Osmanlıca Bir Kelime Öğrenelim!
ceng-âverâne:
(f.zf.) Savaşçıya, dövüşkene yakışacak surette.
OSMANLICA KELİME ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!OSMANLICA SÖZLÜK
abâ:
(a.i) 1- yünden yapılmış kaba kumaş, aba. 2- bu kumaştan yapılmış bol, geniş giyecek. [(mec) dervişlik, şeyhlik] (bkz:: âl-i aba)
abâ-be-dûş:
Abası omuzunda, serseri.
abâ-i sahîn:
kalın aba.
Âbâ-i tis'a:
astr. Güneş manzumesini meydana getiren seyyareler (gezegenler) ile Ay.
âbâdî:
(f.i.) 1- mâmurluk, şenlik, bayındırlık. 2- Hind'in Devlet- âbâd şehrinde ipekten yapılma bir çeşit ince veya kalın yazı kağıdı.
abâdile:
(a.i. Abdullah'ın c.) Abdullah adında olan kimseler. [Hz. Muhammed zamanında bu adda 220 kişi vardı]
âbân:
(f.i.) 1- güneşin akreb burcuna girdiği Güneş yılının sekizinci ayı. 2- güneş ayının onuncu günü. 3- eski Acem (İran, Fürs) an'anesine göre, Güneş yılının sekizinci ayında meydana gelen işlerin ilerlemesine vekil tâyin edildiği farz olunan bir meleğin adı.
âbân-gâh:
(f.b.i.) 1- güneş yılının onuncu günü. 2- bu onuncu güne me'mur farzolunan meleğin adı. [eski Fürs inanışına göre o gün yağmur yağarsa erkeklere, yağmazsa kadınlara ait sanılır ve hangi sınıfa ait ise onlar suya girip yıkanırlar ve birbirleriyle su serpişip eğlenirlermiş]
âbât:
(a.i. ibt veya ıbıt'ın c.) koltuk altı.
abbâs:
(a.i.) 1- arslan. (bkz:: esed, gazanfer, şîr) 2- Peygamberimizin amcalarından, Mekke fethinde müslüman olan zât.
Abbâsî:
(a.s. c. Abbâsiyân, Abbâsiyyûn) 1- Hz. Abbas'a mensub olan. 2- (i.) Emeviler'den sonra kurulan halifelik. (750-1258). 3- (i.) İran şahı Abbas tarafından çıkarılan para.
Abd-i kadîm:
eski dost.
Abd-i mu'tak:
azâdedilmiş köle
abd-ül-kadir:
1- Allah'ın kulu. 2- erkek adı. (bkz:: abdülkadir)
abd-ül-lezîz:
(a.b.i.) Akdeniz bölgesinde ve Afrika'da yetişen bir ağaçın dut kurusuna benzeyen yağlı ve tatlımsı bir meyvesi. (bkz:: habb-ül-lezîz)
Abdü'l-mecîd:
Allah kulu. 2. şan ve şeref sahibi, büyük, ulu. 3. i. Abdü'l-mecid'den bozularak erkek adı
Abdün-nâfî':
Hz. Muhammed'in kölesinin adı]. 3.h.i. "Abd-ün-nâfi" adından bozularak erkek adı. 4. Zemahşerî'nin "mutavvel" adlı edebî eserini şerheden, valiliklerde bulunmuş Adanalı âlim.
abede-i esnâm:
puta tapanlar.
abede-i evsân:
puta tapanlar.
âbeft:
(f.i.) (bkz:: âbâft)
âbek:
(f.i.) 1- sulu, su dolu olan şeyler. 2- cıva. (bkz:: zîbak) 3- kabarcık denilen sivilce, çıban.
âbî:
(a.s.) (ibâ'dan) çekinen, nazlanan, sakınan, tiksinen.
âbîd:
(f.i.) kıvılcım.
âbidât:
(a.i. ve s.) İbadet eden, inanmış kadınlar.
âbidât-ı islâmiyye:
islam medeniyeti anıtları.
âbidât-ı kadîme:
ilk çağlardan kalma anıtlar.
âbidevî:
(a.s.) 1- abide gibi, âbideyi andırır, anıtsal. 2- çok büyük. (fr.) ınoıuı-mental. (bkz:: muazzam)
âbil:
(a.s.) 1- koyun, at ve deve gibi hayvanlara iyi bakan [adam]. 2- çayırda otlayarak suya muhtaç olmayan [hayvan]
âbile-i pistân:
meme düğmesi, ucu.
âbile-i rûh-i felek:
(astr) yıldızlar.
abîr:
(a.i.) 1- bir ilaç terkîbi. [bu terkip; beyaz sandal, Sümbül kökü, kırmızı gül, turunç ve iğde çekirdekleri, nârenç gibi güzel kokulu bâzı otlarla bir miktar doğulmuş miskten meydana gelirmiş]. 2- güzel koku.
âbirîn, âbirûn:
(a.s. âbir'in c.) (bkz:: âbir)
âbis:
(a.s.) alaycı, saygısız.
âbis:
(a.s.) asık suratlı, yüzü ekşi [kimse]
âbisten-gâh:
(f.b.i.) 1- gebelik yeri, rahim, döl yatağı. 2- dünya, alem.
âbistenî:
(f.i.) gebelik.
âbişhor:
(f.i.) 1- [hayvan ve insan] sulama yeri. 2- içme kabı. 3- günlük yiyecek. 4- dinlenmek için kısa bir duraklama.
âbişt-geh:
(f.b.i.) 1- gizli yer, gizlenecek yer. 2- aptesâne.
âbkâme:
(f.i.) 1- Bağdat ve Anadolu'nun bâzı Doğu illerinde yapılan turşu ve salata nevinden bir katık. 2- ekşi hamurdan pişirilip sirkeye konulan ve turşu yerine kullanılan bir yiyecek, piyaz, salata.
abkarî:
(a.s.) büyük bir ustalıkla işlenmiş kumaşlara sıfat olarak ince, çok güzel mânâsına gelen bu kelime, Yemen'in bir tarafında bulunan ve cinlerin oturduğu sanılan Abkar şehrinin adından alınmıştır.
âblîse:
(f.i.) tarlayı tohumlayan, ekinci.
âblûc, âblûk:
(f.i.) "nöbet şekeri" denilen "nebat şekeri".
abnûsiyye:
(f.a.i.) (bot) abanozgiller. (fr) ebenacees.