Osmanlıca Bir Kelime Öğrenelim!
bâver:
(f.i.) 1- Tasdik, inanma. 2- (s) Sağlam, pek doğru.
OSMANLICA KELİME ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!OSMANLICA SÖZLÜK
abrâş:
(a.s.) 1- alacalı, benekli [at]. 2- beyaz ve kırmızı alaca renk. 3- vücudunda sam lekesi bulunan [adam].
âbû:
(f.i.) nilüfer çiçeği.
abûs-ül vech:
suratı asık, asık suratlı.
âc:
(a.i.) fildişi, bağa.
âc-üs-sinn:
(a.b.i.) (biy) fildişi. (fr) ivoire.
acâfet:
(a.i.) zayıflık, çelimsizlik.
acâib-i seb'a-i âlem:
dünyanın 7 acibesi: 1- Mısır piramitleri. 2- Bâbil'de Semiramis'in asma bahçeleri. 3- Zeus'un heykeli. 4- Rodos heykeli. 5- Efes'te Artemis-Diana ma'bedi. 6- Bodrum' (Halikarnas)'da Mosoleus'un türbesi. 7- İskenderiye deniz feneri.
Acâib-ül-Mahlûkat:
(yaratıkların acayipliği) XV. yüzyıl münşilerinden Yazıcıoğlu Ahmet Bîcan'ın Arapçadan tercüme ettiği, yer, gök ve denizlerdeki garabetlerden bahseden eseri.
acâibât:
(a.i.) (acîbe'nin c.) 1- acayip (bkz:: acaib) şeyler. 2- normale aykırı gelen, yadırganan mahlûkları inceleyen ilim. 3- normale aykırı yaratılmış mahlûklar.
acâle:
(a.i.) [aslı icâle'dir] (bkz:: icâle)
acâlet:
(a.i.) [aslı icâlet'dir] (bkz:: icâlet)
acâleten:
(a.zf.) [aslı icâleten'dir] (bkz:: icâleten)
âcâm:
(a.i. (bkz:: ecme)'nin c.) meşelik, kamışlık, ağaçlıklar.
âcân:
(f.i.) polis.
âcâr:
(a.i. ecr'in c.) kiralar, mükâfatlar.
acc:
(a.i.) bağırma, na're
aceleten:
(a.zf.) çarçabuk. (bkz:: ale-l-acele)
acem:
(a.i.) harflere nokta koyma.
acem-âne:
(a.f.zf.) acemlere yakışırcasına.
acem-aşîrân (makamı):
(a.f.b.i.) (müz.) Türk musikisinde kullanılan şed makamlardan (bkz:: şedd makamı) biri. Bu makam çargah makamının acem-aşîrân perdesi üzerine nakledilmiş şeklidir. Dominantı çargah, tonikası Acem-aşîrân perdeleridir.
acem-aşîrân (perdesi):
(a.f.t.b.i.) (müz.) aralıkları birbirine müsavi olmayan 24 dereceli Türk musikisi ses dizisinin kaba çârgâhdan başlamak üzere dördüncü perdesinin adı.
acem-istân:
(a.f.b.i.) İran ülkesi.
acem-kürdî:
(a.f.b.i.) (müz) Türk musikisinde kullanılan mürekkeb bir makamdır. Acem makamını teşkil eden acem-aşîrân ve uşşak makamları dizilerinin pest tarafına bir kürdi dörtlüsünün katılmasıyla terkib edilmiştir. Makamın melodik seyrinde önce Acem makamının, sonra da kürdî dörtlüsüyle kürdî makamının özelliklerini gösterir.
acem-perestî:
(a.f.b.i.) 1- İran sanat ve edebiyatına karşı düşkünlük ve bu sanat ve edebiyat taraftarlığı. 2- İran taklitçiliği.
acem-pûselik:
(a.f.b.i.) (müz) tahminen iki asırlık bir mürekkeb makamdır. Acem mürekkebine, bir pûselik beşlisi ilâvesinden doğmuştur. Bütün pûselikli mürekkep makamlar gibi lâ-dügâh perdesinde durur; pûselik beşlisini inici bir şekilde icra ederek karar verir. Acemde olduğu gibi burada da güçlü perdesi bilhassa re-nevâdır. Donanıma acem gibi bir si için bir koma bemolü konulur; icab ederse nota içinde acem'deki gibi si bekar ve si küçük mücenneb bemolü, pûselik için ise, sadece si bekar ilave olunur.
acem-rast:
(a.f.b.i.) (müz) adına Kırşehirli Yusuf'un edvarında (XV. yy.) rastlanan makam.
acem-zirkeşîde:
(a.f.b.i.) (müz) adına Kırşehirli Yusuf'un edvarında (XV. yy.) rastlanan makam.
acemiyân:
(a.f.b.s. acemî'nin c.) 1- tecrübesizler, toylar. 2- İranlılar.
Âcer:
(a.h.i.) İsmail Peygamber'in anası. (bkz:: Hâcer)
aceze:
(a.f. âciz'in c.) düşkünler, güçsüzler, beceriksizler, zayıflar.
âcî:
(a.s.) 1- fildişinden yapılmış, fildişine ait. 2- fildişi satıcısı, işçisi.
acîbe:
(a.i.) Şaşılacak şey.
âcilen:
(a.zf. acele'den) tezelden, gecikmeden. (bkz:: müsta'celen)
âcin:
(a.s.) rengi ve tadı değişmiş, bozulmuş pis su.
âcir:
(a.s. ecr'den) elindekini bir başkasına kiralayan.
âcîş:
(f.i.) üşüme.
aciz:
(a.i.) (bkz:: acz)
âciz-âne:
(a.f.zf.) beceriksizcesine, alçak gönüllülükle.
âcizân:
(a.s. âciz'in c.) âcizler.
âcizî:
(a.f.i.) 1- kabiliyetsizlik, beceriksizlik. 2- alçakgönüllülük.
âciziyyet:
(a.i.) 1- beceriksizlik, kabiliyetsizlik. 2- fakirlik, tevazu.
acmiyy:
(a.s.) akıllı, anlayışlı, ince fikirli.
acn:
(a.i.) yoğurma.
acûl:
(a.s.) aceleci, içi dar.
acûl-âne:
(a.f.zf.) acele edene yakışır surette.
âcül:
(f.i.) geğirme.
âcürî:
(a.i.) tuğlacı, kiremitçi.
acz:
(a.i.) 1- beceriksizlik. 2 (ed) düz yazıda bir fıkranın son cümlesi. 3. manzumede beytin ikinci dizesinin son yarısı.[zıddı sadr].
âçâr:
(f.s.) 1- katılmış, karıştırılmış, birleştirilmiş [turşu, tarator, salata ve benzerleri gibi şeyler]. 2- inişli yokuşlu, düz olmayan [yer]. Gencîne-i güftâr (bkz:: Ferheng-i Ziya) adlı Farsça-Türkçe lügatta kelimenin Türkçe olduğu bildirilmektedir.
âd:
(a.h.i.) çok eskiden Yemen taraflarında bulunan ve Hud Peygamber tarafından îmâna getirilemediği için Allah tarafından yok edildiğine inanılan bir kavmin adı.
âd:
(a.i.c.) âdetler.
âdâb:
(a.i. edep'in c.) 1- terbiyeler, utanmalar. 2- usuller, yollar, kaideler.
âdâb-ı asr:
zamanın usulleri.
Âdâb-ı milliyye:
millete uygun olan edeb ve terbiyeler
âdâb-ı mutâvaat:
itaat usulleri.
âdâb-ı münâzara:
konuşma kaideleri.