Osmanlıca Bir Kelime Öğrenelim!
seffâh:
(a.s.) 1. hatîp, güzel söz söyleyen. 2. cömert, eli açık. (bkz: civân-merd). 3. kan dökücü, gaddar.
OSMANLICA KELİME ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!OSMANLICA SÖZLÜK
agbiyâ:
(a.s. gabînin c.) ahmaklar, kalın kafalılar.
âgeh:
(f.s.c. âgâh-ân) bilgili, haberli, uyanık.
âgen:
(f.i.) (bkz:: âgande)
âgende:
(f.s.) doldurulmuş, dolu, tıkalı. (bkz:: âgîn)
âgene:
(f.s.) dolmuş, doldurulmuş.
âgeste , âgeşte:
(f.s.) 1- ıslanmış, ıslak. 2- bulaşmış, yoğurulmuş.
agfer:
(a.s.) affeden, mağfiret gösteren.
agfer-ül-gafirîn:
affedenlerden en çok affeden, tanrı.
agırrâ:
(a.s. garîr'in c.) tecrübesizler, safdiller, acemiler.
âgıye:
(a.i.) içine su biriken çukur. ["agıyye" şeklinde de kullanılabilir].
âgîl:
(f.i.) (bkz:: âgul)
âgîn:
(f.s.) 1- dolu, doldurulmuş. (bkz:: âgende) 2- "dolmuş" mânası olarak kelimeleri sıfatlandıran bir ek.
âgiste:
(f.s.) Sıkı sıkı bağlanmış, düğümlenmiş.
aglâk:
(a.i. galat'ın c.) 1- kilitler. 2- kapalı anlaşılmaz şeyler.
aglâl:
(a.i. galel'in c.) ağaçlar arasından akan sular.
aglâl:
(a.i. gull'ün c.) 1- boyuna geçirilen zincirler. 2- prangalar. 3- kelepçeler.
agleb:
(a.s. galib'den) (daha, pek, çok) kuvvetli, en çok galip.
aglef:
(a.s.) 1- sandıkta kapalı. 2- sünnetsiz. 3- (mec) katılaşmış, duygusuz [kalb].
aglime:
(a.i. gulâm'ın c.) oğlanlar.
agmâd-ı süyûf:
kılıçların kınları.
agmâz:
(a.i. gamz'ın c.) göz yummalar, göz kırpmalar.
agniye:
(a.i. gınâ''ın c.) şarkılar, türküler.
agrâr:
(a.s. gırr'ın c.) tecrübesizler, aptallar.
agrâs:
(a.i. gars'ın c.) dikilmiş ağaçlar, fidanlar.
agrâz:
(a.i. garez'in c.) maksatlar, niyetler.
agrâz-ı hükûmet:
hükümetin niyetleri, maksatları.
agrâz-ı nefsâniyye:
nefse ait maksatlar.
agrâz-ı şahsiyye-i keyfiyye:
keyfe bağlı şahsi maksatlar.
agreb-ül-garâib:
şaşılacak şeylerin en garibi.
agribe:
(a.i. gurâb'ın c.) kargalar.
agsân:
(a.i. gusn'un c.) dallar, budaklar.
agser:
(a.i.) 1- boz ve esmer renkli, çok tüylü aba, kilim. 2- kurbağa yosunu. 3- karabatak kuşu. 4- (s) aşağılık [adam].
agşiye:
(a.i. gışâ'nın c.) perdeler, örtüler, zarlar, deriler.
Agşiye-i masliyye:
vücûdun, dimağ, ciğer, kalb ve bağırsaklar gibi mühim organlarını örten ince, şeffaf (saydam) zarlar
agtiye:
(a.i. gıtâ'nın c.) perdeler, örtüler.
âguş:
("gu" uzun okunur, f.i.) kucak.
âguş-i leyl-i târîk:
karanlık gecenin kucağı.
âguş-i terbiye:
terbiye kucağı.
âguşte:
(f.s.) bulaştırılmış, kirletilmiş. (bkz:: âgaşte)
agvâ:
(a.s.) dalâlete en çok sapan. (bkz:: adall)
agvâr:
(a.i. gar'ın c.) mağaralar.
agvâs:
(a.i. gavs'in c.) yardım istemek için bağırmalar, yardımlar. ["yardımcı" manâsıyla "evliya-u-llah" hakkında kullanılır] (bkz:: aktâb)
agvât:
(a.i. gait'in c.) 1- çukurlar. 2- aptesâneler. 3- pislikler.
agyâr:
(a.i. gayr'in c.) gayrılar, başkalar, yabancılar.
agyâz:
(a.i. gayza'nın c.) ağaçlıklar, meşelikler.
agzâ:
(a.i. gazâ''nın c.) düşmanla savaşmalar.
agzeb:
(a.s.) pek gazaplı, öfkeli [adam].
agzel:
(a.s.) 1- pek aşıkane.
Agzel-i eş'âr:
şiirlerin en âşıkanesi. 2- (i) en şiddetli sıtma.
Ağnâm:
(a.i. ganem'in c.) koyunlar.
ağniyâ:
(a.s. gani'nin c.) zenginler.
âh u zâr:
(f.b.i.) ağlayıp inleme.
Âh ü vâh:
inleyip sızlanma.
âh-ı derûnî:
içten, gönülden gelen ah.
ahabb:
(a.s.) (daha, pek, çok, en) sevilen.
ahâbir:
(a.i. ahbâr'ın c.) hikâyeler, rivayetler.
ahâbiş:
(a.i. Habeş'in c.) Habeşliler.
âhâd-i nâs:
(bkz:: avâm)
Âhâd-i ulûf:
mat. binler evinin birinci, ikinci, üçüncü rakamları. 2. [Arap harflerinin ilki ve Allah kelimesinin ilk harfi olan "elif in c.]birler, tekler.
ahâdiyyet:
(a.i.) birlik, husûsiyle Allah'ın vâhdaniyyet'i. (bir olması)
ahadü-hüma:
(a.b.zf.) İkiden biri.
ahaff:
(a.s.) (daha, pek, çok) hafif, düşüncesiz.
ahâil:
(a.s.c.) iri yapılı ve kibirli kimseler.
ahakk:
(a.s.) (daha, pek, çok) salâhiyyet, yetki verilmiş olan.