D E N E M E    


Osmanlıca Bir Kelime Öğrenelim!

bâver:

(f.i.) 1- Tasdik, inanma. 2- (s) Sağlam, pek doğru.

SON EKLENEN OSMANLICA KELİMELER



*züyût-i tayyâr

*züyût

*züyûl

SON ARANAN OSMANLICA KELİMELER



*Dişilik

*Dişil

*Penis

OSMANLICA KELİME ARAMA


Sende Yolla Hata Bildir!



OSMANLICA SÖZLÜK




abrâş:  

(a.s.) 1- alacalı, benekli [at]. 2- beyaz ve kırmızı alaca renk. 3- vücudunda sam lekesi bulunan [adam].

abre:  

(a.i.c. aberât) gözyaşı. (bkz:: âb-zîh, dem)

âbrûd:  

(f.b.i.) sümbül, nilüfer.

absâl, âbsâlân:  

(f.i.) bahçe, park, koru. (bkz:: bâğ-çe)

abt:  

(a.i.) 1- yalan. 2- şüphe uyandırıcı hareket.

âbû:  

(f.i.) nilüfer çiçeği.

abûs:  

(a.s. ubûset'den) somurtkan.

abûs-ül vech:  

suratı asık, asık suratlı.

âbzen:  

(f.b.i.) 1- küçük havuz. 2- banyo. (bkz:: âb-ı şeng)

âc:  

(a.i.) fildişi, bağa.

âc:  

(f.i.) (bot) ılgın [ağaç].

âc-üs-sinn:  

(a.b.i.) (biy) fildişi. (fr) ivoire.

acâc:  

(a.i.) 1- bulut. 2- duman.

acâfet:  

(a.i.) zayıflık, çelimsizlik.

acâib:  

(a.s.) (acîbe'nin c.) çok tuhaf şey, anlaşılmaz.

acâib-i seb'a-i âlem:  

dünyanın 7 acibesi: 1- Mısır piramitleri. 2- Bâbil'de Semiramis'in asma bahçeleri. 3- Zeus'un heykeli. 4- Rodos heykeli. 5- Efes'te Artemis-Diana ma'bedi. 6- Bodrum' (Halikarnas)'da Mosoleus'un türbesi. 7- İskenderiye deniz feneri.

Acâib-ül-Mahlûkat:  

(yaratıkların acayipliği) XV. yüzyıl münşilerinden Yazıcıoğlu Ahmet Bîcan'ın Arapçadan tercüme ettiği, yer, gök ve denizlerdeki garabetlerden bahseden eseri.

acâibât:  

(a.i.) (acîbe'nin c.) 1- acayip (bkz:: acaib) şeyler. 2- normale aykırı gelen, yadırganan mahlûkları inceleyen ilim. 3- normale aykırı yaratılmış mahlûklar.

acâiz:  

(a.s. acûz ve acûze'nin c.) kocakarılar.

âcâk:  

(f.i.) toprak. (bkz:: hâk)

âcâl:  

(a.i.) (ecel'in c.) vâdeler, tabii ömrün sonları, gayetler, ölümler.

acâle:  

(a.i.) [aslı icâle'dir] (bkz:: icâle)

acâlet:  

(a.i.) [aslı icâlet'dir] (bkz:: icâlet)

acâleten:  

(a.zf.) [aslı icâleten'dir] (bkz:: icâleten)

âcâm:  

(a.i. (bkz:: ecme)'nin c.) meşelik, kamışlık, ağaçlıklar.

âcân:  

(f.i.) polis.

âcâr:  

(a.i. ecr'in c.) kiralar, mükâfatlar.

acc:  

(a.i.) bağırma, na're

âcc:  

acc(e) (a.s. müen. âcce) kalabalık.

accâc:  

(a.s.) 1- gürültülü. 2- fırtınalı, rüzgârlı, soyu temiz [at].

Âce:  

(a.s.) bir tane fildişi.

aceb:  

(a.i.) acaba, hayret, gariblik, şaşılacak şey.

acebâ:  

(a.e. acib'den) şüphe ve tereddüt bildiren edat, acaba. (bkz:: âyâ")

acele:  

(a.i.) çabuk, çabukluk. (bkz:: isti'câl)

aceleten:  

(a.zf.) çarçabuk. (bkz:: ale-l-acele)

acem:  

(a.i.) harflere nokta koyma.

Acem:  

(a.i.c. a'câm) 1- arap olmayan, Araptan gayrı olan kavim. 2- İranlılar.

acem-âne:  

(a.f.zf.) acemlere yakışırcasına.

acem-aşîrân (makamı):  

(a.f.b.i.) (müz.) Türk musikisinde kullanılan şed makamlardan (bkz:: şedd makamı) biri. Bu makam çargah makamının acem-aşîrân perdesi üzerine nakledilmiş şeklidir. Dominantı çargah, tonikası Acem-aşîrân perdeleridir.

acem-aşîrân (perdesi):  

(a.f.t.b.i.) (müz.) aralıkları birbirine müsavi olmayan 24 dereceli Türk musikisi ses dizisinin kaba çârgâhdan başlamak üzere dördüncü perdesinin adı.

acem-ırak:  

(a.b.i.) (müz) adına anonim bir edvarda rastlanan isim.

acem-istân:  

(a.f.b.i.) İran ülkesi.

acem-kürdî:  

(a.f.b.i.) (müz) Türk musikisinde kullanılan mürekkeb bir makamdır. Acem makamını teşkil eden acem-aşîrân ve uşşak makamları dizilerinin pest tarafına bir kürdi dörtlüsünün katılmasıyla terkib edilmiştir. Makamın melodik seyrinde önce Acem makamının, sonra da kürdî dörtlüsüyle kürdî makamının özelliklerini gösterir.

acem-perestî:  

(a.f.b.i.) 1- İran sanat ve edebiyatına karşı düşkünlük ve bu sanat ve edebiyat taraftarlığı. 2- İran taklitçiliği.

acem-pûselik:  

(a.f.b.i.) (müz) tahminen iki asırlık bir mürekkeb makamdır. Acem mürekkebine, bir pûselik beşlisi ilâvesinden doğmuştur. Bütün pûselikli mürekkep makamlar gibi lâ-dügâh perdesinde durur; pûselik beşlisini inici bir şekilde icra ederek karar verir. Acemde olduğu gibi burada da güçlü perdesi bilhassa re-nevâdır. Donanıma acem gibi bir si için bir koma bemolü konulur; icab ederse nota içinde acem'deki gibi si bekar ve si küçük mücenneb bemolü, pûselik için ise, sadece si bekar ilave olunur.

acem-rast:  

(a.f.b.i.) (müz) adına Kırşehirli Yusuf'un edvarında (XV. yy.) rastlanan makam.

acem-uşşak:  

(müz) adına müstakim zâde Süleyman'ın dergisinde (XVII. yy.) rastlanan makam.

acem-zirkeşîde:  

(a.f.b.i.) (müz) adına Kırşehirli Yusuf'un edvarında (XV. yy.) rastlanan makam.

acemî:  

(a.s.c. acemiyân) 1- tecrübesiz, toy. 2- İranlı.

acemiyân:  

(a.f.b.s. acemî'nin c.) 1- tecrübesizler, toylar. 2- İranlılar.

Âcer:  

(a.h.i.) İsmail Peygamber'in anası. (bkz:: Hâcer)

âcer:  

(a.i.) tuğla, kiremit.

aceze:  

(a.f. âciz'in c.) düşkünler, güçsüzler, beceriksizler, zayıflar.

âcî:  

(a.s.) 1- fildişinden yapılmış, fildişine ait. 2- fildişi satıcısı, işçisi.

acîb:  

(a.s. aceb'den) tuhaf, şaşılacak şey.

acîb-ül-kıyâfe:  

kılığı kıyafeti tuhaf olan. (bkz:: garib)

acîbe:  

(a.i.) Şaşılacak şey.

acîbe-i hilkat:  

hilkat acibesi, anormal yaradılmış. (bkz:: u'cûbe)

âcil:  

(a.s. ecel'den. müen. âcilen) vâdeye bağlı, vâdesi geldiğinde yapılacak olan, ertelenmiş.

âcil:  

(a.s. acele'den) acele eden, acele, gecikmez.

âcil-âne:  

(a.f.zf.) 1- acele edene ait. 2- şimdiki zamana ait.

âcilen:  

(a.zf. ecel'den) Sonradan, geç, vâdesi geldiğinde yapılmak üzere.

âcilen:  

(a.zf. acele'den) tezelden, gecikmeden. (bkz:: müsta'celen)

âcilen veya âcilen:  

er veya geç.

âcin:  

(a.s.) rengi ve tadı değişmiş, bozulmuş pis su.

acîn:  

(a.s.) yoğurulmuş şey, hamur, macun.

acînî:  

(a.s.) 1- hamur gibi, hamur, macun kıvamında. 2- (kim) hamurumsu. (fr) pateux.

acîniyyet:  

(a.i.) hamur, macun hâlinde olma.

âcir:  

(a.i.) Tuğla, kiremit. (bkz:: tûb, âcer, âcürr, âcür, âgûr)

âcir:  

(a.s. ecr'den) elindekini bir başkasına kiralayan.

âcîş:  

(f.i.) üşüme.

aciz:  

(a.i.) (bkz:: acz)

âciz:  

(a.s. acz'den. c. âcizân) 1- eli ermez, beceriksiz, kabiliyetsiz. 2- zayıf, güçsüz.

âciz-âne:  

(a.f.zf.) beceriksizcesine, alçak gönüllülükle.

âcizân:  

(a.s. âciz'in c.) âcizler.

âcizî:  

(a.f.i.) 1- kabiliyetsizlik, beceriksizlik. 2- alçakgönüllülük.

âcizî:  

(a.f.s.) fakir, alçakgönüllü kimseye ait, yâni "benimki".

âciziyyet:  

(a.i.) 1- beceriksizlik, kabiliyetsizlik. 2- fakirlik, tevazu.

acmiyy:  

(a.s.) akıllı, anlayışlı, ince fikirli.

acn:  

(a.i.) yoğurma.

acûl:  

(a.s.) aceleci, içi dar.

acûl-âne:  

(a.f.zf.) acele edene yakışır surette.

acûz:  

(a.i.) kocakarı. (mec) cadı karı. (bkz:: pîre-zen)

acûze:  

(a.i.) Kocakarı. (mec) Cadı karı. (bkz:: pîre-zen)

âcül:  

(f.i.) geğirme.

âcür:  

(a.i.) 1- tuğla. 2- kiremit. 3- kerpiç. (bkz:: âcer)

âcürî:  

(a.i.) tuğlacı, kiremitçi.

âcürr:  

(a.i.) Tuğla, kiremit. (bkz:: tûb, âcer, âcir, âcür, âgûr)

acz:  

(a.i.) 1- beceriksizlik. 2 (ed) düz yazıda bir fıkranın son cümlesi. 3. manzumede beytin ikinci dizesinin son yarısı.[zıddı sadr].

acz-i ikdâm:  

uğraşıp da bir şey yapamama. (bkz:: aciz)

âçâr:  

(f.s.) 1- katılmış, karıştırılmış, birleştirilmiş [turşu, tarator, salata ve benzerleri gibi şeyler]. 2- inişli yokuşlu, düz olmayan [yer]. Gencîne-i güftâr (bkz:: Ferheng-i Ziya) adlı Farsça-Türkçe lügatta kelimenin Türkçe olduğu bildirilmektedir.

âd:  

(a.h.i.) çok eskiden Yemen taraflarında bulunan ve Hud Peygamber tarafından îmâna getirilemediği için Allah tarafından yok edildiğine inanılan bir kavmin adı.

âd:  

(a.i.c.) âdetler.

âdâb:  

(a.i. edep'in c.) 1- terbiyeler, utanmalar. 2- usuller, yollar, kaideler.

âdâb ve erkân:  

yol, iz, yöntem, sıra, saygı.

âdâb-ı asr:  

zamanın usulleri.

Âdâb-ı milliyye:  

millete uygun olan edeb ve terbiyeler

âdâb-ı muâşeret:  

görgü, içtimai yaşayış bilgisi, usulleri. (fr) savoir vîvre.

âdâb-ı mutâvaat:  

itaat usulleri.

âdâb-ı münâzara:  

konuşma kaideleri.

WhatsApp