D E N E M E    


Osmanlıca Bir Kelime Öğrenelim!

Nîş:

f.i.) 1. iğne [arı, akrep gibi böceklerde-]. 2. diken. 3. zehir, ağı.

SON EKLENEN OSMANLICA KELİMELER



*züyût-i tayyâr

*züyût

*züyûl

SON ARANAN OSMANLICA KELİMELER



*Dişilik

*Dişil

*Penis

OSMANLICA KELİME ARAMA


Sende Yolla Hata Bildir!



OSMANLICA SÖZLÜK




ahnef:  

(a.s.) ayakları çarpık ve eğri büğrü olan.

ahnes:  

(a.s.) basık ve sivri burunlu.

âhond:  

(f.s.) okumuş, hoca, büyük, ulu.

ahrâ:  

(a.s.) daha layık, münasib, uygun.

ahrab:  

(a.s.) 1- kulağı yarık [adam]. 2- (i) kulaktaki küpe deliği.

ahrâc:  

(a.i. hırc'ın c.) hayvanların palan, yular ve tasmalarına dikilen boncuklar.

ahrad:  

(a.s.) pek tamahkâr (bkz:: tama'kâr), çok pinti.

ahrak:  

(a.s.) sünepe, miskin, akılsız [adam].

ahrâm:  

(a.i. harem ve harîm'in c.) 1- mukaddes yerler, sahalar. 2- [eskiden] kadınlara mahsus dâireler, haremler. 3- karılar, eşler, kızlar, kadın hizmetçiler, kadın akrabalar, kadın ziyaretçiler.

ahrâr:  

(a.i. hürr'ün c.) serbest olanlar, köle ve esir olmayanlar.

ahrâr-âne:  

(a.f.zf.) hür olanlara yakışacak surette.

ahras:  

(a.s.) dilsiz. (bkz:: ebkem)

ahrâs:  

(a.i. hâris'in c.) muhafızlar, koruyucular.

ahraz:  

(a.s.) kirpikleri dökülmüş, çipil gözlü adam.

ahre:  

(a.i.) veresiye.

Ahreb:  

(a.s.) 1- (daha, ençok veya çok) harab, yıkık. 2- (ed) Rübâî vezinlerinden "mefûlü ile başlayan on iki şekilden herbiri. (bkz:: ahrem, rübâî)

ahrec:  

(a.s.) [at v.b.] alacalı.

Ahrem:  

(a.i.) 1- (ed) rübâî vezinlerinden "mefûlün" ile başlayan on iki şekilden herbiri. (bkz::ahreb, rübâî) 2- (anat) omuz ucu. (fr) acromion.

ahremî:  

(a.s.) (anat) omuz ucuna ait, omuz ucuyla ilgili.

ahres:  

eski [şey].

ahreş:  

(a.s.) sert, katı [şey].

ahret:  

(a.i.) (bkz::âhiret)

ahretlik:  

(a.i.) (bkz::âhiretlik)

ahriyân:  

(f.i.) nefis, kıymetli kumaş, parça. [hediye için elverişli]

ahruf:  

(a.i. harf'in c.) 1- uçlar, kenarlar. 2- lehçeler, şiveler.

ahsâ:  

(a.i.) çok kumlu, taşlı yer.

ahsar:  

(a.s.) en kısa, pek kısa.

ahsâs:  

(a.i. hiss'in c.) duygular.

ahseb:  

(a.s.) 1- (daha, en, veya çok) iyi hesab edilmiş, uygun, münâsib. 2- çok hasis, cimri. 3- cüzzamlılı, miskin.

ahsem:  

(a.s.) 1- yassı, geniş ve yayvan [burun]. 2- yassı ve geniş burunlu [adam]. 3- geniş yüzlü [kılıç].

ahsem:  

(a.i.) arslan. (bkz::dırgam, esed, gazanfer, haydar, şîr)

ahsen:  

(a.s.) daha, en veya pek güzel.

ahsen-el-kasas:  

(hikâyelerin en güzeli) Kur'ân'da Yusuf sûresinde anlatılan hikaye.

ahsen-i takvîm:  

en güzel nizam, tertib, şekil ve suret. (mec) insan. en iyi, en güzel kıvamda.

ahsen-ül-hâlikîn:  

yaratıcıların en güzeli; en yakışıklısı, Allah.

Ahsenü’l-Kasas:  

(kıssaların en güzeli). Hz. Yûsuf kıssası.

ahsüme:  

(f.i.) boza. (bkz::ahşüme)

ahşâ:  

(a.s.) (daha, en veya pek) korkunç.

ahşâ:  

(a.i. haşâ'nın c.) 1- vücutta bulunan bağırsaklar, ciğer gibi şeyler, içirik. 2- cihetler, mahalller, bölgeler.

Ahşâb:  

(o.i. haşeb'in c.) 1- keresteler. 2- (sf.) tahtadan yapma.

ahşâm:  

(a.i. haşem'in c.) bir büyük adamın maiyyet-i erkânı.

ahşef:  

(a.s.) uyuz [adam].

ahşen:  

(a.s.) 1- (daha, en veya pek) sert [şey]. 2- geçimsiz [adam].

âhşîc:  

(f.i.) zıt ve uygunsuz.

âhşîcân:  

(f.i. âhşîc'in c.) zıt olan, husûsiyle dört unsur. [ateş, su, hava ve toprak]

âhşîg:  

(f.i.) zıt. (bkz::âhşîc)

âhşîgân:  

(f.i. âhşîg'in c.) zıtlar. (bkz::âhşîcân)

ahşîşân:  

(a.s.) pek huşûnetli, çok katı.

âhşüme:  

(f.i.) boza. (bkz::ahsüme)

ahtâb:  

(a.i. hatab'ın c.) odunlar.

ahtal:  

(a.s.) 1- çabuk yürüyen. 2- boşboğaz [adam].

ahtam:  

(a.s.) uzun burunlu, burnu uzun [adam].

ahtâr:  

(a.i. hatar'ın c.) tehlikeler.

âhte:  

(f.s.) 1- dışarı çekilmiş, çıkarılmış [kılıç ve benzeri gibi şeyler]. 2- husyesi [erbezi] çıkarılmış, burulmuş [hayvan], iğdiş.

ahtem:  

(a.s.) siyah şey.

ahter:  

(f.i.c. ahterân) yıldız. (bkz::kevkeb, necm, sitâre)

ahter-bîn:  

(f.b.s.) müneccim. (fr) astrologue. (bkz::ahter-şinâs, ahter-gû, ahter-şümâr)

ahter-gû:  

(f.b.s.) yıldızlarla konuşan, müneccim. (bkz::ahter-şinâs, ahter-gû, ahter-şümâr)

ahter-i dün-bâle-dâr:  

kuyruklu yıldız.

ahter-sûhte:  

(f.b.s.) yıldızı güneş ışığında kaybolmuş, bed-baht, talihsiz.

ahter-şinâs:  

(f.b.s.) yıldız ilmi ile meşgul olan, müneccim. (fr) astrologue. (bkz::ahter-şinâs, ahter-gû, ahter-şümâr)

ahter-şümâr:  

(f.b.s.) 1- müneccim. (fr) astrologue. 2- gece uyuyamayan, uykusuz. [aşk veya kederden]

ahterân:  

(f.i. ahter'in c.) yıldızlar.

Ahterî-i Kebîr:  

(büyük yıldız) Afyonkarahisarlı Mustafa Ahterî'nin 1545'te yazdığı Arapçadan Türkçeye sözlük.

ahû:  

(a.i.) 1- kardeş. 2- dost. (bkz::ah, ahâ)

âhû:  

(f.i.c. âhuvân) 1- ceylan, karaca. 2- (mec) güzellerin gözü.

âhû-beçe:  

(f.b.i.) ceylan yavrusu. (mec) çekingen, erkek güzel.

âhû-bere:  

(f.b.i.) ceylan yavrusu.

âhû-bere-i felek:  

güneş.

âhû-çerende:  

(f.b.i.) ot yiyen, otlayan ceylan.

âhû-dil:  

(f.b.s.) karaca yürekli. (mec) korkak.

âhû-güzeşt:  

(f.c.) "ahû geçti" anlamına gelen fırsat elden kaçtı.

âhû-mâde:  

(f.b.i.) dişi ceylan.

âhû-nigâh:  

(f.b.s.) 1- ceylan bakışlı. 2- (mec) ülfet (Tanışmak, görüşüp konuşmak, sohbet etmek) ve ünsiyyetten (ahbaplık, arkadaşlık) çekinen güzel.

Âhû-nigâh:  

âhû bakışlı, ceylân bakışlı.

âhû-pâ:  

(f.b.s.) ayağına çabuk, çevik.

âhû-yi âteşîn-dem:  

güneş.

âhû-yi bezm:  

bir meclisin, bir davetin başlıca güzeli.

âhû-yi çîn:  

1- güneş. 2- Çin'in misk karacası.

âhû-yi dünbâle-dâr:  

güzelin sihirli gözü.

âhû-yi dünbâle-keşîde:  

kenarı sürme ile genişletilmiş göz. (bkz::kûhl)

âhû-yi felek:  

güneş.

âhû-yi harem:  

1- Kabe dolaylarında belli bir sınırı olan ve bu sınır içinde avlanması yasaklanan ceylan. 2- elde edilmesi mümkün olmayan güzel.

âhû-yi hâveri:  

güneş.

âhû-yi leng giriften:  

(topal ceylan tutmak) (mec) insafsızlık etmek, zayıflara musallat olmak.

âhû-yi ner:  

erkek ceylan.

âhû-yi sifîd:  

seçkin dilber.

âhû-yi simîn:  

1- saki. 2- sevgili.

âhû-yi şîr-efgen:  

son derece, cazibeli, delikanlı, kız, çekici, büyüleyici göz.

âhû-yi şîr-gîr:  

son derece, cazibeli, delikanlı, kız, çekici, büyüleyici göz.

âhû-yi tatar:  

Tataristan'ın misk karacası.

âhû-yi zerîn:  

1- güneş. 2- yaldızlı sürahi.

âhûn:  

(f.i.) delik, yarık, lâğım.

âhûn-ber:  

(f.b.s.) kara hırsızı.

âhûn-bür:  

(f.b.s.) delik açan, yer kazan, lağımcı.

âhûr:  

(f.i.) ahır, dam.

âhûr-i çerp:  

yiyip içme bolluğundan kinaye.

âhûrî:  

(f.i.) hardal.

âhuvân:  

ceylanlar, karacalar.

âhuvâne:  

(f.zf.) ahuca, âhucasına.

WhatsApp