Bir Atasözü Öğrenelim!
Taşa Çıkan Keçinin, Ağaca Çıkan Oğlağı Olur:
(Türk) Bk. “Ağaca çıkan keçinin, dala bakan…” Taş düştüğü yerde ağırdır (Taş yerinde ağırdır). Herkes, her şey kendi çevresinde önem taşır. Çünkü kişi bulunduğu yerde tanınmış, kendisine bir çevre edinmiş, hatırı sayılır bir yere gelmiştir. Yabancısı olduğu bir yerde yeterince tanınmadığı gibi kıymeti de bilinmez.
SON EKLENEN ATASÖZLERİ
*Sağlıklı ve İyi Yaşamanın Sırrı Yarım Yemek, İki Kat Yürümek, Üç Kat Gülmek
ATASÖZÜ ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!ATASÖZLERİ SÖZLÜĞÜ
Atlı, İtli Sığmış, Bir Çocuk Sığmamış:
(Türk) Doğal hayatta karşılaştığımız bariz durumlardan birisidir. Yaramaz çocuklar bir yere gidilirken pek alınmazlar, ailesi dışındakiler tarafından da haz edilmezler. Gidilecek yere herşey götürülse ve konu çocuğa dönse, götürülmek istenmez, yer yok gibi bahaneler sunulur. Günümüzde üvey aile reislerinin çocuklarına çokça yaptığı bilinmekte ve görülmektedir.
Atlıya Saat Olmaz:
(Türk) Elinde bol imkanlar olan kimse, uzun bir süre içinde yapılabilecek işi çok kısa bir zamanda yapabilir. Aynı zamanda aceleci insanlarda da, işini doğru bitirmesi yada bitirememesi önemli olmaksızın hızlı ve süratli bir şekilde işini toparlamasıdır.
Atlıya Selam Kelam, Eşekliye Sonra Gine Gelem :
(Türk) İnsanlar sohbet edecekleri, ziyaretine gidecekleri, derdini paylaşacakları insanları özenle seçerler. Hürmet kişiliğe göre verilir ve saygı ona göre gösterilir. Dünyanın tüm zamanı insanlar, karşısındaki insanların kişiliklerine göre harcayacakları zamanı seçmiş ve öyle davranmışlardır.
Atmaya Niyeti Olmayan Kürt, Taşın Büyüğüne Sarılır :
(Türk) Niyeti kötü olan kişiler, karşısındaki için zarar verici olay şeyleri düşündükleri andan itibaren bunu fırsat bilirler ve ellerinden gelenin daha büyüğünü yapmak için zaman güderler. Bu zamanı yakaladıkları an yapabilecekleri kötülüğün en adi olanını uygularlar. Önemli olan bunu kafalarına koymalarıdır.
Atta Karın, Yiğitte Burun:
(Türk) İyi koşan, sağlıklı ve bakımlı atın karnı büyük olur ve atlar için bu makbuldür. Yiğit erkeğin de burnu büyük olur.
Atta, Avratta Uğur Vardır:
(Türk) Toplulumuzda evlenmek, at sahibi olmak gibi şeyler bize mutluluk getirir şeklinde düşünülmektedir. Halk inanışına göre at sahibi olmak evin uğurudur, evlendiği kadın da evine uğur getirir.
Attan Düşen Ölmez, Eşekten Düşen Ölür:
(Türk) Bilenler bilir; atlar köpekler gibi sadık hayvanlardan biridir. Sahibini, binicisini benimserler ve çok dikkatli hayvanlardır. Binici kişi üzerinden düştüğünde bu dikkatinden dolayı üzerine basmazlar. Eşekler ise tam tersi davranışları sergilerler. Hatta çifte atarak bunuda pekiştirirler. Bu atasözünde bahsedilmek istenende buna benzer, bizi benimseyen tüm durumlarda yapacağımız hatalar bize zarar vermez, tersi olaylarda ise büyük ölçüde ziyanlar oluşur.
Attan Düşene Yorgan Döşek, Eşekten Düşene Kazma Kürek:
(Türk) Soylu, erdemli ve bilir kimseler yüzünden başımıza gelen zarar ve ziyanları çabuk atlatırız. Soysuz kimselerden gelen felaketi ise kolay kolay atlatamayız. Bunun sebebi bunu hazmedememiz olmaktadır.
Attan İndi Eşeğe Bindi:
(Türk) Kişiler bazı gururlu hallerinde hatalara düşerler. Ellerindeki varlıklardan olurlar ve sonunda öncekinden daha kötü bir duruma düşerler. Sürekli olarak aklımız başımızda olmalı, hatalara düşüp elimizdekileri kaybetmemeliyiz.
Attığın Taş Ürküttüğün Kuşa Değmez:
(Türk) Bir işi yapmak için kullanılacak kaynak eğer işin sonunda elde edilecek getiriden daha küçükse bu işi yapmaya değmez. Sonuçta manen yada dünya malı olarak dönecek getiri harcanandan az ise, kaybetmiş oluruz. Gözle görülür durumlarda bu hatalara düşülmemeli, görülemeyen hallerde ise bir bilene danışmalıdır.
Av Avlayanın, Kemer Bağlayanın:
(Türk) Bir uğraş vererek bir şeyi ele geçiren kimse, onu hak eder; o, onundur. Doğrusu ve yakışık alanı da budur. Aksini düşünmek yanlıştır. Bunun yanında, bir şey, onu kullanmasını becerip faydalanmasını bilenindir
Av Köpeği Avdan Kalmaz:
(Türk) Bazı insanlar tembeldir ve iş yapmaktan bir haberdir. Bu tür kişiler her zaman hazır olana konmaya bayılırlar ve bunu huy edinirler.
Av Vuranın Değil, Alanın:
(Türk) Bir şeyin sahibi o maldan yararlanmıyor, onu kullanmıyorsa ve o maldan başkası yararlanıyor ise o malın asıl sahibi ondan yararlanan kişidir. Kişi her ne kadar emek harcamadan yararlanılmayan bir malı kullanıyor olsa da onu elde eden kişi tarafından kullanılması bu kişinin hakkıdır.
Ava Gelmez Kuş Olmaz, Başa Gelmez İş Olmaz:
(Türk) Uçsuz bucaksız gökyüzünde uçan, istediği yere ulaşabilen kuşlar bile avlanmak tehlikesinden kurtulamazlar. Hele usta avcılar da varsa tehlike daha da artar. İnsanlar da benzer biçimde tehlikelerden uzak değillerdir. Hiç ummadıkları çeşitli felâketlerle karşılaşabilir, dert ve sıkıntılara düşebilirler. İnsan kendini ne kadar güvenlik alanına çekmeye çalışırsa çalışsın dert, sıkıntı, tehlike, kaza ve türlü işlerden yakasını kurtaramaz.
Ava Giden Avlanır:
(Türk) Bir çıkar sağlamak için birilerine tuzak kuran, onları aldatan, onlara zarar vermeye çalışan kimse, yapmaya çalıştığı kötülüğe kendisi düşer; zarara uğrar. Zıtanlamlısı:: Atın Ölümü Arpadan Olsun
Avcı Nanca Al Bilse; Ayı Onca Yol Bilir:
(Türk) Şu dünyanın insanları diğer kişileri kandırmak için ne kadar farklı yollar kullanırsa kullansın, kandırılmak istenen kişi her zaman farklı çözümler ile bu sorunu atlatır. Bu atasözünde avcı ne kadar yol denerse denesin, hile yaparsa yapsın, ayı bütün yolları bilir, o kadar yol görmüştür şeklinde anlatılmak isteniyor.
Avcı Ne Kadar Hile Bilse, Ayı O Kadar Yol Bilir :
(Türk) İnsanların iyi görünmelerine kanmayan tecrübeli, olgun ve aklı selim insanlar hiçbir zaman aynı hataya düşmezler. Karşısındaki kişiler ne kadar çok farklı yol deneyerek onu kandırmak istesede o kanmaz, kimsenin oyununa gelmez. Hatta ve hatta sonuçlarını bile tahmin edebilir.
Avlayacaksan En Zayıf Geyiği Avla, Çünkü Sağlam Olanlar Yeni Neslin Devamını Sağlayacaktır:
(Kızılderili)
Avradı Er Zapt Etmez, Ar Zapt Eder:
(Türk) Geleneğimiz gereği kadınlar bizim namusumuzdur. Namusumuzun başında bekçilik yapmak, onun sürekli sorunsuz olduğunu takip etmek elbette bize münasır değildir. Namus kavramı aslında erkeklerin koruyabileceği bir unsur değildir. Erkek namusun sadece askeridir. Korunması ise kadın tarafından yapılır. Ar düşüncesi, namus kavramı kadının kafasında doğru bir şekilde bulunduğu sürece kadınlar sorun çekmezler. Çekecekleri konumda ise namusunu emanet ettiği erkek devreye girer, hayat bu şekilde sürer, gider.
Avradı Eri Saklar, Peyniri Deri:
(Türk) Bazı şeylerin korunmaya ihtiyacı vardır, korunması gerekir. Ama her şeyin korunma yöntemi farklıdır. Her şey durumuna göre yöntemlerle korunup, saklanır.
Avradın (Karının) Dolaşığı, Akşamdan - Sabaha - Kor Bulaşığı:
(Türk) Sağda solda çok gezen, cirit atan kadın kendi işlerini aksatır, evinde yapılması gereken işlerini yapmaz. Bugün bitirmesi gereken işler gezmek ve tozmak yüzünden bir sonraki güne kalır; ortalık harap olur.
Avrat Malı, Kapı Mandalı (Tokmağı):
(Türk) Eve giriş yaparken kapının mandalı veya tokmağı vurulur. Bir kadınla evlilik yaparken sırf malı mülkü için evlenen kişiler de bunu hep kadının yüzüne vurur. Gelenek ve göreneklerimize göre bir kadınla malı için veya güzelliği için evlenilmez. Çünkü bunlar geçici şeylerdir, baki kalacağına inanılmamalıdır. Bir kadınla evlenirken ilk planda olan şey iyi ve güzel ahlakıdır, bu eve bereket getirir. Yani eş seçerken malını ilk planda tutmamak gerekmektedir.
Avrat Var Ev Yapar, Avrat Var Ev Yıkar:
(Türk) Kimi becerikli, iyi huylu kadınlar vardır ki, yoksulluk içinde bile olsa onlar eve bir çeki düzen verir; temiz tutar, evi yaşanacak hâle getirirler; içten, samimî davranışlarıyla yuvalarını mutlulukla doldururlar. Kimi kadınlar da vardır ki, huysuzlukları, beceriksizlikleri, kötü davranışlarıyla ailenin düzenini ve mutluluğunu bozarlar. Bolluk içinde bile olsalar, onların tertipsizlikleri, düzensizlikleri, beceriksizlikleri yüzünden ailede huzur kalmaz; onların bu tabiatları yüzünden aile kötüye gider, perişan olur ve sonunda yıkılır.
Ay Bozmaz, Süt Kokmaz. Kokarsa Ayran Kokar, Çünkü Aslı Süttür:
(Türk) Ayın şekli aslında hiç değişmez, sadece dünya araya girerek ayı gölgelendirir ve ona hilal veya yarım ay görüntüsünü kazandırır. Sütte tıpkı bunun gibi kokmaz, sütten türeyen ürünler bozulur, kokarlar. Asıl olan her zaman sağlam olarak kalır. Hayatta yaşanan olaylarda bu şekildedir, sorun yaşanan problem eğer büyüyorsa ve tehlike arz ediyorsa, bunun kaynağına inmek gerekir, sorunsuz olan en başına dönmek sorunu çözmeye yeterli olacaktır.
Ay Buluttan Çıksın da Gör, Ayva Tüyünü Atsın da Gör :
(Türk) Daha yeni doğan çocuk hakkında konuşmak ve yorum yapmak çok erken, biraz büyüsün. Kızsa serpilsin, erkekse boy atsın; ondan sonra bakın siz onun güzelliğine, yaratılışındaki mükemmelliğe. Bazı şeyler konuşmak için çok erken olabilir, herşeyin zamanını beklemek lazımdır.
Ay Çıkınca Yıldızların Ne Yararı Olur:
(Arap)
Ay Görmüşün Yıldıza Minneti Yoktur:
(Türk) Bir şeyin daha üstününe, daha güzeline ve daha değerlisine alışmış ve bunları bu şekilde görmüş olan kişi, bu değerlerin altında gördüğü bir şeyi beğenmez, onun dikkatini çekmez. Bu durumda diğer şeylere ilgi göstermez.
Ay Işığında Ceviz Silkilmez:
(Türk) Bir işten iyi, verimli bir sonuç alınmak isteniyorsa, o işin şartları da, araçları da yeterli ve uygun olmalıdır. Aksi takdirde kötü bir sonuçla karşı karşıya kalması mukadder.
Ay Var Yılı Besler, Yıl Var Ayı Besler:
(Türk) İnsanlar iş hayatlarında ve geçimlerinde ara ara zorluklar yaşamak zorunda kalabilir. Öyle bir zamanlar olur ki kişi bir ayda kazandığı kazançla, gelirle bir yılını rahatça geçirebilir. Ama yine öyle bir zaman olur ki bir yılda kazandığını bir ayda kazanamaz, bir yıllık kazancı kişiyi bir ay geçindiremez hale gelir ve güç duruma düşer. Bu yüzden iş hayatında ve ekonomimizde bu gibi durumları göz önüne alarak hareket etmek gerekir.
Ayağa Değmedik Taş Olmaz, Başa Gelmedik İş Olmaz:
(Türk) Hayat öyle pürüzsüz, gailesiz değildir. İnsanoğlu yaşadığı hayat süresince çeşitli engeller, güçlükler ve olaylarla karşılaşır. Sıkıntılara, çeşitli felâketlere uğrar. Kimi zaman tersi de olmaz değildir, rahata ve mutluluğa da kavuşur.
Ayağı Yürüten Baştır:
(Türk) Bedensel hareketlerimizin tümü beynin bulunduğu kafaya bağlıdır, kafaya göre bir yön tutar ve gelişir. Bunun gibi bir işçinin verimli iş yapmasını, bir toplumun dirlik düzenlik içinde yol tutmasını da başta bulunan yöneticiler sağlar.
Ayağın Sığmayacağı Yere Baş Sokulmaz:
(Türk) Küçük ve dar olan yerlere, kütlece daha büyük şeyler koyulmaz, bunların oraya sokularak durması sağlanamaz. Ayrıca hayattaki olaylar gibi, küçük ve meşakatsiz bir işe çok daha büyük değerler yüklenemez. Örneğin küçük bir iş yerinin içine çok daha büyük bir iş yükünün eklenmesi gibi sağlıksız ve hatalı olur.
Ayağını Sıcak Tut, Başını Serin; Gönlünü Ferah Tut, Düşünme Derin:
(Türk) Sağlıklı olmak, türlü hastalıklardan korunmak için ayağı sıcak, başı da serin tutmak oldukça faydalıdır. Beden sağlığımızı düşündüğümüz gibi ruh sağlığımızı da düşünmek zorundayız. Bunun için de her sorunu dert etmemeli, olur olmaz şeylere üzülmemeliyiz; sabırlı ve geniş gönüllü olmalı, rahat hareket etmeliyiz.
Ayağını Yorganına Göre Uzat:
(Türk) Dengeli yaşamak isteyen insan mutlaka gelirini, giderine göre ayarlamalıdır. Harcamalar geliri aşmamalı, imkânlar zorlanmamalıdır. Aksine bir hareket bütçeyi sarsar, dengeyi bozar, insanı sıkıntıya sokup rahatsız eder.
Ayaklar Islanmadan Balık Tutulmaz:
(Türk) Kişiler istediklerine erişebilmek için fedakarlık yapmak gerektiğini bilir, bunun içinde gereken fedakarlıkları yaparak amaçlarına ulaşırlar. Erdemli insanlar çoğu zaman isteklerine ulaşabilmek için olayları veya kişileri gerek zararlı, gerekse zararsız olarak kullansa bile, sıradan ve sade insanlar tıpkı deredeki balığı tutabilmek için ıslanacağını bildiği gibi, farklı olaylar içinde kendinden ödün vereceğini bilir.
Aydan Gelen Halı Üstüne, Günde Gelen Kül Üstüne :
(Türk) İnsanlar hayatları boyunca çalışır, birşeyler kazanabilmek için emek harcarlar. Bu emek tıpkı aya gidip gelmek kadar zor ve gayret isteyen birşeydir. Çalışılarak, gayret edilerek kazanılan herşey bizim olur. Evimiz, eşyamız, yemeğimiz, çocuklarımız bu şekilde hayatımıza girer ve kalıcı olur. Kısa ve kolay yoldan kazanılan bu değerler ise çöpe gider, hepsi kül olur. Elimizde avucumuzda bulunanlarıda bizden alarak yok olur. Kısa ve kolay yolları değil, daha çok emek sarfedebileceğimiz yolları deneyerek hayatımızı kazanmalıyız. Böylelikle hem tecrübeli, erdemli bir insan oluruz, hemde kazançlarımızın kalıcı, kesintisiz olmasını sağlarız.
Aygıra Şekerini Vermeden Önce, Ahırın Kapısını Sıkıca Kilitle:
(İtalyan) Bir İtalyan çiftçinin 18 yaşına giren kızına nasihati.
Ayı Çocuklarını Büyütmüş, Duru Su İçmeye Vakti Olmamış:
(Gürcü)
Ayı Çocuklarını Büyütmüş, Duru Su İçmeye Vakti Olmamış:
(Türk) Dünya anneler ile yeni nesillere kucak açar, tüm insanları anneleri büyütür, bir hale sokar. Ancak bu hayat telaşesi ile hiçbir zaman kendine vakit ayırıp hayatını yaşayamayan annelerimiz, bu güzel dünyanın nimetlerini ve günlerini doya doya tadamadan ölür. Bizimle uğraşma telaşesi sebebiyle birçok dünya halini yaşamaz, yemez yedirir, içmez içirir.
Ayı Görmeden Bayram Etme:
(Türk) Müslümanlar Ramazan orucuna gökte hilâli (ay`ı) görünce başlarlar; oruç bitince, yani bir ay sonra yine gökte hilâli görünce bayram ederler. Ayı görme işi de son derece dikkat isteyen bir iştir. İnsanlar ayı görmeden nasıl bayram yapamıyorlarsa, sen de bir iş gerçekleşmeden ona oldu gözü ile bakıp de sevinme; dikkatli ol, ola ki bir sebep yüzünden iş gerçekleşmeyebilir, üzülebilirsin.
Ayı Yavrusunu Severken Öldürürmüş:
(Türk) İnsanlar sevdiğini yerden yere vururlarmış... Biliyorsunuz ki hiçbirimiz küçük yaramaz ve sevimli çocuklara dayanamayız. Onları dövercesine sert ve haşin severiz, yanaklarını sıkar, poposuna tokat atarız. Ancak bu arada o çocuğun canını bilmeden yakarız. Bu sevgi gösterimiz tamamen iyi niyet sonrasında çokça zaman yerini istenmeyen huysuz görüntülere bırakır. Çok sevdiğimiz şeylere yada kişilere daha nazik, daha kırmadan davranmamız gerekir.
Ayın On Beşi Karanlık, On Beşi Aydınlıktır:
(Türk) İnsan hayatındaki olumsuzluklar, kötü gidiş sürüp gitmez. Sıkıntıların, zorluklarında bir sonu vardır. En çetin yokuşlar bile bir çizgide tükenir. İnsan hayatında iyi günlerde olur, kötü günlerde. Bu, bir bakıma geceyle gündüz gibidir: Biri gider, öbürü gelir.
Ayinesi İştir Kişinin:
(Türk) Bir kişinin nasıl biri olduğunu öğrenmek için ona sorduğunuzda söyledikleri değildir. Onun hakkında söylenen sözler yerine yaptığı hareketlerden ve takındığı tavırdan yola çıkarak kişi analizi yapılması söz konusudur. Kişi için söylenenler aslını, karakterini yansıtmıyorsa kişi bunu sadece laf olsun diye söyler, hareketleriyle bunu kanıtlayamaz.
Ayıpsız Yâr (Dost) Arayan, Yârsız (Dostsuz) Kalır:
(Türk) Hemen her şeyin, her insanın bir kusuru, bir eksiği vardır. Hatasız kul olmaz. Dolayısıyla insanın mükemmel bir dost, arkadaş ve sevgili aramaya çalışması boşunadır. Böyle bir dost bulamayacağı gibi, dostsuz kalması da mümkündür. Bu bakımdan insan bir şey elde etmek, bir dost bulmak istiyorsa onları kusurları ile kabul etmeye hazır olmalıdır.
Ayırıcı Gelmiş, Seçici Gelmiş. Orta Yere Sıçıcı Gelmiş :
(Türk) İnsanlar bazen dostlarıda olsa kendi aralarında sorunlar yaşarlar. İki kişinin tartışmasına tanık olan bir üçüncü kişi olayı anlamadan ayırmak ister, gelen ikinci kişi ise olayı anlayıp seçici davranmak ister. Üçüncü gelen ise ikisinede dert yanıp suç bularak aralarının daha kötü olmasına neden olur. Orta halde buluşamazlar.
Ayıyı Fırına Atmışlar, Yavrusunu Ayağının Altına Almış:
(Türk) Merhametsiz, bencil ve kendisinden başka kimseyi düşünmeyen kişiler, zor durumda kaldıklarında gözleri kendi canlarından başka hiçbir şeyi görmez. Gerekirse kendilerini kurtarmak için en yakınındakilerin hatta çocuklarının bile hayatlarını tehlikeye atarlar ve bu durumdan çekinmezler.
Aynadaki Görüntünü Beğenmiyorsan; Aynayı Değil Kendini Değiştir:
(İran)
Aynı Nehirde İki Defa Yıkanılmaz:
(Yunan)
Ayrandan Aşağı Katık Olmaz:
(Türk) Bazı işler bize zor gelir. Bu işleri kolaylaştırmamız gerekir. Ama bazen yapılacak işi kolaylaştırmak için yararlanılacak ucuz nesneler arasından öyle biri seçilir ki daha ucuzu bulunmaz.
Ayranım (Yoğurdum) Ekşidir Diyen Olmaz:
(Türk) Kişiliği tam oturmamış ve ahlaken olgunlaşmamış bireyler malını kötülemeye, kendini eleştirmeye izin vermez. Başkaları onu ve eylemlerini eleştirirse ederse buna da tahammül edemez. Bu durum aslında, yetişmemişliğin tamda kendisidir.
Ayvaz Kasap Hepsi Bir Hesap:
(Türk) En son kasaba ne zaman gittiniz? Düşünün, kasaplar ne kadar iyi olurlarsa olsunlar, ne kadar eski olurlarsa olsunlar, ne kadar mesleklerinin iyi icra ederlerse etsinler etin kilo fiyatı hep aynıdır. Hayatımızda da bazı şeylerin fiyatlar gibi durumları ve sonuçlarıda kişiler kim olursa olsun aynıdır. Herşeyin sonu aynı hesaba çıkar.
Ayyar Tilki Art Ayağında Tutulur:
(Türk) Yaptığı işi hile hurdayla ve sahtekarlıkla yürüten kişi bir gün gelir yakayı ele kaptırır. Bütün yaptığı sahtekarlıklar bir bir ortaya dökülür. Bu durumdan dolayı insanların diline düşer ve alay konusu olur. Kişinin yaptığı her türlü kötü davranış er ya da geç elbet gün yüzüne çıkar.
Az Ateş Çok Odun Yakar:
(Türk) Kişinin aldırış etmediği, ondan tehlike gelmez diye düşündüğü ve umursamadığı şey uygun ortam olduğu zaman büyük zararlara yol açabilir. Nasıl ki ateşin az olması bile koca yangınlara sebep olursa bu da o durumla aynıdır. Tehlikenin küçüğü veya büyüğü olur diye düşünülmeden her zaman tedbirli olmakta fayda vardır. Yoksa önüne geçilemez büyük zararlara uğrayabiliriz.
Az Çoğun Aracısıdır:
(Çerkez)
Az El Aş Kotarır, Çok El İş Kotarır:
(Türk) Basit ve yapılması kolay işler için çok fazla sayıda kişiye gerek yoktur. O yüzden yapılan işin niteliğine ve zorluğuna göre kişi çalıştırılmalıdır. Az kişi gerektiren işi çok kişi, çok kişi gerektiren işi az kişi yaparsa eğer bu durum faydadan çok zarar getirir.
Az Kaygıyı Aş Bastırır, Çok Kaygıyı Dost Bastırır:
(Kırgız)
Az Kaz, Uz Kaz, Boyunca Kaz:
(Türk) Kişi, başkaları için tuzak kurduğunda, onların kötülüğü için bir iş gerçekleştirdiğinde kazdığı kuyuya kendisinin de düşeceğini hesaba katmalıdır. Hiç kimse kendisinin başına kötü bir iş gelmesini istemez. Bu yüzden bencilce davranmak hiç hoş değildir ve kişi nasıl ki başına kötü bir iş gelmesini istemiyorsa bu davranışı kimseye de yapmaması gerekir.
Az Kazanan Çok Kazanır, Çok Kazanan Hiç Kazanır :
(Türk) Bireyler hayatları boyunca iyi, dürüst ve güvenilir insanlar kazanmak için yaşarlar. Çok paraları olmasa bile iyi dostları olan insanlar hiç darda kalmazlar, hiçbir kötü durumda kendilerini tek yada yanlız hissetmezler. Az para kazanırlar ancak çok daha yürekli insanlar ile birlikte olurlar. Çok para kazanan insanlar ise çevrelerinde hep bu para yiyiciler ile yaşarlar; tıpkı bir köpekbalığının etrafında küçük çöpçü balıklarının olması gibi. Köpekbalığı tehlikelidir, avını parçalar ve yer, ayrılan ve dağılan küçük parçaları ise bu küçük çöpçü balıkları toplayarak karınlarını doyururlar. Köpekbalığı ise gövdesinin hemen altında bulunan bu küçük hayvanları hiçbir şekilde göremediği için zarar veremez. Çok para kazanan insanlarda böyledir. Kendilerinden geçinen ve menfaat eden kişileri hiç görmezler, fakat düştükten sonra bu kişiler onu terk ettiğinde durumu anlarlar; ancak iş işten geçmiş olur.
Az Menfaat Çok Zarara Mal Olur:
(Türk) Dünya üzerinde kötü insanlardan geçilmez! Bu kötü insanlar başka kişilerin mal ve paralarını kullanarak hep bu durumdan faydalanmak isterler. Yapacakları bu menfaat onların saf ve güvenen insanları kullanmalarına neden olur ancak bir musibet ile ellerindeki avuçlarındakilerden de olurlar. Bu atasözüne en güzel örnek ise, pirince giderken evdeki bulgurdan olmaktır.
Az Olsun, Öz (Uz) Olsun:
(Türk) Yapılan bir iş ne kadar çoksa o kadar iyidir diye düşünülmemelidir. Sonuç olarak az iş görerek yine bir şeyler elde ediliyorsa bu da yeterlidir. Önemli olan yapılan işin faydasını görmek, yararlı ve sağlam olduğunu bilmektir.
Az Sabırda, Çok Keramet Vardır:
(Türk) Kişiler Allah'tan her ne kadar hayırlı bir hayat ve yaşam istese de; kimi zaman farklı durumlar yaşanır ve problemler ile çıkmazda kalırız. Bu gibi çıkmaz durumlarda kendimize hakim olarak sabırlı davranırsak, bu konuyuda pekiştirerek unutmuş oluruz ve az sabırla çokça zamanın farkında olmadan geçmesini sağlarız. Bunun sonunda Allah yine bize hayırlı olan kerametini gösterir, başımızdaki dertler bir anda gider ve bu sabırla ortalığın durulmasına katkıda bulunmuş oluruz.
Az Söyle, Çok Dinle:
(Türk) Dinlemek, öğrenmenin güzel bir yoludur. Kulak vererek dinleyen insan pek çok şey öğrenebilir. Oysa çok konuşan insanda yanılma payı (özellikle bilmediği konularda) çok olur, hata yapma ihtimalî de artar. Ayrıca kişi yanlış ve çok konuşmalarıyla çevresindekileri rahatsız da edebilir.
Az Tamah Çok Ziyan Getirir:
(Türk) Elindekiyle yetinmeyen, daha fazlasını isteyen, isteklerine kavuşmak için çeşitli yollara başvuran insan, bu tutumundan ötürü zarara uğrar. Çünkü aç gözlülüğün sebebiyle ihtiyatsız davranmış ve tehlikenin içine düşmüştür. Bu gibi kişiler kimi zaman ellerindekileri de kaybederler.
Az Veren Candan, Çok Veren Maldan:
(Türk) Varolalı beri insan, insanın yardımına ihtiyaç duymuştur. Bu bakımdan ihtiyaç sahibine yardımda bulunmak bir insanlık görevi hâline gelmiştir. Kimi yoksul kimseler birilerine yardım ya da armağan olarak bir şey verirlerse (küçük de olsa) bu onlar için bir fedakârlıktır. Çünkü verdikleri şeyden kendilerinde de yok denecek kadar az bulunmaktadır. Dolayısıyla yardımları ya da armağanları yürekten, içten ve candandır. Bunun yanında zengin olanın yapacağı yardım, fakirin yaptığı yardımdan daha fazla olabilir. Ancak bu onun için fedakârlık sayılmaz. Çünkü ihtiyacından fazla olan malından vermiştir. Dolayısıyla verdiği malın yoksulluğunu çekmiyordur o.
Az Yaşa, Uz Yaşa, Akıbet Gelecek Başa:
(Türk) İnsanlar bu dünyaya sınanmak için gelirler. Allah herkesi belli bir süre, kişinin alın yazısı kadar yaşamasına olanak verir. Bu sebepledir ki; kimi insanlar yüzyıldan fazla, kimileri ise kundakta iken ölür, diğer dünyaya göç ederler. Bu hayatımızda azda yaşasak, iyi güzelde yaşasak, çok uzunda yaşasak yinede ölümü tadacağız. Akıbetimizi kimse değiştiremez.
Az Yetmez, Çok Artmaz (Artmazsa Yetmez, Yetmezse Artmaz) :
(Türk) Şu dünya ne garip değil mi? İnsanların önüne bir tabak yemek verdiğinizde, açlık piskolojisinin etkisinden olsa gerek bu yemeğin az olduğu belirtilir. Fakat çok verdiğinizde ise hiçbirşey değişmez, hiçbirşey artmaz. Kişi yine yiyebileceği kadarını yer, karnını yine doyurur. Halbuki ilk önceki isteği tamamen içgüdüsel duyuları yüzünden kaynaklanmıştır.
Az Yiyen Az Uyur, Çok Yiyen Güç Uyur:
(Türk) Açlık insanların dayanma gücünü zorlayan bir problemdir. Bu yüzden az yiyen insan doymadığından dolayı açlığını düşünmekten az uyku uyuyabilir. Çok yiyen insan da midesinin rahatsızlığından dolayı zar zor uyuyabilir. Bundan dolayı yemeklerimizi kararında ve bizim için sağlıklısı nasıl olacaksa o şekilde yemeliyiz.
Aza Demişler: “Nereye?”, “Çoğun Yanına” Demiş:
(Türk) Çok, her zaman azdan daha baskın çıkar. Bu bakımdan genellikle her şeyin azı, çoğa boyun eğer; yahut az, çoğa uyar. Büyük sermaye, küçük sermayeye fırsat vermez; onu idare eder. Bir toplumda çoğun oyu, azın oyunu geçersiz kılar; dolayısıyla az oy sahipleri, çok oy sahiplerine uymak zorunda kalırlar.
Aza Kanaat Etmeyen Çoğu Hiç Bulamaz:
(Türk) Kim ki elindekinden hoşnut olmuyor, onu yeter bulmuyor, onunla yetinmiyor, daha fazlasını istiyor ve onu hor görüp geri çeviriyorsa büyük bir hata işliyor demektir. Çünkü çoklar, azların (küçük şeylerin) birikmesiyle meydana gelir. Küçük şeylere sahip çıkmayan, onların birikmesiyle olmuş olan çoğu da kaybetmiş sayılır.
Azan Kurda Kızan Köpek:
(Türk) Kötü ve belalı insanlar kendilerinin başına bir şey gelmez, onlara kimse sataşamaz diye düşünürler. Fakat böyle insanların hakkından bu kişilerden daha fena ve belalı insanlar gelebilir.
Azan Mevlasınıda Bulur, Belasını da:
(Türk) Dünyada maddi durumu iyi olan insanlar boş kaldıkları vakit ne yapacaklarını bilemezler. Bu durumda farklı arayış ve değişik şeyleri yapma arzusu içine girerler. İyi şeyleri ve gönül eğlendiren uğraşıları ararken onlara örnek olacak güzel nimetleri de bulabilirler, onların başına dert açacak olan bela düzeyindeki sorunları da. Bu yüzden bilmediğimiz kötü nitelik taşıyan işlerle uğraşmamalı, onlarla uğraşmak için peşlerinden koşup aramamalıyız.
Azı Bilmeyen Çoğu Hiç Bilmez:
(Türk) Kişiler, elinde azda olsa olanak varken bundan yararlanmayı bilmez. Eline şuankinden daha çok olanak ve dünya malı geçtiğinde bununda kıymetini bilmez, har vurur, harman savurur. Sonunda yine yararlanmayı bilmediği aza bile ulaşamaz.
Azı Karar Çoğu Zarar:
(Türk) Her ne iş yaparsak yapalım fazlasına göz dikmemeli, hakkımız kadar olanına sahip olmalıyız. Fazlası için yaratılacak hırs, bizi azmettirir, kötü suçlara teşvik eder, haram yememize neden olur.
Azıcık Aşım, Kaygısız (Ağrısız) Başım:
(Türk) Aralıksız çalışarak, çeşitli sıkıntılara katlanarak, amansız zorluklara göğüs gererek zenginlere özgü bir hayat yaşamaktansa, didişmelerden ve çekişmelerden uzak, gösterişsiz ve sakin bir hayat sürmek daha yeğdir. Zıtanlamlısı:: Fazla Mal Göz Çıkarmaz
Azıksız Yola Çıkanın, İki Gözü El Torbasında Olur :
(Türk) Birçok kişi bir süre sonra kendisine gerekli olacak yiyecek, içecek veya alet edevatları vaktinde hazır etmemektedir. Ancak zamanı geldiğinde ve kendisinin bunlara ihtiyacı olduğunda bu duruma hazırlıklı kişileri arayıp sorar, bu gibi hazırlıklı insanlardan yardım bekler. Bu duruma göz yuman kimse ise kişiyi irdeler ise hazırlıksız gelen kimsenin durumunu düzeltebilir, hatta onu bir dahaki saffada daha düzgün olmasını sağlayabilir.
Azmin Elinden Bir Şey Kurtulmaz (Ne Kurtulur?) :
(Türk) Her durumda kişide sağlam fikir ve niyet önemlidir. Sonrasında da sabırla çalışmak gerekir. Azimli kişi bu davranışlarda bulunuyorsa eğer o kişinin başarısız olacağı iş, üstesinden gelemeyeceği bir durum olamaz. Bir işte ne kadar azimli ve istekli olursak hayatımızda da o kadar çok başarı gösteririz.
Azrail Gelince Oğul, Uşak Sormaz:
(Türk) Azrail, eceli gelen kişinin canını almaya gittiğinde o kişinin geride kalan yakınlarını veya ailesini düşünmez. Azrail geldiğinde hiçbir mazeret kabul etmez bahane kabul etmez. Eceli gelen kişinin canını alır.
Baba (Babası) Oğluna Bir Bağ Bağışlamış (Vermiş), Oğul (Oğlu) Babasına Bir Salkım Üzüm Vermemiş (Üzümü Çok Görmüş):
(Türk) Kişiler yaratılışları itibariyle hırslıdır, bu hırs onların bu dünyada suale ve sorguya çekilmesine sebeptir. İnsanlar istede istemese de kişilikleri ve karakterleri itibariyle bazı şeylerin kendisinden eksilmesine tahammül edemezler. Özellikle de kendilerinden birşey isteyen kişi onların sürekli hayatında olan birisi ise. Baba ve oğlu, oğulun yaşadığı yıl boyunca tanışırlar, kesinlikle yabancılık çekmezler. Herkes gibi onlarda birbirlerini en iyi tanıyan insanlardır. Baba tamamen iyi, temiz duygularıyla çocuklarının gelecekleri için onlara fedakarlık yapar; bundan çıkar güdmez. Çocuklar ise aynı hayat mücadelesine girdiklerinde, evli ise çocukları için, bekar ise tecrübesizlikten dolayı ailelerinin onlara verdiklerini, yine ailelerine çok görürler, bu şekilde süregelen bir çelişkiyi yine aynı biçimde çocuklarından görürler. Hayat aslında bu şekilde bir döngü içindedir.
Baba Eder, Oğul Öder:
(Türk) Baba ailenin residir. Bu yüzden ailenin dışında bulunan insanlar babanın tavırlarını dikkate alır. Babanın yaptığı olumsuz davranışlar veya ardında bıraktığı borçlar çocuğuna kalır. Bir baba kötüyse eğer çocuklarının da öyle olduğu düşünülür ve kötü bir izlenim bırakılmış olur. Borçları da aynı şekilde ödemesi için çocuklarına kalır. Bu yüzden her aile bireyi yaptığı her davranışından dolayı diğer aile bireylerinin de etkileneceğini düşünüp ona göre hareket etmeli.
Baba Ekmeği Zindan Ekmeği, Koca Ekmeği Meydan Ekmeği:
(Türk) Bir kadın belirli bir yaşa kadar ailesiyle yaşayıp harcamalarını babasının parasıyla yapar. Fakat yaşı ilerledikçe bu durum ona huzursuzluk verir. Evlendiğinde kocasının yanında maddi açıdan daha rahat olur ve kocasının parasıyla daha rahat eder, serbestçe harcayabilir. Huzurlu yaşamı kocasıyla birlikte bulur.
Baba Himmet. Oğul Hizmet:
(Türk) Büyüklerden yardım görmeyi hak edebilmek için küçüklerin görevlerini iyi yapmaları gerekir. Ehil kişiler manevi yardım ve desteği, bu ihtiyacı olanları gayret ve çalışmasına bağlıdır.
Baba Kanarya Kuşu İse, Evlat Sarı Olur:
(Avusturya)
Baba Koruk (Ekşi Elma, Erik) Yer, Oğlunun Dişi Kamaşır:
(Türk) Bir babanın yaptığı kötü iş, sürekli tekrarladığı uygunsuz hareketler her nedense aileye yüklenmeye çalışılır. Toplum içinde de bunun sıkıntısını en çok, çocuk çeker; en çok o, güç duruma düşer.
Baba Malı Tez Tükenir, Evlât Gerek Kazana:
(Türk) Çoklukla insanlar bir emek vererek kazanmadıkları malın değerini pek bilmezler, meğer ki bu baba malı ola. Babadan kalan mal, mülk ya da para hazır olduğu, değeri de pek bilinmediği için kolay ve çabuk harcanır; tez biter. Bu bakımdan babadan kalan mirasa güvenip çalışmamak, bir kazanç yolu tutmamak son derece sakıncalıdır. Kişilik sahibi olan kimse ise baba malına güvenmez, alın teri dökerek kazanmaya çalışır, kazandığının değerini de bilir, ona sahip çıkar, dolayısıyla onu dikkatle harcar.
Baba Oğula Bir Bağ Bağışlamış, Oğul Babaya Bir Cıngıl Üzüm Vermemiş:
Babalar canlarının bir parçası olan çocukları için büyük özveri ve fedakarlıkta bulunurlar. Ama bazı çocuklar babaları(Diğer büyükleri de olabilir) için küçük bir özveride bulunmazlar.
Baba Vergisi Görümlük, Koca Vergisi Doyumluk :
(Türk) Bir baba kızını evlenecek yaşa gelene kadar onu en iyi şekilde büyütür, onun giderlerini ve ihtiyaçlarını karşılar. Bir baba kızının kuracağı yuva için birikim yapar, çeyizini hazır eder. Fakat bu durum göstermelik olmanın ötesine geçemez. Kızın evlendikten sonraki ihtiyaçlarını ömür boyu kocası karşılar ve çeyizden ne eksilirse yine aynı şekilde kocası eksikleri yerine geri koyar.
Babadan Mal Kalır, Kemal Kalmaz:
(Türk) Babası ölen kişiye, babası öldüğü an bir çok mal varlığı, miras kalabilir. Fakat ölen babanın huyları, fazileti, erdemi ve olgunluğu miras olarak kalmaz.
Babalar, Doğanın Yarattığı Bankerlerdir:
(Fransız)
Babasından Mal Kalan, Merteği İçinden Bitmiş Sanır :
(Türk) Bir emek sarf ederek değil, miras yoluyla elde edilmiş malın ne sıkıntılar çekilerek kazanıldığı bilinmez. Öyle ki insan, miras yoluyla kalan evin direklerinin bile oracıkta kendiliğinden bitiverdiğini sanır.
Baca Eğri de Olsa Duman Doğru Çıkar:
(Türk) Dürüst, doğru, iyi ve güzel vasıflarını doğuştan getiren insan, ne denli bozuk, elverişsiz ortamlarda bulunursa bulunsun niteliklerini kaybetmeyip korur. Bu durum nesneler için de geçerlidir.
Bacağı Varsa Kafası da Vardır:
(Tanzanya)
Bağ Babadan, Zeytin Dededen Kalmalı:
(Türk) Bir bağdan verimli ürün elde etmek için o bağın bir kuşak geçecek kadar yaşlanması lazım. Çünkü verimli ürün elde edilmek isteniyorsa, bağ bir kuşak yaşlandıktan sonra bol ürün vermeye başlar diye bilinmesi gerekir. Zeytinin oluşabilmesi için de en az iki kuşak geçmesi gerekmektedir.
Bağ Bayırda, Tarla Çayırda:
(Türk) Bir şey, kendisi için en uygun ortam neresi ise orada daha verimli olur. Nitekim bağ suyu az olan yerde, tarlada suyu bol olan yerde bulunursa daha çok ürün alınır.
Bağa Bak Üzüm Olsun, Yemeye Yüzün Olsun (Bağda İzin Olsun, Üzüm Yemeye Yüzün Olsun):
(Türk) Bir bağın bağ olması için gereken bakım gösterilmelidir. Üzümler zamanında budanmalı, gübrelenmeli, çapalanmalı ve sulanmalıdır. Bu yapılmazsa o bağdan istenilen üzüm alınamaz. Bu da bize gösteriyor ki emekle üzüm arasında sıkı bir ilişki var. Bir kişi bir şeyden verim bekliyor, fayda temin etmek istiyorsa gereken çabayı göstermeli; gerekli harcamalardan kaçmamalı, o şeye iyi bakmalıdır. Aksi takdirde o şeyden yararlanmaya yüzü olmaz.
Bağda izin olsun, üzüm yemeye yüzün olsun:
Bir bağın bağ olması için gereken bakım gösterilmelidir. Üzümler zamanında budanmalı, gübrelenmeli, çapalanmalı ve sulanmalıdır. Bu yapılmazsa o bağdan istenilen üzüm alınamaz. Bu da bize gösteriyor ki emekle üzüm arasında sıkı bir ilişki var. Bir kişi bir şeyden verim bekliyor, fayda temin etmek istiyorsa gereken çabayı göstermeli; gerekli harcamalardan kaçmamalı, o şeye iyi bakmalıdır. Aksi takdirde o şeyden yararlanmaya yüzü olmaz.
Bağı Ağlayanın Yüzü Güler:
(Türk) Her ilkbahar mevsimi bağ budanır, asmanın gereksiz ve uzun dalları kesilirse güzel ve bol üzüm alınır.
Bağın Taşlısı, Kadının Saçlısı:
(Türk) Bir bağ ne kadar taşlı yerde olursa o kadar verimli, bereketli ve değerli olur. Aynı şekilde insanlardaki olguya göre kadının uzun saçlısı daha güzel olur. Bağ almadan önce bulunduğu toprak kontrol edilmeli, kadının da uzun saçlısı alınmalıdır.
Bağla Atını, Ismarla Hakk`a:
(Türk) Hayvanların bir yerde durmaları isteniyorsa onları mutlaka bağlamak gerekir. Bu durum at için de geçerlidir. Eğer onu başı boş bırakırsak oradan uzaklaşıp kaybolabilir, başına türlü hâl gelebilir. Bunun gibi pek çok şeyde önce tedbir alınmalı, sonra da Allah`a havale etmeliyiz. Kısacası önce tedbir, sonra tevekkül her işte kural olmalıdır.
Bağlı Koyun Yerinde Otlar:
(Türk) nasıl ki bağlı koyun, bağlı olduğu ipin izin verdiği sınırların dışına çıkıp otlayamıyorsa, kimi insanlar da ellerinden olan imkânın dışına çıkıp iş göremezler; ellerindeki imkân ne kadarsa o kadar başarılı olurlar. Fazla İmkânlara kavuşmak, becerikli insanların daha verimli olmalarına kapı aralar. Bu sebeple onlara gerekli olan imkân ve fırsat verilmelidir.
Bahadır Ölse, Bir Ölür, Korkak Ölse, Bin Ölür:
(Kırgız)