D E N E M E    


Osmanlıca Bir Kelime Öğrenelim!

ceng-âverâne:

(f.zf.) Savaşçıya, dövüşkene yakışacak surette.

SON EKLENEN OSMANLICA KELİMELER



*züyût-i tayyâr

*züyût

*züyûl

SON ARANAN OSMANLICA KELİMELER



*Dişilik

*Dişil

*Penis

OSMANLICA KELİME ARAMA


Sende Yolla Hata Bildir!



OSMANLICA SÖZLÜK




abâ:  

(a.i) 1- yünden yapılmış kaba kumaş, aba. 2- bu kumaştan yapılmış bol, geniş giyecek. [(mec) dervişlik, şeyhlik] (bkz:: âl-i aba)

âbâ:  

(a.i. eb'in c.) 1- babalar. 2- gökküreleri, seyyareler, gezegenler.

âbâ ve ecdâd:  

atalar, babalar ve dedeler.

abâ-be-dûş:  

Abası omuzunda, serseri.

âbâ-i kenîsâiyye:  

kilise ileri gelenleri.

abâ-i sahîn:  

kalın aba.

Âbâ-i tis'a:  

astr. Güneş manzumesini meydana getiren seyyareler (gezegenler) ile Ay.

âbâ-i ulviyye:  

yüksek babalar.

abâ-pûş:  

(a.f.b.i.) 1- aba giyen, derviş. 2- rind. 3- fakir.

âbâb:  

(a.i. ebb'in c.) otu çok olan yerler, mer'alar, çayırlar.

âbâd:  

(a.i. ebed'in c.) sonsuz gelecek zamanlar.

âbâd:  

(f.s.) 1- mâmur, şen, bayındır. 2- (f.e.) çokluk bildirir.

âbâdân:  

(f.s.) mâmur, şen, bayındır.

âbâdânî:  

(f.i.) mâmurluk, şenlik, bayındırlık. (bkz:: âbâdî, ümran)

âbâdî:  

(f.i.) 1- mâmurluk, şenlik, bayındırlık. 2- Hind'in Devlet- âbâd şehrinde ipekten yapılma bir çeşit ince veya kalın yazı kağıdı.

abâdile:  

(a.i. Abdullah'ın c.) Abdullah adında olan kimseler. [Hz. Muhammed zamanında bu adda 220 kişi vardı]

âbâft:  

(f.i.) gayet şık, sğlam ve kalın kumaş. (bkz:: âbeft)

âbâl:  

(a.i. ibil'in c.) develer.

âbâm:  

(f.i.) 1- kule. 2- gübrelerini toplamak üzere güvercinler için yapılan kule.

âbân:  

(f.i.) 1- güneşin akreb burcuna girdiği Güneş yılının sekizinci ayı. 2- güneş ayının onuncu günü. 3- eski Acem (İran, Fürs) an'anesine göre, Güneş yılının sekizinci ayında meydana gelen işlerin ilerlemesine vekil tâyin edildiği farz olunan bir meleğin adı.

âbân-gâh:  

(f.b.i.) 1- güneş yılının onuncu günü. 2- bu onuncu güne me'mur farzolunan meleğin adı. [eski Fürs inanışına göre o gün yağmur yağarsa erkeklere, yağmazsa kadınlara ait sanılır ve hangi sınıfa ait ise onlar suya girip yıkanırlar ve birbirleriyle su serpişip eğlenirlermiş]

âbâr:  

(a.i. bi'r'in c.) su kuyuları.

âbâr:  

(f.i.) hesâb defteri.

âbâr-gîr:  

(f.b.s.) hesab defterlerini tutan, muhasebeci, sayman.

âbât:  

(a.i. ibt veya ıbıt'ın c.) koltuk altı.

abb:  

ışık. (bkz:: nûr, ziyâ)

abbâs:  

(a.i.) 1- arslan. (bkz:: esed, gazanfer, şîr) 2- Peygamberimizin amcalarından, Mekke fethinde müslüman olan zât.

Abbâsî:  

(a.s. c. Abbâsiyân, Abbâsiyyûn) 1- Hz. Abbas'a mensub olan. 2- (i.) Emeviler'den sonra kurulan halifelik. (750-1258). 3- (i.) İran şahı Abbas tarafından çıkarılan para.

Abbâsiyân:  

(f.i.) Abbâsiyyûn (Abbasi'nin c.) Abbasî halifeleri.

abd:  

(a.i.c. ibâd, â'bâd, abîd) köle, kul. (bkz:: bende)

abd-i âsim:  

günahkâr (bkz:: günâh-kâr), suçlu kul.

Abd-i kadîm:  

eski dost.

Abd-i mu'tak:  

azâdedilmiş köle

abd-i müşterâ:  

para ile satın alınmış köle.

abd-ül-kadir:  

1- Allah'ın kulu. 2- erkek adı. (bkz:: abdülkadir)

abd-ül-lezîz:  

(a.b.i.) Akdeniz bölgesinde ve Afrika'da yetişen bir ağaçın dut kurusuna benzeyen yağlı ve tatlımsı bir meyvesi. (bkz:: habb-ül-lezîz)

abdâl:  

(a.i. bedîl'in c.) (bkz:: ebdâl)

abdâlân:  

(f.i- abdâl'ın c.) Abdallar. [bunlar 7, 40, 70 olarak sayılır]

abdest-hâne:  

(f.b.i.) 1- ayakyolu, hela. (bkz:: âb-rîz) 2- abdest alacak yer.

âbdestân, âbdest-dân:  

(f.b.s.) abdest (bkz:: ab-dest), su ibriği (bkz:: ibrik).

âbdestlik:  

(f.t.b.i.) bir nev'i kısa cübbe.

Abdü'l-mecîd:  

Allah kulu. 2. şan ve şeref sahibi, büyük, ulu. 3. i. Abdü'l-mecid'den bozularak erkek adı

Abdün-nâfî':  

Hz. Muhammed'in kölesinin adı]. 3.h.i. "Abd-ün-nâfi" adından bozularak erkek adı. 4. Zemahşerî'nin "mutavvel" adlı edebî eserini şerheden, valiliklerde bulunmuş Adanalı âlim.

abede:  

(a.s. âbid'in c.) ibadet edenler, tapınanlar.

abede-i esnâm:  

puta tapanlar.

abede-i evsân:  

puta tapanlar.

âbeft:  

(f.i.) (bkz:: âbâft)

âbek:  

(f.i.) 1- sulu, su dolu olan şeyler. 2- cıva. (bkz:: zîbak) 3- kabarcık denilen sivilce, çıban.

Âber:  

(a.h.i.) Nuh'un erkek torunu.

aberât:  

(a.i. abre'nin c.) gözyaşları.

Abes:  

(a.s. سخيف) boş, saçma. [şey]

abes-gû:  

(a.f.b.s.) boş söz söyleyen, saçma konuşan.

abesiyyât:  

(a.i.c. سخافة) işe yaramaz şeyler, saçmalıklar. (bkz:: türrehât)

Abesle iştigal etmek:  

boş şeylerle uğraşmak.

abher:  

(a.i.) 1- nergis çiçeği. 2- yasemin. 3- zerrinkadeh çiçeği. 4- dolu kap, dolu kadeh.

abherî:  

(a.s.) nergis gibi, nergisimsi.

âbık:  

(a.s.) 1- sebepsiz olarak efendisinin yanından kaçan köle. 2- cıva. (bkz:: âbek, zîbak)

âbî:  

(a.s.) (ibâ'dan) çekinen, nazlanan, sakınan, tiksinen.

âbî:  

(f.i.) 1- ayva. 2- (s.) suda yaşayan ve suda hâsıl olan. 3- (s.) açık mavi.

âbid:  

(a.i.c. evâbid) mesel, yanıltmaç.

âbîd:  

(f.i.) kıvılcım.

abîd:  

(a.i. abd 'in c.) kullar, köleler. (bkz:: a'bâd)

âbid:  

(a.s. ibâdet'den. c. abede) ibâdet (kulluk) eden, tapınan (bkz:: zâhid)

âbid-âne:  

(a.f.zf.) ibadet edene yakışacak bir surette. (bkz:: zâhidâne)

âbidât:  

(a.i. yanlış olarak âbide'nin c.) anıtlar.

âbidât:  

(a.i. ve s.) İbadet eden, inanmış kadınlar.

âbidât-ı islâmiyye:  

islam medeniyeti anıtları.

âbidât-ı kadîme:  

ilk çağlardan kalma anıtlar.

âbide:  

(a.i.c. evâbid) [âbidât yanlıştır] yadigar kalacak eser, anıt.

âbidevî:  

(a.s.) 1- abide gibi, âbideyi andırır, anıtsal. 2- çok büyük. (fr.) ınoıuı-mental. (bkz:: muazzam)

âbidîn:  

âbidîn (a.i. ve s. âbid'in c.) İbadet edenler; inanmışlar.

âbil:  

(a.s.) 1- koyun, at ve deve gibi hayvanlara iyi bakan [adam]. 2- çayırda otlayarak suya muhtaç olmayan [hayvan]

âbile:  

(f.i.) 1- sivilce, küçük çıban. 2- su kabarcığı.

âbile-i pistân:  

meme düğmesi, ucu.

âbile-i rûh-i felek:  

(astr) yıldızlar.

âbile-i rûz:  

güneş. (bkz:: aftâb, hurşîd, mihr, şems)

âbir:  

(a.s. ubûr'dan. c. âbirûn, âbirîn) bir yerden geçen, geçici.

abîr:  

(a.i.) 1- bir ilaç terkîbi. [bu terkip; beyaz sandal, Sümbül kökü, kırmızı gül, turunç ve iğde çekirdekleri, nârenç gibi güzel kokulu bâzı otlarla bir miktar doğulmuş miskten meydana gelirmiş]. 2- güzel koku.

âbirîn, âbirûn:  

(a.s. âbir'in c.) (bkz:: âbir)

âbis:  

(a.s.) alaycı, saygısız.

âbis:  

(a.s.) asık suratlı, yüzü ekşi [kimse]

âbist:  

(f.s.) gebe. (bkz:: âbistân, abiste, abisten)

âbistân:  

(f.s.) 1- gizli, gizleme. 2- gebe.

âbiste:  

(f.s.) 1- (bkz:: abisten) 2- gebe, hamile.

âbisten:  

(f.s.) 1- gebe, hamile. 2- dişi.

âbisten-gâh:  

(f.b.i.) 1- gebelik yeri, rahim, döl yatağı. 2- dünya, alem.

âbistenî:  

(f.i.) gebelik.

âbişhor:  

(f.i.) 1- [hayvan ve insan] sulama yeri. 2- içme kabı. 3- günlük yiyecek. 4- dinlenmek için kısa bir duraklama.

âbişt-geh:  

(f.b.i.) 1- gizli yer, gizlenecek yer. 2- aptesâne.

âbişten-gâh:  

(f.b.i.) 1- gizli yer, gizlenecek yer. 2- aptesâne. (bkz:: âbişt-gâh, âbişt-geh)

âbiye:  

(a.s.) yüzünü örtü ile örten utangaç kadın veya kız.

âbiye:  

(a.s. müen.) güzel, zarif [kız].

âbkâme:  

(f.i.) 1- Bağdat ve Anadolu'nun bâzı Doğu illerinde yapılan turşu ve salata nevinden bir katık. 2- ekşi hamurdan pişirilip sirkeye konulan ve turşu yerine kullanılan bir yiyecek, piyaz, salata.

âbkâr:  

(f.b.i.) 1- sucu, saka. 2- saki, kadeh sunucu. 3- şarap tüccarı. 4- şarap ayyaşı.

abkarî:  

(a.s.) büyük bir ustalıkla işlenmiş kumaşlara sıfat olarak ince, çok güzel mânâsına gelen bu kelime, Yemen'in bir tarafında bulunan ve cinlerin oturduğu sanılan Abkar şehrinin adından alınmıştır.

âblîse:  

(f.i.) tarlayı tohumlayan, ekinci.

âblûc, âblûk:  

(f.i.) "nöbet şekeri" denilen "nebat şekeri".

âbnûs:  

(f.i.) abanoz denilen sert ve siyah bir ağaç.

abnûsî:  

(f.b.s.) 1- abanoz, abanozdan yapılmış. 2- abanoz gibi [siyah]. 3- (i) aba.

abnûsiyye:  

(f.a.i.) (bot) abanozgiller. (fr) ebenacees.

WhatsApp