Bir Atasözü Öğrenelim!
İnsan Ayaktan, At Tırnaktan Kapar:
(Türk) Sağlığımızı korumak, türlü hastalıklardan uzak kalabilmek için ayağımızı sıcak tutmamız gerekir. Aynı zamanda da ayak birçok sinir ucunun bulunduğu yerdir. Bu yüzden pek çok hastalık insana ayaklarını üşütmesinden, ata da tırnaklarından geçer.
SON EKLENEN ATASÖZLERİ
*Sağlıklı ve İyi Yaşamanın Sırrı Yarım Yemek, İki Kat Yürümek, Üç Kat Gülmek
ATASÖZÜ ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!ATASÖZLERİ SÖZLÜĞÜ
Misafir Umduğunu Değil, Bulduğunu Yer:
(Türk) Bir yere konuk olan, ev sahibinin kendisine özel olarak yapılmış çok güzel şeyler ikram edeceğini düşünebilir. Ancak umduğuna kavuşamaz; çünkü ev sahibi, evde ne varsa onu ikram eder. Bu bakımdan özel yiyeceklerle ağırlanacağını düşünmemelidir.
Misafir Üzerine Gelen İkinci Bir Misafiri Sevmez, Ev Sahibi İse İkisini de Sevmez:
(Kürt)
Misafir ve Balık 3 Günden Sonra Zehirdir:
(Fransız)
Misafirin Önüne Aş Koy; İki Elini Boş Koy:
(Türkmen)
Misafirin Umduğu, Ev Sahibine İki Öğün Olur:
(Türk) Zararlı olarak nitelendirilebilecek misafirlerimiz elbette bulunur. Bu erdemsiz kişiler gittikleri yerde çok daha fazlasını ararlar. Belki de evinde veya başka bir yerde bulamayacakları kadar isterler, bunun hakkında dileklerde bulunurlar. Oysa ev sahibi misafirini doyurmak için bir günde yiyeceği tüm nimetleri önüne serer. Bu yüzden misafirliğin süresi 3 gün olarak anılmıştır.
Misafirin Yüzsüzü Sahibini Ağırlar:
(Türk) Bir yere misafir gidildiğinde, ev sahibinin işine karışılmaması gerekir. Ancak bazı yüzsüz insanlar misafir olarak gittikleri evde, ev sahibine utanmadan işini öğretir ve nasıl yapması gerektiğini söyleyerek ağırlama işinin üzerine alır.
Misafirlik Üç Gündür:
(Türk) Dinimize ve onunla şekillenen geleneğimize göre misafirlik hakkı üç gündür. Misafir bir yerde üç gün kalırsa ne ev sahibi bunu fazla bulur, nede misafir uzun kaldım diye üzülür. Üç günden sonrası her ikisi içinde çekilmez olur. Misafir, samimi bir arkadaş ise, üç günden sonra konuk gibi davranmaktan vazgeçmeli, ailenin bir ferdi gibi hareket etmeli ve ev sahibine yardımcı olmalıdır.
Mısıra ''Yağmur Geliyor.'' Demişler, ''Çapan Birlik mi?'' Demiş:
(Türk) Mısır suyu seven ve bol bol sulanması gereken bir bitkidir. Ancak yetişmesi için sadece bol su vermek yetmez. Ayriyeten yetişebilmesi ve bolca verim alınabilmesi için iyice çapalanması gerekir.
Misk Yerini Belli Eder:
(Türk) İyi ve güzel kokan her şey çevresine yayılır ve insanlar bu durumdan hoşnut olurlar. Aynı şekilde iyi ve güzel davranışlı insan, gittiği her yerde kendisini belli eder ve insanlara kendini sevdirir.
Miskçiyle Konuş, Miskine Bulaş; Pisçiyle Konuş, Pisine Bulaş:
(Türk) Kişinin çevresindeki insanlar, onun huylarını değiştirebilir ve farklı özellikler kazanmasını sağlayabilir. Kişi iyi insanlarla arkadaşlık edip, onlarla sohbet halinde bulunursa eğer o kişilerden iyi huy kapar. Fakat kişi kötü insanlarla arkadaşlık edip, onlarla konuşursa eğer onlardan kötü huy kapar.
Mızrak Çuvala Sığmaz (Girmez):
(Türk) Herkesin gözü önünde duran, apaçık bilinen gerçeklerin gizli tutulması, örtbas edilerek yokmuş gibi gösterilmesi imkânsızdır.
Müflis Tüccar Eski Defterlerini Karıştırır:
(Türk) Zamanında hali vakti yerinde olup, sonradan iflas eden tüccar, hem geçmişine bakarak o güzel ve rahat günlerini anarak mutlu olmaya çalışır hem de hesap defterine bakıp borcu olan var mı diye bunun derdine düşer.
Muhabbet İki Baştan:
(Türk) Birbiriyle ilişkisi bulunan iki kimsenin iyi geçinebilmeleri için yanlız birinin iyi olması yetmez; ötekininde iyi olması gerekir. Bir sabanı iki özükün çekmesi gibi, görev ve sorumlulukları karşılıklı olarak bölüşmek gerekir.
Mühür Kimde İse Süleyman Odur:
(Türk) Hz. Süleyman`ın peygamber ve hükümdar olduğunu belirten bir mührü vardı. Bu yetki gücünün işareti olarak görülmüş, burdan hareketle söze şu anlam verilmiştir: Bir işte yetki kimde ise kuvvet ondadır, onun buyrukları geçer.
Mum Dibine Işık Vermez:
(Türk) Konumu ve yapısı gereği etrafına ışık saçan mum, kendi dibini aydınlatamaz. Güçlü kişiler de uzaktakileri kollayıp kayırdıkları ve çokça yardım yaptıkları gibi kendi yakınlarına o kadar fayda sağlayamazlar. Çünkü onlar her şeyden önce çıkarlarını düşünen insanlar olmaktan uzaktırlar.
Mum Dibine Karanlık:
(Türk) Güç, mal ve para sahibi dünya insanları bu gücünü stok yapmaktan ziyade çevresindeki insanlara yedirir. Hiçbir zaman akıllarına aileleri veya yarın sıkıntıya düştüklerinde ona kol kanat gerecek insanları düşünmezler. Mumda çevresini ışıtır ancak sonunda oda eriyecek, ışık vermediği dibine gelecek ve sönecektir.
Mum Yanmayınca Pervane Dönmez:
(Türk) Eski zamanlarda mum yanınca ışığın yanına pervane adı verilen böcekler gelir ışığın etrafında dönermiş. Bu böcekler güzele aşık olan ve onun etrafında pervane olan aşıklara benzetilirmiş. Yani güzel olan bir şeyin uğruna yanıp tutuşanlar için, o güzel şeyin ortaya çıkıp görünmesi gerekir.
Mürüvvete Endaze Olmaz:
(Türk) Yiğit, mert, iyiliksever, cömert olmanın ne ölçüsü, ne de sınırı vardır. Kişi bu hasletlerini olabildiğince geniş ve sınırsız tutabilir; tuttuğu oranda da kendini değerli, eşsiz bir insan yapar.
Müşteri Her Zaman Haklıdır:
(İngiliz)
Mütevazı Buzağı İki Anneden Beslenecektir:
(Polonya) (alçak gönüllülüğün yararı)
Mutlu Doğmak, Zengin Doğmaktan İyidir:
(İngiliz)
Mutluluk Herkesin Hayatından Bir Kere Geçer:
(Avustralya)
Namaza Meyli Olmayanın Kulağı Ezanda Olmaz:
(Türk) Müslümanların günde beş kez yapmaları dince buyurulan ve dua okuyarak kıyam, rükû, sücut, kuut denilen beden durumlarını, kuralınca tekrarlayarak Yüce Allah`a edilen bir ibadettir namaz. Buna salât da denir. Namaza çağrı işareti de ezandır. Namazı gerçekten kendine bir görev bilmiş olanlar, onun vaktini dört gözle beklerler ve onun çağrı işareti olan ezana da kulak verirler. Namaz ve ezan arasındaki bu ilişkiden hareketle, atasözü şu anlamı vermek için söylenir: Kişi bir işin esasıyla ilgileniyor ve ona karşı istek duyuyorsa, o şeyin ayrıntılarıyla da ilgilenir; istemiyor ve ilgilenmiyorsa ayrıntılarıyla da uğraşmaz.
Namussuzun Postu Geniş Olur:
(Kürt)
Nar Üstüne Turp Yenmez:
(Türk) Güzel işlerin arkasından, kötü şeyler yapmak hoş bir davranış değildir. Narın arkasından turp, limon gibi yiyecekleri tüketmek güzel olmaz. Aynı şekilde bir işte başarılı olup, övgü bekleyen insan azarlanmaz ve ona kötü söz söylenmez.
Nasihat İstersen Tembele İş Buyur:
(Türk) Tembel kişiye iş verilirse, o kişi verilen işi yapması gereken yerde, işin yapılmaması gerektiğini söyler. Bu işi yapmamak için başka yollar gösterir ve utanmadan karşısındakine öğüt vermeye kalkar. Bir yolunu bulup işten kaytarmaya çalışır.
Nasihat Tutmayanı, Musibet Tutar:
(Türk) Her nasihat, bir deneyim sonucu kişinin edindiği hayat tecrübesidir. Mantıklı davranan insanlar kendilerine verilen nasihati dinler ve yararlanır. Aynı şekilde yapacağımız bir işten emin değilsek, bir büyüğümüzden fikir alabiliriz. Bunlara uygun yaşayan insanlar hata yapmaz ve başlarına gelecekleri bilirler. Fakat verilen nasihatleri dikkate almayan kişinin hata yapması kaçınılmazdır.
Nasıl İndireceğini Bilmediğin Eşeği Dama Çıkarma:
(İran)
Nasıl Yapabileceğini Bilmek, Yapmaktan Daha Zordur:
(Çin)
Nasipsiz Köpek Kurban Bayramında Köy Dışında Bulunur:
(Türk) Bir kişinin basireti bağlanmış, kıtmeti kapanmış ise ona yapılacak hiçbir çözüm yoktur. Allah'a sığınmaktan başka meşakat onu kurtarmayacaktır. Etrafında ne kadar bolluk ve bereket olsa, çok çok dünya malı dolansa, ona denk gelmeyecek, yakınından bile geçmeyecektir. Kişilerin şansı kapandığında çırpınması, çaba göstermesi hiçbir anlam ifade etmez.
Nasipsiz Köpek, Kurban Bayramında Dağa Çıkar :
(Türk) Kısmeti kapanan insanlar ne kadar çaba gösterseler de, bunu aksine çeviremezler. Dünya malı, bolluk ve bereket onu bulmaz, kısmeti gittikçe kapanır. Böyle durumlarda Allah'a sığınmaktan başka hiçbir çare yoktur. Nasip istenir, yalvarılır, eğer kötü bir durum içinde bulunuluyorsa tövbe edilir, af dilenir.
Nasipten Öteye Yol Yok:
(Türk) Herkesin Allah tarafından verilmiş nasibi vardır. Bir kişi bazen bir şeyi elde etmek için çabalar ve fazla emek sarf eder. Ancak istediği şey nasibinde yoksa eğer onu elde edemez. Allah, o kişiye neyi nasip etmişse, kişi ona kavuşur.
Ne Akıl Ne Kalem İste, Bak ve Yaz:
(Arnavut)
Ne Dilersen Eşine, O Gelir Başına:
(Türk) Kişi, başkaları için ne dilerse kendi başına da o gelir. Bir kişiye iyilik dilersen, iyilik görürsün; kötülük dilersen, kötülük görürsün. Bu yüzden iyi şeylerle karşılaşabilmek için kimsenin kötülüğü düşünülmemeli ve hep iyi olan istenmelidir. Bu hayatta iyilik de kötülük de karşılıklıdır.
Ne Doğrarsan Aşına, O Çıkar Kaşığına:
(Türk) Kişi, çalışma miktarına ve biçimine göre karşılık görür. Çok ve iyi çalışan iyi, az ve kötü çalışan da kötü sonuçla karşılaşır. Elde edilen verimin iyi veya kötü olmasında niyetin rolü de büyüktür.
Ne Dostuna Ne Düşmanına Ağzını Bozma:
(Arnavut)
Ne Ekersen Onu Biçersin:
(Türk) Nasıl davranırsan öyle karşılık görürsün. Birine kötülük yapan ondan kötülük, iyilik yapan da iyilik görür.
Ne Kadar Az Yüksekten Uçarsan, Düştüğün Zaman O Kadar Az İncinirsin:
(Tibet)
Ne Kadar Çabuk Çimleri Biçersen ; Çimler O Kadar Çabucak Büyür:
(Arnavut)
ne kadar çok bilirseniz o kadar az ihtiyacınız olur:
(aborjin)
Ne Karanlıkta Yat, Ne Kara Düş Gör:
(Türk) İleride zarara uğrayıp üzülmek istemiyorsan, karşına çıkabilecek tehlikelere karşı şimdiden tedbir al.
Ne Oldum Dememeli, Ne Olacağım Demeli:
(Türk) Kişi ummadığı bir duruma ulaşabilir, varlıklı ve başarılı olabilir. Bu duruma ulaşan kimse çok şımarmamalı, sağında solunda bulunan kimseleri küçük görmemeli, bu durumun sürüp gideceğini düşünmemelidir. Yarın elinde olanı, bulunduğu konumu kaybedeceğini ve kötü duruma düşeceğini de hesaba katmalıdır.
Ne Verirsen Elinle, O Gelir Seninle:
(Türk) Yaşadığı sürece yoksula, yetime, yolda kalmışa yardım eden, onları doyurup giydiren ve gözeten kimse, bunların karşılığını öbür dünyada alacaktır. Hatta Yüce Allah, ona kat kat fazlasıyla verecektir.
Ne Yavuz (Azgın) Ol Asıl, Ne Yavaş (Şaşkın, Miskin) Ol Basıl:
(Türk) Sertlikten kaçın, ona buna saldırıp kimseyi ezme, yoksa seni kötü biçimde cezalandırırlar. Çok sessiz, uyuşuk, pısırık, korkak ve yumuşak da olma; yoksa seni hırpalayıp ezerler. İkisinin ortası bir yol izle.
Neden Birbirimizi Öldürüyoruz ki Biraz Beklesek Zaten Kendiliğimizden Öleceğiz:
(Çin)
Nefesin El Verirse Borazancı Başı Ol:
(Türk) İnsanlar, bir iş yaparken yeteneklerinin ve gücünün bilincinde olmalı. Yoksa gücünün yetmeyeceği işler yapıp da başarısız olursa kişi büyük bir hayal kırıklığına uğrar. Fakat kişi gücüne güveniyorsa ve inanıyorsa büyük işlere girişmelidir.
Nefret ve Sevgi Dilden Çıkınca Vücut Bulur:
(Zazaca)
Nefreti Tedavi Edebilecek Hiçbir İlaç Yoktur:
(Afrika)
Nefsini Islah Etmeyen, Başkasını Islah Edemez:
(Kürt)
Neler Gelmez Felekten, Develer Geçer Elekten:
Eğer insanın talihi açıksa nasibini ummadığı, beklemediği yerlerden kazanır.
Nerde Birlik, Orda Dirlik:
(Türk) Hangi yerde, toplumda duygu, düşünce ve inanç birliği varsa dirlik ve düzenlik de oradadır. Orada insanlar mutlu, huzurlu, başarılı ve uyumlu bir hayat sürerler.
Nerde Çokluk, Orda Bokluk:
(Türk) Birlikte iş yapmak üzere toplanan çok sayıda kişiden aynı anda fikirler, aynı anda sesler yükseleceğinden ötürü iş yapmak zorlaşır, mümkün olmaz hale gelir. Bu yüzdendir ki; dinlemeyi bilmeyen çok sayıda kişiyi bir araya herhangi bir maksatla getirmek zararlı ve sonuçsuzdur. Zıtanlamlısı:: Bir Elin Nesi Var İki Elin Sesi Var
Nerde Hareket, Orda Bereket:
(Türk) Hareket olan yerde bolluk olur. Çünkü orada devamlı iş, çalışma ve üretim vardır. Üretimin olduğu yerde de yokluktan değil, bolluktan söz edilir ancak.
Nerede İki Kişi Dövüşürse, Orada Üçüncü Kişi Kazanır:
(Polonya)
Neren Ağrırsa Canın Orda:
(Türk) İnsan için hayat kaynağı olan canının, vücudumuzda belli bir yeri yoktur. Bedenimizin bir yeri ağrıyınca canımız orada kendini gösterir, sanki "ben burdayım" der.
Nereye Düştüğüne Bakma Ama, Nerede Uyuduğuna Bak:
(Afrika)
Nereye Gitsen Okka Dört Yüz Dirhem:
(Türk) İki kere iki dört eder, emek olmadan yemek olmaz. Bunlar herkesin kabul ettiği gerçeklerdir. Gerçek, yer ve zaman ne olursa olsun değişmez.
Neşeli Yol Arkadaşı Yolu Kısaltır:
(Avusturya)
Nikâhta Keramet Vardır:
(Türk) Nikâh evlenenleri sevgi bağıyla bağlar. Daha önce tanışmadan evlenenler, evlendikten sonra anlaşır ve birbirlerini severler. Bekâr durmaktansa evlenmek yeğdir
Nisan Yağar Sap Olur, Mayıs Yağar Tahıl Olur :
Nisan ayında yağan yağmur ekinlerin sapını geliştirir ve boylarını büyütür. Mayıs ayında yağan yağmur da buğday başaklarını ve tanelerini olgunlaştırır. Bu durumda da ekinler daha verimli olmuş olur.
Nisan Yağmuru Mayıs Çiçeği Getirir:
(Kanada)
Nisan Yağmuru: Altın Araba, Gümüş Tekerlek :
(Türk) Nisanda yağan yağmur, ürünleri bollaştırır; çiftçiyi zengin eder, tüketicinin de yüzünü güldürür. Dünya edebiyatında nisan yağmurları üzerine şiirler yazılmış, bu yağmurların getirdiği bolluk ve sevinç dile getirilmiştir.
Niyet Hayır, Akıbet Hayır (Selâmet):
(Türk) Bir şeyin yapılması önceden iyi niyetle istenip düşünülmüşse, o şeyin sonu hayırlı olur. Kötü niyetle yapılan işten hayır gelmez.
O Hacı, Bu Hacı, Kim Olacak Boyacı?:
(Türk) Kişi, görevi olan ve üzerine düşen işi yapmaktan kaçmamalıdır. Herkes işini yapmayı bırakıp, başka şeylerle ilgilenir ve keyfine bakarsa eğer işler aksar, bu da düzenin bozulmasına neden olur. Aynı zamanda herhangi bir işi yapamaya insan bulunmaz.
Öbür Dünyadan Kimse Kafası Kırık Gelmedi:
(Gürcü)
Ocağın Yakışığı Odun; Evin Yakışığı Kadın:
(Türk) Toplumumuza göre çocuk sahibi olmak, soyu devam ettirmek önemlidir. Kişinin yalnız yaşaması ve bekar kalması hoş karşılanmaz. Bir evde kadın olması, ortamı güzelleştirir ve mutlu bir yuvayı oluşturur. Bu yüzden her evin yakışığı kadındır.
Ocak İçinden Tutuşur:
(Türk) Ocak yakarken ateşi ortaya koymak gerekir. Çünkü ortasından yanan ateş kolay kolay sönmez ve ortasından doğru etrafına yayılır. İnsanların dert çekenleri de bu şekildedir. Bir insan, gerçekten acı çekiyorsa çevresine bunu pek belli etmez. Eğer kişi bu durumunu çevresine duyuruyorsa derinden yanmıyor demektedir.
Ödünç Alan, Özgürlüğünü Satar:
(Alman)
Ödünç Güle Güle Gider, Ağlaya Ağlaya Gelir:
(Türk) İleride geri alınmak şartıyla verilen para, eşya ya da herhangi bir mal her iki tarafı da mutlu eder. Veren yardımcı olduğu, alan da ihtiyacını gördüğü için sevinir. Ancak geri verme zamanı gelince bu sevinç kaybolur. Çünkü çoklukla geri ödeme ya çok geç yapılır, ya da ödünç olarak verilen şeyin yıprandığı görülür. Bu durum ödünç verenle, ödünç alanın arasını açar; dostlukları bozup zedeler.
Oduncunun Gözü Omçada, Dilencinin Gözü Çömçede:
(Türk) Kişiler iş, meslek ve durumlarına göre kendilerine gerekli olan şeylerin peşine düşerler; onları elde etmeye çalışırlar.
Odununu Kendi Kesen, İki Kere Isınır:
(Amerikan)
Öfke Baldan Tatlıdır:
(Türk) Sinirlendiren, damarına basılan kimse, buna sebep olana bağırıp çağırmaktan, içini boşaltmaktan bir ferahlık, dahası bir haz duyar. Zıtanlamlısı:: Öfkeyle Kalkan Zararla (Ziyanla) Oturur
Öfke Yarına Ertelenebilecek Tek Şeydir:
(Çek)
Öfkede (Öfkeli İnsanda) Akıl Olmaz:
(Türk) Mantıklı düşünmek için sakin düşünmek gerekir. Öfke halinde insan sakin olamayacağından mantıklı düşünemez. Mantıklı düşünemeyince de akılsızca işler yapar.
Öfkenin Gözü Yoktur:
(Hint)
Öfkeyle Kalkan Zararla (Ziyanla) Oturur:
(Türk) Öfkesine kapılarak iş gören sonunda güç duruma düşer. Çünkü öfkeli, kızgın, sinirli insan iyi düşünemez, olup biteni iyi göremez, sonucu iyi hesaplayamaz. Bu yüzden de yanlış iş yapar. Eşanlamlısı:: Keskin Sirke Küpüne (Kabına) Zarar Verir Zıtanlamlısı:: Öfke Baldan Tatlıdır
Oğlan Anası Kapı Arkası, Kız Anası Minder Kabası :
(Türk) Evlendikten sonra, gelin eşinin annesini evde pek fazla istemez ve hep ona gidecek gözüyle bakar. Fakat gelinin kendi annesi pek bir kıymetlidir. Onu koruyup kollar ve baş köşelere oturtur.
Oğlan Atadan Öğrenir Sofra Açmayı, Kız Anadan Öğrenir Biçki Biçmeyi:
(Türk) Çocuklar, aileleriyle yaşadığından dolayı sürekli anne ve babalarından yeni şeyler görüp, öğrenirler. Çoğunlukla erkek çocukları yapması gerekenleri babasından, kız çocukları da yapması gerekenleri annesinden öğrenerek vakti geldiğinde uygularlar.
Oğlan Babadan Öğrenir Meclis Gezmeyi, Kız Anadan Öğrenir Sofra Yazmayı:
(Türk) Erdemli insanlar gelenek ve görenekleri ile yaşarlar. Doğru olan ve kişilere zarar vermeyen gelenek, görenek nesiller boyunca çocuklara aktarılır. Bu yaşantı daha önce dedelerden, atalardan tecrübe edildiği için çok az hata şansına sahiptir. Çocuklara erkenden verilecek bu doğru bilgiler onların erken yaşta ergin olmasına, erdem kazanmasına yardımcı olur. Eğitim verilmeyen genç bir erkek görgüsüz, kız çocuğu ise işe yaramaz olarak nitelendirilir.
Oğlan Dayıya, Kız Halaya Çeker:
(Türk) İnsanların doğuştan gelen bazı genetik özellikleri mevcuttur. Bu özelliklere göre de genellikle oğlan çocukları dayısına, kız çocukları da halasına benzetilir.
Oğlan Doğur, Kız Doğur; Hamurunu Sen Yoğur :
(Türk) Bir anne kız da doğursa, oğlan da doğursa en büyük sorumluluk ve çocukları büyütme görevi babadan çok anneye aittir. Anne hem çocuklara bakar hem de evin tüm işini kendisi yapar. Bu yüzden anne olmak kolay iş değildir.
Oğlan Doğuran Övünsün, Kız Doğuran Dövünsün :
(Türk) Eski zamanlarda, aileler erkek çocukları olduğu zaman sevinir, kız çocukları olduğu zaman üzülürlerdi. Çünkü insanlar, soylarının oğlan çocuktan devam etmesini ve işlerin babadan oğlana kalmasını isterdi.
Oğlan Doğurdum, Oydu Beni; Kız Doğurdum, Soydu Beni:
(Türk) Bazı erkek çocuklar, kız çocuklarına göre daha yaramaz ve haylaz olurlar. Bazı kız çocukları da giyimine, süsüne pek fazla önem verdiği için ailelerine biraz fazla para harcatırlar. Bu yüzden de hem anne hem de baba çocuklarını büyütürken sıkıntı çekerler.
Oğlan Getir, Kız Getir; Yine Odun Yükünü Sen Götür :
(Türk) Kişi erkek çocuk da doğursa, kız çocuk da doğursa büyüyünce sadece kendilerine faydaları olur ve kendilerini düşünürler. Bu yüzden tüm işler yine doğurana kalır.
Oğlan Olsun Deli Olsun, Ekmek Olsun Kuru Olsun :
(Türk) Bazı yerlerde erkek çocuklarına, güç gerektiren ağır işler verildiğinden dolayı aileler deli de olsa erkek çocuk isterler. Bazı geçim sıkıntısı çeken insanlara da karınlarını doyurabilmek için kuru ekmek yeter.
Oğlan Yemiş Oyuna, Çoban Yemiş Koyuna Gitmiş :
(Türk) Bir iş için bir arada bulunan insanlar, işlerini gördükten sonra gereken yerlerine geri dönerler. Kaldıkları yerden devam ederek hayatını sürdürürler.
Oğlanın Şaşkını, Babasının Zenginliğini Metheder :
(Türk) İnsanların bilmelerini gerektirmediği konuları açık saçık, ulu orta konuşan insanlar ne yaptıklarını bilmeksizin densiz densiz sohbet ederler. Bu kişiler yaptıkları övgü ile karşısındaki kişileri rahatsız edebilir, methettikleri insanları ise farklı niteliklere sokabilirler.
Oğlanınki Oğul Balı, Kızınki Bahçe Gülü:
(Türk) Büyükler, torunlarını çocuklarını sevdikleri gibi sever ve onları kayırmazlar. Torun, erkek evlattan olursa ''oğul balı'' kız evlattan olursa ''bahçe gülü'' olarak sevilir.
Oğlum Deli Malı Neylesin, Oğlum Akıllı Malı Neylesin :
(Türk) Oğlan deli olursa, babasından kalan malı nasıl harcayacağını bilemez, planlı bir harcama yapamaz ve parayı har vurup harman savurur. Bu yüzden para hemen çarçur olur, elde bir şey kalmaz. Akıllı oğlan ise babadan kalan mirasa ihtiyaç duymaz ve güvenmez, kendi çalışıp kendisi kazanır.
Öğrenmeye Devam Edin, Çünkü Bilgi Gücün Anahtarıdır:
(Polonya)
Öğretmek Öğrenmektir:
(Japon)
Öğretmenin Aşağılamaları Babanın Övgülerinden Daha İyidir:
(İran)
Öğüt, Bir Hazine Kadar Değerli Olduğu Halde Bedava Verilir:
(Türk) Tecrübeli ve erdemli kişiler çevresindeki insanlarında doğru yolda olmaları için öğütlerde bulunurlar. Bu tecrübelerin akıbetinde ağır ve zor yaşantılar olduğunu düşünmeden insanlar bunu kulak ardı eder. Halbuki bu öğütler zarar görmeden karşısındaki insana verilen en kıymetli değerlerdir ve hiçbir zaman bundan çıkar güdülmez.
Öksüz Hırsızlığa Çıkmış, Ay İlk Akşamdan Doğmuş :
(Türk) Talihi olamayan kişinin hiçbir işi yolunda gitmez. Bu kişi bir iş yapmaya kalkıştığı zaman veya bir şeyden yararlanmak istediği zaman akla hayale gelmeyen engeller başına gelir ve hiçbir şeyden faydalanamaz.
Öksüz Kuzu Toklu Olmaz:
(Türk) Öksüz bir kuzu, yeteri kadar beslenemediği için gelişimini tamamen sağlayamaz ve erkenden ölür. Öksüz bir kimse de aynı şekilde ona destek olan, koruyucusu olan ve elinden tutan olmadığı için pek bir şey başaramaz ve önemli yerlere gelemez.
Öksüz Oğlan Göbeğini Kendi Keser:
(Türk) Öksüz çocuklar, yanlarında onlara destek olacak kimse olmadığı ve onlara yardım edecek kimseleri olmadığı için, her işlerini kendi başlarına yapmak zorunda kalırlar. Bu durumda da yalnız başlarına iş yapıp, kararlarını tek başlarına almayı öğrenirler. Onların en büyük yardımcısı Allah'tır.
Öksüze Acıyan Çok, Ama Ekmek Veren Yok:
(Türk) Bir kişi zor koşullarda yaşıyorsa veya kötü bir durumdaysa, o kişiye acıyan çok olur. Bir kişiye uzaktan acımak kolaydır. Fakat önemli olan zor durumdaki kişiyi, zor durumdan kurtarmak ve ona yardımcı olmaktır.
Öksüzün Karnına Vurmuşlar ''Vay Arkam!'' Demiş :
(Türk) Yaşamda yalnız başına yer alan, koruyanı kollayanı, arkasında duranı ve ona sahip çıkanı olmayan kimse sürekli haksızlığa uğrar ve itilip kakılırlar. Bu kişiler haksızlığa uğradıkları zaman üzülürler ve hep arkasında birilerinin olmasını isterler.
Okuduğun Her Şeye İnanacaksan, Hiç Okuma Daha İyi:
(Japon)
Okumak Avlamaktır, Yazmak Kayıttır:
(Zazaca)