimşek. 2- yıldırım. 3- gök Gürültüsü. (bkz:: azrahş)

adrâs:  

(a.i. dırs'ın c.) dişler, bilhassa (bkz::bi-l-hâssa) arka dişler.

âdreng:  

(f.i.) mihnet, sıkıntı, keder.

adû:  

(a.i.c. a'dâ) düşman. (bkz:: adüvv)

adud:  

(a.i.c. a'dâd) 1- kol, pazu. 2- (s) yardımcı, arka.

adûd:  

(a.i.) 1- ısırımlık, bir lokma. (bkz:: adîd) 2- (s.) acıklı, ızdırap (bkz::ıztırâp) verici [hal]. 3- (s.) zâlim.

adud-ud-devle:  

devlet adamlarından bâzılarının lâkabı.

adudî, adudiyye:  

(a.s.) kol, pazu kemiği ile ilgili.

WhatsApp