Osmanlıca Bir Kelime Öğrenelim!
Harf-i ta'rîf:
a. gr. isimlerin mânâsını belirtmeye yarayan el harf "el-ma'lûm" gibi.
OSMANLICA KELİME ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!OSMANLICA SÖZLÜK
ahvâl:
(a.i. hâl'in c.) 1- oluşlar, bulunuşlar, durumlar. 2- başyazarı Celâl Nuri olan ve İstanbul'da yayımlanmış bir gazete.
ahvâl-i âlem:
dünyanın gidişi.
ahvâl-i hâzıra:
zamanın şartları.
ahvâl-i ism:
(gr) bütün (îrap) Türkçede mef'ûl-ün bih (tümleç / i hali),mef'ûl-ün ileyh (tümleç / e hali) gibi mef'ûl'iyet halleri.
Ahvâl-i ma'lûme:
bilinen haller, durumlar
Ahvâl-i makdûhe:
beğenilmeyen haller. ["memdûh"un zıddı]
ahvâl-i milliyye:
milli haller.
ahvâl-i mu'tâde:
alışılagelen haller, günlük durumlar.
Ahvâl-i müessife:
keder verici haller.
ahvâl-i perîşân:
perişan haller.
ahvâl-i pür melâl:
çok acınacak haller, durumlar.
ahvâl-i sıhhiyye:
sağlık durumu.
ahvâl-i siyâsiyye-i düveliyye:
devletlere ait siyasi haller.
ahvâl-i şahsiyye:
(huk) hakiki şahısların hukuki varlıklarıyla ilgili olan hukuki haller. (fr) etats civils. [doğum, evlenme, boşanma, evlat edinme, tabii bir çocuğu tanıma, ölüm vak'aları gibi].
ahvâl-i şâirâne:
şâir-âne haller ve tavırlar.
ahvâl-i tarihiyye:
tarihi haller.
Ahvâl-i umûmiyye:
umûmî vaziyet (genel durum).
ahvâl-ü şerâit:
işler, haller.
ahvâli askeriyye:
askeri durumlar.
ahvâz:
(a.i. havuz'un c.) havuzlar.
ahvec:
(a.s.) (daha, pek, çok, en) muhtaç.
ahver:
(a.i.) 1- jüpiter, erendiz, müşteri yıldızı. 2- (sf.) beyaz yüzlü, güzel gözlü [adam] 3- (sf.) zeki, akıllı.
ahyâ:
(a.i. hayy'in c.) diriler, canlılar.
ahyâ vü emvât:
diriler ve ölüler.
ahyâf:
(a.i. hayfın c.) 1- çeşitli, birbirinden farklı şeyler. 2- Süt kardeşler.
ahyân:
(a.i. hîn'in c.) vakitler, zamanlar sıralar.
ahyânâ:
(a.zf.) ara sıra, vakit vakit.
ahyânen:
(a.zf.) Ara sıra, vakit vakit.
ahyânî:
(a.zf.) ara sıra, vakit vakit. (bkz::ahyân, ahyânen)
ahyâr:
(a.s. hayyir'ın c.) iyi ve faziletli olanlar.
ahyât:
(a.i. hayt'ın c.) iplikler, ipler.
ahyâz:
(a.i. hayiz'in c.) kapalı yerlerin bölümleri, odalar, bölmeler.
ahyer:
(a.s.) fazla iyi olan.
ahyûn:
(f.i.) "yılanbaş" denilen bir ot.
ahz ü girift:
1- yakalayıp tutma, ele geçirme, esir etme. 2- dolaşık, birbiri içine girgin, karışık.
ahz ü i'tâ:
ahz ü kabz:
kendine mal etme, istimlâk.
ahz ü sirkat:
(ed) Başkasının yaptığını az çok değiştirerek, veya hiç değiştirmeden benimsemek. (bkz::intihâl)
ahz ü siyâset:
yakalama ve öldürme.
ahz- istifâ:
tamamen bitirme, tüketme.
ahz-i asker:
askere alma.
ahz-i intikam:
intikam alma, öç alma.
ahz-i mevki':
yer alma.
ahz-i sâr:
öç alma.
ahzâb:
(a.i. hizb'in c.) 1- kütleler, kıt'alar. 2- Kur'ân-ı Kerîm'de otuz cüzden herbirinin dörtte bir kısımları. 3- Kur'ân-ı Kerîm'in otuz üçüncü sûresi. Medine'de nâzil olmuştur, 73 âyettir.
ahzâr:
(a.i. hazer'in c.) endîşeler, ihtiyatlar.
ahzel:
(a.s.) beli kırılmış [adam].
ahzem:
(a.s.) 1- işini sıkı tutan, ihtiyatlı, tedbirli. 2- yüksek [yer]. 3- göğsü büyük insan veya hayvan.
âib:
(a.s.) geri dönen. (bkz::âyib)
Âid:
(a.s.) 1- ilgili, ilişikli, dolayı. (bkz::dâir, müteallik, râcî) 2- geri dönen. 3- bir hastayı ziyaret eden.
âidât-ı ticâriyye:
(eko) kanunlar ve sözleşmelerle hükme bağlanmamış ve açıkça belirtilmemiş durumlarda mevcûd ticari teamüllere dayanılmak suretiyle ödenen aidat.
âidiyyet:
(a.i.) ait olma, ilişkinlik.
âil:
(a.s.) 1- ailesini besleyen. 2- kalabalık bir ailesi olan. 3- fakir. 4- muvâzenede olmayan [terazi]. 5- aşırı. (müen. a(y)ile)
âile:
(a.i.c. âilât) 1- bir kimsenin karısı. 2- akraba. 3- ev halkı. 4- aynı gaye için çalışan kimselerin hepsi matbuat ailesi.
aişe:
(bkz:: Ayişe)
âişe-i sıddîka:
Âişe (r.a.).
âiz:
(a.s.) 1- karşılık olarak veren. 2- karşılık olarak verilmiş. [müen. âyize]
âjeng:
(f.i.) yüzde yaşlılıktan veya öfkeden dolayı beliren buruşuk.
âjig:
(f.i.) (bkz::ârîğ)
âjîr:
(f.i.) çukur, havuz, göl. 2- izdiham, kalabalık. 3- nâ're, bağırma. 4- (s) Akıllı, açıkgöz. 5- (s) çekingen. 6- (s) amade, hazır.
ak'ak:
(a.i.) saksağan.
akab-gîr:
(a.f.b.s.) tâkibeden, ardından gelen, kovalayan.
akab-gîrân:
(a.f.b.s.) kovalayanlar, ardına düşenler.
akab-ı leşker:
bir asker kolu veya kıtasının gerisi.
akab-rev:
(a.f.b.s.) 1- arkadan gelen. 2- peşe, arkaya düşmüş.